Son Yazısı

“Kontrollü Canlı Yayın Tartışması”na Dair

KÜLTÜR SANAT .

Adayların canlı yayın tartışmalarında maksat, kendi gerçek kişiliklerinin ve beceri veya meziyetlerinin ortaya çıkmasıdır. Çünkü spontanedir, orasıdır. Nerden nasıl bir soru geleceği tahmin edilse de kesin olarak bilinmez. Kesin değildir. Gelebilir de, gelemez de. İşte seyirci için asıl güzellik de burada başlar. Heyecanla, keyifle bekler. Çünkü orada kurgu falan yoktur. Kimse bir sonraki adımı bilmez. Şov alanıdır orası biraz da. Tıpkı ABD’deki başkanlık seçimlerinde olduğu gibi. Ki bence onlar bunu çok güzel yapıyorlar. Haftalarca falan canlı yayına çıkacaklar mı çıkmayacaklar mı diye tartışılmaz; tartışılsa bile bu konuda taraf yetkilileri bilmem hangi protokoller çerçevesinde bir araya gelerek hangi hangi şartlar dâhilinde bir araya gelineceğini ve kimin moderatör olacağını ve hangi soruların sorulacağını falan imzalar altına almazlar; haydi alsalar bile bunu bizzat yazılı bir şekilde kamuoyuyla paylaşarak demokrasi anıtı gibi falan sunmazlar/sunmaya çalışmazlar; çünkü onlar da bilir ki bu demokrasi falan değildir ve buna maruz kalanların da buna verecekleri sağlam tepkileri olacaktır. Belki de zaten böyle bir düşünceleri asla yoktur ve olmamıştır. Zaten öyle bir kültürle yetişmiş oldukları için.

Biz de beklemeye koyulduk. Hele de dünyadaki canlı yayın tartışmalarının hazzına varmış belli bir kesim. Olur ya, belki de şapkadan değil tavşan falan, bilakis bambaşka bir sürpriz de çıkabilirdi. Siz buna aşırı iyimserlik deyin, diğeri buna aşırı saflık falan desin. Ama durum buydu. “Belki, belki. Olur ya…” Çünkü uzun zamandır tartışmaya; dikkatinizi çekerim, kavga, küfürleşme veya hakaretleşme falan değil; tartışmayı, ortak bir doğruya varmak üzere farklı kişilerin bir konu veya bazı konular üzerinde konuşup bir karara vardıklarına şahitlik etmiş değiliz. Geçtim bunları, milletvekilinden yukarı gitmeyen iki farklı siyasi temsilcinin bile aynı yayına çıktıklarını ve derdini veya dertlerini anlatabildiklerini unutalı çok oldu.

Elbette ki geçmiş güzellemesi falan sevmem. Geçmişe öykünmek. Hem de ara ara “Kel ölür sırma saçlı olur” havasına ve romantikliğine aşırı kapılarak. Yok, sevmem ve pek de doğru bulmam düne dair böyle “aşırı iyimserlik”leri, bugüne dair aşırı karamsarlıkları. Çünkü maalesef ki, dün nice yanlışlar da yapıldı, hayatın diğer alanında olduğu gibi siyaset alanında da. Üstelik öyle ki, siyaset bilmezlikleri nice nice canlara da mal oldu, oluk oluk kan akmasına da neden oldu. Bunlarla birlikte elbette ki güzel işleri de vardır, olmuştur ki, bundan dolayı bu ülke, bu topraklar ve insanlık için güzel tek bir işe imza atan veya tek bir güzelliğe vesile olan herkesten de Allah razı olsun.

