Bizim de Yarına Bırakılmış Kavuşmalarımız Vardı

KÜLTÜR SANAT .

Hep siz mi sevdiniz?
Hep siz mi el sallayarak
Varacak menzilleri dâhi bilmeyenlerinize, titrek ve yaşlı bakışlar attınız?
Hep siz mi umut dolu,
Yaşam dolu hayatlardan bahsettiniz?
Hep siz mi kokladınız o tazecik fidanlarınızı?
Hep siz mi sevildiniz,
Hep siz mi hasret çektiniz,
Hep siz mi ufuklara dalıp kaldınız,
Hep siz mi sevdalandınız,
Hep siz mi tattınız sevinçle gözyaşının aynı anda ne demek olduğunu,
Ve hep siz mi tattınız gidenlerin arkasındaki karanlık beklemenin ne demek olduğunu?
Hayır cancağızım hayır!...
Oysa bizim de ertelenmiş umutlarımız, bizim de yarına bırakılmış sevdalarımız vardı.
Biz de sevdik, biz de sevildik.
Biz de üzüldük, biz de hüzünlendik.
Bazen açıkça, bazense gizlenerek, sakınarak...
Çünkü bizim oralarda, kendi gerçek bedeninle sevmek de, sevilmek de yasaktı,
Çünkü bizim oralarda her taraf buram buram teröristlik, hainlik, bölücülük ve daha nicesi kokardı.
Kendi anadilinle, mensubu olmuş olduğun din ile/inancın ile rüya görüp hülyalara dalmak dahi bölücülüktü, hainlikti, teröristlikti.
Kendi öz vatanımızda parya,
Kendi öz benliğimizle suçlu ilan edilmiştik, legal hale getirilmiş olan illegal kafalar, illegal sistemler, gayrimeşru zihinler tarafından!
Hep bir gücün, hep yapay bir egemenin gölgesinde yaşamak zorundaydık tüm duygularımızı, tüm sevinçlerimizi, tüm hüzünlerimizi.
Kendi ana topraklarımızda, biz, hep öteki olduk, hep dışlandık.
Hiçbir zaman kendimiz olamadık, belki de olmayı beceremedik, kim bilir.
Oysa biz, sadece kendimize, kendi onur dünyamızdan, kendi değer dünyamızdan, kendi ilkeler manzumemizden, kendi öz nefesimizden kokan başka hiçbir mıntıkaya dahi dönüp bakmadık bile!
Çünkü kişi, düşündüğü, yaptığı ve baktığı kokuyordu bu yaşam diyarında da!
Biz ise gayriinsanî, gayrimeşru kokmamak adına vazgeçmiştik gayriinsanî ve gayrimeşru düşünceden/bakıştan dahi!
Küçücük bedenlerimizle, onulmaz korkular salmıştık insan olma hanesine kendisini zorla yazdırtanlara.
Biz, doğuda, Gazze’de, Filistin’de, Keşmir’de, Arakan’da doğmuştuk.
Yani güneşin doğduğu yerden,
Yani insanlık coğrafyasında doğmuştuk.
Suçluyduk ve suçumuz da büyüktü:
Kendi anavatanımızda kendi onurumuzla yaşamaya çalışma suçuna müptela olmuştuk bir kere!
İşlemiştik böyle bir suçu. Çünkü onursuzluklar karşısında, kepazelikler karşısında onursuzca oturup beklemek, lügatimizde hiç mi hiç yer edinmemişti hamd olsun.
Onursuzluğa, onursuzlukla değil; kepazeliklere müptezelliğin her türlüsüyle değil; bilakis onur ve vakarımızla karşılık verecektik/vermeye çalışıyorduk gayriinsaniliğin bin bir türlüsüne.
Işıyan mum, dibine vermezmiş. Bizden doğan güneş de bir türlü bizi aydınlatmıyor, belki de bizi aydınlatmasına müsaade edilmiyordu.
Tüm küffar milleti, tüm yanlışlar, tüm eksik olanlar aynı şemsiye altına girip toplanma yarışına girmişken; ne yazık ki doğrudan, güzelden, insanlıktan, değer ve ilkeden, onur ve vakardan bahsedenler; her toplanmadan/her toplantıdan bir ayrışmayı/bir ayrılığı çıkartmayı başarıp fırka fırka bölündüler.
Herkes nutuk atıp, kendi iktidar hesaplarını yaparken, biz, ilmik ilmik yaşıyorduk haksızlığın, zulmün, işkencenin, gayriinsanîliğin bin bir çeşidini, adı konulmamışlığını.
Biz yaşıyorduk, onlar, plan yapıyordu.
Biz gülüyorduk, onlar, hesap yapıyordu.
Biz seviyorduk, onlar, kin ve nefret besliyorlardı.
Ama biz gene de yaşam tacirleri ve sistem naraları karşısında; tüm yapay ve sunî gölgelere inat, kendimizden, kendi değer ve ilkelerimizden, kendi yaşam mücadelemizden, kendi umut dünyamızdan zerre dahi ödün vermedik, vermemeye de ant içtik.
Atmayan yüreklere, görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, yaşamayan bedenlere inat, hep yüreklerimize sığınıp tüm bir benliğimizle;
Umuda,
Sevdaya,
Barışa,
Huzura,
Değer ve ilkelere kanat çırpıp insanlık kokan yarınlara doğru yol almayı, kendimize şiar edindik hamdolsun.
Yoksa, hani biz de sevindik, biz de üzüldük.
Biz de umutlandık, biz de içerlendik.
Biz de yaşadık, biz de umutlarımızı, sevinçlerimizi, dertlerimizi, tasalarımızı hep yarına erteledik!
Dedim ya be kardeşim; siz, bunları açık ve aleni bir şekilde yaparken,
Biz, tüm bunları gizlice, sakınarak, oraya buraya sığışarak yaptık!
Ne yapalım, biz de, böyleydik işte!
Yani demem o ki;
Herkes birleşmek için bir araya gelirken; biz, ayrılıp bölünmek için toplantı üzerine toplantılar yapar olduk.
Herkes kendi doğrularını bizzat yaşarken; biz ise, lafı güzaf ile yeni dünyalar kurmanın acziyeti içerisine düşer olduk.


Facebook/Selim Atlıhan
Twitter/muhammedselim

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Bizim de Yarına Bırakılmış Kavuşmalarımız Vardı | Selim Atlıhan

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.