Ne olacak Almanya’nın hali

YAŞAM .

"Türkiye sırtını Batı’ya mı dönüyor?" tartışması süredursun biz bu hafta Almanya’ya uzanalım. Bir zamanlar Avrupa’nın en güçlü sosyal düzenine sahip Almanya’nın zorlu günlerinde çok milliyetli nüfusu neler yaşıyor bir bakalım. Almanya’nın seksenli yıllardaki ihtişamından ve halkın gündemdeki fikre katılmasalar da politik “dürüstlüğe” inancından çok şey kaybettiği şu günlerde “Almanya’da yabancı olmak” kavramı üzerinde konuşalım istedim. Duvar’dan yirmi yıl sonra neler oldu? Merkel’in yeni ekonomik önlemleri nelere mal olacak? Almanya’daki Türkiyeliler değişti mi, gelişti mi, entegre oldu mu?

Hakan Arslan iki üniversite bitirmiş bir işçi çocuğu. İngiliz ve Amerikan edebiyatı okuduktan sonra eğitim bilimlerine devam etmiş. Bir doktorla evli ve iki çocuk babası. Eşi de kendisi gibi Almanya’da büyümüş. Şu anda bir gençlik merkezinin koordinatörü. Zor bir işi var. İdealist olmadan yapılacak bir iş değil aslında.
 

Hayat öyküsü ve yorumları sizin de ilginizi çekecek sanıyorum. Açıkçası Berlin’de havanın 28 derece olduğu bir akşam üzeri sohbetimizin sonuna geldiğimizde defterimi kapatırken yıllar önce duyduğum bir hikâyeyi anlattım. Hafızam beni yanıltmıyorsa öğrencilik yılları Almanya’da geçmiş olan ünlü tiyatro adamı ve yazar Haldun Taner’in bir anısıydı bu hikâye. Haldun Taner 1930’lu yılların sonunda İstanbul’dan Heidelberg’e giderken yanında rakı ve bir parça da sucuk götürür. Alman evsahibi ile bir akşam üzeri nevalesi ile rakısını paylaşır. Muhabbet muhabbeti açar. Alman evsahibi rakıyı içtikçe dertlenir, dertlendikçe oflayıp puflamaya başlar. Almanya’nın gidişatından, Hitler’den, yükselen faşizmden, yoksulluktan konuşurlarken Alman evsahibinin ağzından içtenlikle “Offff, offf ne olacak bu Almanya’nın hali” cümlesi dökülür. Latife bir yana, bir parça sucukla, bir kadeh rakı değil aslında, gelecek kaygısı inletiyor insanları... Almanya’da gelecek gençlerin gözüne puslu görünüyor... Hakan Arslan’la sohbetimizden sonra Alman evsahibinin dediğine geldik: “Ne olacak bu Almanya’nın hali?”


Almanya’da 1974’te 24 kişilik sınıfta tek yabancı Hakan’dı, bugün Sibel’in sınıfında bir Alman var

1960’ların başında Türkiye’den Almanya’ya kara trenle ilk göç edenler yolculuklarını bitirdi. Bir zamanlar “Türken raus” (Türkler dışarı-defolun) sloganıyla aşağılanıyorlardı. Bugün “Türk asıllı Almanlar” denilerek başarıları alkışlanıyor...