Bugün geçmiş siyasilere ait videolar izliyoruz. Koca koca liderler, üstelik çok zıt kutuplarda yer almalarına rağmen, canlı yayında, aynı masa etrafında bir araya gelebiliyorlarmış meğerse. Küfür etmeden, hakaret etmeden, birbirlerine karşı ağır ifadeler kullanmadan. Bunlar olabiliyormuş meğerse. Elbette ki birlikte bir tv yayınına çıkmak/çıkabilmek her şey değildir. Eğer bu böyle algılanırsa direk şu soru sorulur çok haklı olarak: E madem bu koca koca adamlar bir tv yayını için bile bir araya gelip konuşabiliyor, neden, bırakın tek bir canının, onlarca, binlerce canın gitmemesi için bir araya gelip bunları engelle(ye)mediler, neden sonuç odaklı konuşup bir karara var(a)madılar? Üstelik, bu ölümlerin bir kısmında bizzat (en azından görünürdeki şekli ile) bu siyasilerin bir araya gelmemeleri(12 Eylül gibi) neden olmuşken. Bu, sadece işin can kısmı; bir de işin ekonomik, eğitim, sağlık, dış politika ve askeri hezeyanlar tarafı var tabii. Tüm bunlara bakınca elbette ki çokça şey söylenir, söylenmesi de gerekir ki bugün ve yarın da yine aynı akıl tutulmalarına yakalanılmasın, aynı hatalara düşülmesin. İyi konuşmak, güzel cümle kurmak her şeyi öyle güllük gülistanlık kılmıyor. Ama konuşabilmek de gerekiyor. Konuşabilmemiz ise düşünebilmemize bağlıdır. Düşüncen, doğru düşüncen ölçüsünce doğru konuşup doğru işler yaparsın. Hayatın diğer tüm alanlarında olduğu gibi siyaset alanında da bu böyledir. Aksi ise sıkıntıdır. 

Şimdi biz yine şu “kontrollü tartışma”mıza gelelim. Herkes beklemeye başladı: “Beklenmedik bir şekilde gelen sorulara kim nasıl yanıt verecek, kendi konuşma insicamını bozmak isteyen rakibine nasıl bir yaklaşımla karşılık verecek, yarıştığı alanın durum ve vaziyetine ne kadar hâkim?” Doğal olarak bunlara yanıt bekliyorduk. Çünkü buradan çıkacak olan sonuç veya yanıtlar seçmenin oy rengini belirleyecekti. Yani bu tür tartışmalar çok büyük oradan seçmende bir karar oluşturur: Hangisine verebilirim, hangisine asla vermem falan. Ama maalesef. Bunların hiçbiri olmadı. Herkesin ağzında kekremsi bir tat bıraktı. İki tarafın sadece mahcup, bir terapi havasında ve çok da emin olmayan “Biz kötü değildik be. Ama daha da iyi olabilirdi sanki” fısıldamaları dışında kimse içeriğine falan pek girmedi sanki tartışmanın. Çünkü bırakın içeriği, şekli çok daha sıkıntılıydı zaten. Şekil direk içeriği etkiledi. Robotvari ve sıfır insiyatif (en azından bir taraf için). Merak yok, ani refleks yok, sorunun peşine takılmak yok, araya girmek yok (rakiplerin), tartışma şehvet ve heyecanı yok. Yok çarpı yok. E durum böyle olunca da, rakipler başta olmak üzere, herkes sıkıldı ve herkes bir an önce bitse de gitsek havasına girdi. Sonuç olarak; dağ bambaşka bir şey doğurdu da, beklentilerin baya baya altında bir şeyler doğurur gibi oldu o kadar(cık).

Son olarak işin moderasyon, moderatörlük kısmı değil; işin sunucu tarafı diyeceğim; çünkü moderatörlük bir şey çıkmaması için her şey yapılmıştı zaten. İşi asıl mecrasından çıkarıp bambaşka suni bir alana çeken de bu kurguydu zaten: Olan sunucuya oldu. Şöyle bir bakalım, öyle zannediyorum ki sunucu, mesleki olarak bu programdan önce çok daha muteber bir konumdaydı. Her iki taraf nezdinde de, kendi meslektaşları nezdinde de. Çünkü sadece üçüncü kişi olarak oradaydı o. Başka bir rolü var mıydı, bilmiyorum. Şeklen kurgu tamamlanmış olsun. O da buna rıza göstermişse biz ne yapalım. Bu konuda sadece bunları diyorum, o kadar.

 

M. Selim Atlıhan   

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.