Kılık Kıyafet Serbestliği

GÜNCEL .

Biz, her zaman iki yanlıştan birini seçmek zorunda mıyız?
Biz, her zaman yanlışlar arasında mı tercih yapacağız?
Biz, hiçbir zaman doğru ile yanlış arasında tercih yapamayacak mıyız?
Biz, niye kalkıp da bir doğruyu, bir yanlış ve bir noksanlığa kurban edelim ki?

Bir doğru için, bir yanlıştan değil de; bir yanlış için, bir doğrudan feragat etmek, ne kadar akıl kâr işidir?

Ortaokul ve liselerde, hem forma olsun, hem de başörtüsü/türban olsun!

Hayatta,  gündelik bireysel hayat ve ilişkilerimizde olduğu gibi; politika ve devlet yönetiminde de ya doğru ya da yanlış vardır. Bir şey aynı anda, hem doğru hem de yanlış olmaz/olamaz. Ancak burada asıl önemli olan; bizim doğruluk parametrelerimizin mihenk taşıdır, kıstaslarıdır, dayanaklarıdır. Neye göre doğru; neye göre yanlış? Bizim buna, net ve tatminkâr bir cevap vermemiz lazım.

Siz; ”İnsani olarak tamam, bu böyledir. Ama politikada, devlet yönetiminde bu böyle olmaz. Bireysel olarak gayri insani/etik dışı/ahlaksızlıktır. Ama siyasi olarak olması gereken budur.” diye bir şey söyleyemezsiniz. Bir şey, bir karar ya da uygulama; insani olarak ahlaksızken; politik olarak ahlakî olamaz. Bireysel olarak ahlaksız/etik dışı olan bir şey, siyasi olarak da ahlaksızdır, etik dışıdır, gayri insanidir. Eğer hali hazırda, bunun aksi yönde bir şey söz konusuysa/bir durum varsa; sizin, oturup ya o “İnsanî” değerleri ya da o siyasetin omurgasını tekrardan gözden geçirmeniz gerekir.

Devlet işlerinde ve toplumsal olaylarda, siz, hiçbir zaman “Yaptım, oldu!” mantığıyla hareket edemezsiniz. Bir çalışmanın/bir projenin/bir uygulamanın paydaşlarını henüz hazırlık aşamasında, o çalışmanın içerisine dâhil etmediğiniz müddetçe, siz o çalışmadan, herhangi bir başarı da bekleyemezsiniz.

Uygulayıcılarla birlikte oturulur, karar verilir. Eğer ortada bir yanlış varsa, o yanlış, tepeden inmelerle değil; ikna ve tatminle ortadan kaldırılır/düzeltilir. Ve yine eğer ortada bir doğruluk ve güzellik varsa da, o doğruluk ve güzellik de, tek kalemle hizaya getirerek değil; doğru yöntemlerle, o güzelliğin gerçekten güzel olmuş olduğunu, o doğruluğun gerçekten de doğru olmuş olduğuna taraflar gerçekten inandırılmalıdır. Çünkü en doğruya dahi, yanlış yoldan varılamaz, yanlış yapılarak doğru beklenemez. İstediği kadar yanlış yan yana gelsin, üst üste konulsun; bunların hiçbirinden bir tek doğru çıkmaz. Çünkü doğruluk kıstasında, asıl olan nicelik değil; niteliktir. Sayısal çoğunluk, hiçbir zaman bir doğruluk kıstası olarak telakki edilemez.(Bu son cümleyi, başka bir bağlamda ayrı bir yazıda kaleme alacağız inşallah!)

Bugün, Milli Eğitim’e bağlı okullardaki kılık kıyafet serbestliğiyle ilgili olarak, tepeden inme bir anlayışla, “Ben yaptım oldu!” edasıyla değil; hayırlı sonuca dayalı, sağlıklı ve sağduyulu istişarelerin/müzakerelerin yapıldığı, konuyla ilgili olarak sözü olan herkesten fikirlerinin alındığı ve tarafların az da olsa birbirlerini anlamış olduğu bir ortamda hayırlı bir karar verilmeliydi. Ama konuyla ilgili olarak, en azından şuana kadar ne yazık ki böyle bir şeye tanıklık etmedik.

Dilerim, hiç olmazsa bundan sonraki çalışma ve uygulamalarda; anlık “Başarı ve zaferlere” göre ve sadece toplumun bir kesimine/bir hizbine yönelik değil; bilakis, köklü ve toplumun tüm kesimlerine, tüm damarlarına sirayet eden, gerçekten gelecek ve topyekûn kalkınma ve ilerleme vadeden çalışmalar yapılır, uygulamalar ortaya konulur. Ve unutmayalım ki; en doğru çalışmalar bile, ancak ve ancak en doğru yöntemlerle, gerçek amacına ulaşabilir.
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Kılık Kıyafet Serbestliği | Selim Atlıhan

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.