Hayır, Biz Yorulmadık

KÜLTÜR SANAT .

Hayır, biz yorulmadık!
Biz, yapmamız gerektiği halde/gücümüz yettiği halde yapmadıklarımızdan dolayı, gayri insanî bir felakete sürüklenen insanlık karşısında suçluyuz,
Cenab-ı Allah karşısında günahkârız!


Yorulmak, yapılan bir çalışmadan sonra sarf edilen eforun vücudumuzda/bedenimizde ortaya çıkarmış olduğu halsizliktir/yıpratıcı haldir. Yorulabilmemiz için, önce çalışıp ter akıtmamız gerekir. Tabi terlemek için illaki çalışmak da gerekmiyor. Bilakis, sırt üstü yatarak da terleyebiliriz. Ama bu halimizi/çalışmadan yorulmuş olduğumuzu kimseye anlatamayız/anlatılmaz, bu durumdan şikâyetçi olunup feryat figan edilmez/edemeyiz. Çünkü akıtılan o terden, sarf edilen o güçten, gerek bireysel gerekse de toplumsal olarak herhangi bir netice çıkmamıştır/kendi dünya ve ahretimiz adına herhangi bir hâsılat/verim/ilerleme ortaya çıkmamıştır.

Bugün, toplumsal olarak geldiğimiz nokta da, burasıdır işte. Cemiyet olarak, bugün bizim kalkıp da yorulduk diyebilmemiz için, önce, içinde bulunmuş olduğumuz fikrî ve aksiyon zilletinin ve bununla birlikte gelen bin bir parçaya bölünmüşlüğümüzün hesabını yapıp, eğer verilebilirse, biz, bir an önce bunun hesabını vermenin derdine düşelim. Aksi takdirde, yaş ve konumumuz ne olursa olsun, gerek Cenab-ı Allah karşısında, gerekse de tarih karşısında hiç kimse bunun hesabını veremez/bu ağır vebalin altından kalkamaz.

Çünkü son iki asırdır, ne yazık ki, cemiyet olarak biz, hiçbir şey yapmadık. Biz yorulmadık, ter dökmedik. Biz, tefekkür âlemine hiç mi hiç dokunmadık, hayatın çekilmesi gereken külfetini çekme şerefine, ne yazık ki nail olmadık/olamadık. Fikir dünyamız çoraklaştı, koca bir hayatımız, taklide mahkûm oldu. Bilimden, fenden, matematikten, edebiyattan, felsefeden, sanattan, estetik ve mimariden zerre dahi anlamaz olduk. Hep birileri yaptı, biz yedik. Hiçbir şekilde, bir an duraksayıp “Ben, neyim ve kimim!?” deme ihtiyacını bile hissetmeden, hep alıp tükettik. Sürekli birileri üretiyor, biz tüketiyoruz. Biz, seçme şansına sahip olmadığımız için, bize reva görülene de boyun eğip, koşulsuz şartsız, onu alıp kabul ediyoruz. Bu sunum/bize ihraç edilen bu şey; bazen bir icat, bazen bir kavram, bazen bir düşünce yapısı, bazen bir yaşam biçimi olduğu gibi ne yazık ki bazen de yeni bir insan modeli oldu/olabiliyor.


Herkes, bildiklerinden ve bilmesi gerekip de bilmediklerinden olduğu gibi; yaptıklarından ve gücü yettiği halde, yapmadıklarından da sorumludur. Yani biz, sadece yaptıklarımızdan değil; yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Çünkü onu yapmaya gücümüz var; ancak biz, kendimizi tanıyıp kendimizi, kendimiz olarak tanımlamadığımız için/böyle bir çabanın içerisine girmediğimiz için hem suçluyuz, hem de günahkârız.

Bugün dünya, kavramlar üzerinden tartışılırken/yönetilirken, biz, kendi öz benliğimizi dahi/kendi medeniyetimizi/kendi temel doğrularımızı dahi, başkalarının/egemenlerin/siyasi ve iktisadi olarak egemenlik kurmuş olan uygarlıkların/anlayış ve zihniyetlerin kavramları ile tanımlar olduk ne yazık ki. Bu da, tam bir çürümüşlük halidir, tam bir zillet halidir. Düşünün, biz, kendimizi dahi, başkalarından ödünç almış olduğumuz kelimelerle/kavramlarla tanımlıyoruz/tanımlamaya çalışıyoruz. Belki, daha da vahimi; kendimizi, başkalarının bedenleri/gövdeleri/uygarlıkları üzerinde inşa edeceğimiz/edebileceğimiz komikliğine düştük/düşüyoruz ne yazık ki. Bu komiklik ve zavallılık, öyle genel geçer bir hata ve yanlış değildir; bilakis tarih ve medeniyet karşısında, Allah muhafaza gittikçe, yok oluş ve zillete götüren acı bir sürecin de ayak sesleridir. Çünkü burada zihinsel bir çürümüşlük var ve bireyin/cemiyetin kendinden/kendi öz benliğinden vazgeçmiş olma hali nevzuhur etmiştir artık.
Siz bir çınarın dallarını istediğiniz kadar kesin, istediğiniz kadar o gövdenin üzerine farklı farklı aşılar yapmaya çalışın. Ne yaparsanız yapın, o aşı tutmaz, tutmayacaktır da. Çünkü o dalların gövdesi çınardır ve o, sonsuza dek de hep çınar olarak kalmaya devam edecektir. 

Biz, kendi medeniyet değerlerimizdeki özgün ve kuşatıcı dilden yola çıkarak, yetkin bir muhteva ile kendimizi yeniden ihya ve inşa etmek, kendi kavramlarımızı yeniden oluşturmak ve kendi tanımlarımızı yeniden, kendi dilimizde yapmak zorundayız.  Biz, bu atılımı ise; yaşlılara ve pörsümüş algılara rağmen, yapmak zorundayız! Çünkü, yaşlılara ayıracak zamanımız, onları dinleyecek tahammülümüz kalmadı artık. Bu kutlu vakit geldi, geçiyor bile…
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Hayır, Biz Yorulmadık | Selim Atlıhan

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • recep ertü Çarşamba, 18:07

    üç noktanın bir fazlası(...+.)

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.