1974 yılında Berlin Siemens’de çalışmak üzere yola çıkan Aydın Zeki Arslan Erzurum’da DSİ’de görevli bir yöneticidir. İki çocuğunu ve karısını en kısa sürede yanına aldırmak üzere istifa eder ve Berlin’e yerleşir. Dokuz ay sonra da çocuklarını ve eşini getirir. Tek odalı bir evde yaşamaya başlarlar. Çocuklar okula yazdırılır. Hakan o sırada ilkokul üçüncü sınıftadır ama Almanca bilmediği için okulu baştan okumasına karar verilir. Birinci sınıftan okula başlar. Ama çok kısa bir süre sonra baba işsiz kalır. Bu işsizlik tam iki yıl sürer. Bu arada Hakan, Almanca’yı çok hızlı öğrendiğinden sınıf atlar. Kız kardeşi ve ikisi okula giderlerken anne ve babaları büyük bir mücadeleye girişirler. Her ikisinin de iş bulması o kadar uzun süren bir maceraya neden olur ki o günleri anlatırken Hakan “Nasıl başardılar bilemiyorum ama çok zordu, her ikisi de büyük sağlık sorunları yaşadılar” diyor.
İlkokul’a giderken birgün sınıfa girdiğinde tahtada “Türken raus” (Türkler dışarı-defolun) yazdığını görüyor. 24 kişilik sınıfta tek Türk o. Sokaklarda bu yazıyı görmek neyse ama sınıftaki kara tahtada okumak o yaşta bir çocuğa oldukça zor geliyor. İçine kapanıyor. Daha çok ders çalışıyor. Bir süre sonra anne ve baba iş buluyorlar. Hatta iki işte birden çalışmaya başlıyorlar. İki kardeş hem okula gidiyor, hem de kendi kendilerini büyütüyorlar. Yaşadıkları zorluklar onları “başarılı olmaya” yürütüyor. Yıllar geçiyor. Daha iyi evler, daha iyi okullar, nispeten daha iyi bir hayata kavuşuyorlar. Kızkardeşi eczacılık okurken o dilbilimi okumaya başlıyor. Sanattan uzak durmuyorlar. Tiyatro ve müzik hayatlarının içine giriyor. Ülkede olup bitenler ve yabancılar için yapılabileceklerin peşine düşüyorlar. Meselenin sadece Almanlar’la çözülemeyeceğini, Almanya’daki yabancı ailelerin de çocukları için bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyor ve bu konuda çalışıyorlar. Hakan o gençler için hayatını adamış gibi... Çok sevilen bir ağabey, yönetici, öğretmen olmuş...

4 kuşak Türkler...

Hakan Arslan’ın hikayesi 1960’lı yıllardan bu yana Almanya’da yeni bir hayat arayan gurbetçi ailelerin çoğunun hikayesi ile benziyor. Yoksullukla ve düşmanlıkla mücadeleden kazanılan bir hayat. Bugünü nasıl değerlendirdiğini soruyorum. Artık Türkiyeli dördüncü kuşak dünyaya geliyor. Değiştiler mi, geliştiler mi? Nasıl bir yapı sergiliyor?

“Çok geniş bir yelpaze söz konusu. Türkiye’de nasıl her inançtan ve farklı kültürden insan varsa burada da böyle. Tek bir tipten söz edebilmemiz mümkün değil artık. İlk gelenler için haklı olabilirsin, çok benzer bir yapıdan söz edilebilirdi. Ama zaman içinde büyük farklılaşmalar oldu. Türkiye’deki yapıya çok benzemeyen buraya özgü bir kültür de söz konusu. Açıkçası Duvar’ın yıkılmasıyla çok şey değişti. Sadece Almanya’daki Almanlar için değil Türkiyeliler ve diğer yabancılar için de bir kayıp söz konusu. Kazanılmış pek çok hakkımızı, çaba sarf ederek edindiğimiz kısmi sosyal eşitliğimiz kaybettik. Doğu Almanya’nın yeniden yapılandırılması için Doğu’ya akıtılan paranın ve borçlanmanın bedelini hep beraber ödüyoruz o ayrı. Ama bir de Alman kökenli olduğunu söyleyen Rus akını oldu ki bu dengeleri daha da değiştirdi. Yeni külütürel sorunları da beraberinde getirdi.”

Berlin’de büyük alışveriş merkezlerinde göze çarpan bir değişiklik de tüm tabelalarda Almanca’nın yanısıra Rusça’ya rastlanması. Tutucu Almanların ticaretteki bu dil gelişimi dikkat çekici. Yabancı düşmanlığından konuşuyoruz. “Her iki taraf için de aynı şey geçerli. Bugün Türkiyeliler arasında Almanya’ya tam integrasyon sağlamış olan da var 14 yaşında kulaktan dolma sözlerle Bozkurtçuluk oynayan da...

Bildikleri bir alanın dışına çıktıklarında her şey bitiyor. Fakirler. Korkuyorlar. Korku düşmanlığı tetikliyor. Alman hükümetleri bu anlamda üstlerine düşeni yapmadılar. Parasal destek sağlayıp gerisini kontrol etmemek olmaz. Daha farklı bir eğitim ve kontrol sistemi olmalıydı. Almanlaştırmak değil, birlikte yaşam olarak algılanmalıydı. Bugün yabancı düşmanlığı en çok Doğu Almanlar arasında sürmekte. Doğu Berlin’de Marzahn semtinde yabancı oranı çok düşük olmasına rağmen yabancı düşmanlığı orada çok fazladır. Yoksul bir semt orası da. Yoksulluk her iki tarafta da şovenizmi tırmandırıyor. Aynı şey, aynı nefret ve şoven tepki Kreuzberg, Neuköln, Tiergarten gibi Türkiyelilerin çok yoğun olduğu yerlerde Almanlar’a karşı da görülebilir. Dünyanın her yerinde böyledir bu...”


İki kalp çarpıyor

Meslek yaşamının tamamını gençlere adamış bu adama “Peki umutlu musun gelecekten? Nasıl değerlendiriyorsun bu gençleri? Avrupa’da gelecek 10 yıl bu çocuklara baktığında nasıl görünüyor gözüne” diye soruyorum. “Göğsümde iki kalp çarpıyor inan. Bir taraftan inancımı kaybediyorum her gün. İstiyorum ki bu çocukları sarsayım, itiraz edin, yürüyün, isyan edin diyeyim. Ama yapamam. Görevim onları kültürel olgunluğa eriştirmek. Ancak gelecek hiçliğinin farkında olmak onları iki övünce götürüyor. Bir bedensel olarak övünmek istiyor ve vücut geliştiriyorlar. İkincisi de isyandan anladıkları küfürlü, ırkçı, kadın düşmanı söylemi olan rap şarkıları yazmak. Bununla da gururlanıyorlar. Bir ümitsizlik hakim. Almanya’daki bu hareketsizlik ve olup bitene tepkisizlik benim içimdeki genci çıldırtıyor. Fransa’da olmak, 68’e dönmek istiyorum. Alınan yeni ekonomik kararlar daha da yoksul yapacak Almanya’da yaşayanları. Önümüzdeki iki yılın zor olacağını düşünüyorum. İyi eğitimli Türkler artık Türkiye’ye dönmek istiyor. Daha iyi iş olanakları ve daha iyi para olduğu için. Avrupa’da yeni yapılanma bitti artık güç Türkiye’de görünüyor. Yeni hayat orada. Buraya ilk gelenler artık yolculuklarını bitirdiler. Şimdi doğan dördüncü kuşak ve onlara Türk asıllı Almanlar deniyor.”

Babasını iki yıl önce kaybeden Hakan Arslan ve kızkardeşi Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyor. Çocukları Sibel, Sara ve Ersin mükemmel Almanca konuşuyorlar. Babalarının kabri Türkiye’de olsa da onların hayatı artık orada... 1974 yılında 24 kişilik sınıfta tek yabancı olan Hakan’ın bugün 12 yaşında olan yeğeni Sibel’in 24 kişilik sınıfında sadece bir Alman var... 1990’larda genişlemeyen Alman nüfusunun tersine giderek büyüyen yabancı toplumundan geleceğin savunma bakanı çıkacak ve büyük ihtimalle Libya kökenli olacak diye şakalar yapardı komedyenler... Gidişat bunu gösteriyor. Yabancıların çoğunlukta olduğu bir sınıftaki biricik Almanı ise antirasist bir disiplinle büyütülen Sibel kolluyor...

Hayat işte!


‘Duvar yıkıldı çok şey değişti’

Almanya’da çok sevilen bir öğretmen olan Hakan Arslan, “Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla çok şey değişti. Sadece Almanya’daki Almanlar için değil, Türkler ve diğer yabancılar için de bir kayıp söz konusu. Kazanılmış pek çok hakkımızı, çaba sarf ederek edindiğimiz kısmi sosyal eşitliğimizi kaybettik” diyor.


Yeni kültür merkezi

ALTI yıl yaşadığım Berlin’den 1996’da ayrıldım. Doğu Berlin siyah beyaz bir fotoğraftı benim için. Avrupa’nın en büyük şantiyesi olarak tanımlanırdı Berlin. Bugün yolumu bulamadığım bambaşka bir şehir artık. Doğu Berlin sınırları içinde kalan PrenzlauerBerg şehrin en gözde semti olmuş. Doğu Almanya döneminde bu semtte oturan sanatçılar ve siyasiler yaşadıkları mekanı terk etmeyince batılı entelektüellerin de tercih ettiği bir noktaya dönüşmüş. Doğal olarak bir sanat merkezi haline gelmiş. 20 yıl önce bomboş bir arazi olan Potsdamer Platz en turistik bölgeyken, metroların hiç durmadan geçtikleri Friedrich Strasse ise New York’un 5th Avenue’suna dönüşmüş...

Vatan
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Ne olacak Almanya’nın hali | İclal Aydın

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.