28 şubat ve biz

KÜLTÜR SANAT .

Milletimizin tarihsel sürecinde unutamadığı ve her zaman  hatırladığı,  önemli zaman dilimleri vardır. Yakın tarihimizin 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat tarihleri de yıllarını  söylemeden , ifade ettikleri anlamları ile milletimizin dimağında her zaman canlı olarak yaşamaktadırlar. Çünkü bu tarihler; halka karşı yapılan büyük haksızlık, hukukun ve insan haklarının askıya alınması, işkencelerin ve zulmün olağan bir sorgu metodu olarak kullanılması, kısacası darbe yapılması anlamına geliyor.

Bu tarihlerin ortak özelliği;  iktidara karşı kullanılan etkin bir medya provokasyonu,  asker- sivil bürokrasinin hakim olduğu ve sınırsız beslendiği devlet aygıtını seçimle gelen TBMM ve onun kurduğu Hükümete bırakmama hırsı ve ABD ve Batılı diğer güçlerin Türkiye’de sivil seçilmiş iktidarlardan çok, hakim bürokratik iktidarı  desteklemesi ve darbelere çanak tutmasıdır. Bu darbeler sistemi;  kısa aralıklarla millet iradesinin rafa kaldırılmasıdır. Halkın siyasi iktidardan istediği daha fazla demokrasi ve insan hakları talepleri ve kalkınmış Türkiye isteklerinin ; yukarıda  saydığımız Medya, Bürokrasi ve dış güçler koalisyonunun Türkiye’ye biçtikleri rolle çatışıyor olması sonucu ortaya çıkmıştır. Türkiye’de seçimle iktidara gelen Sivil iktidarlar; halkın talepleri ile,  sırtını Batıya dayamış, onun sayesinde  gücü elinde bulunduran Bürokrasi arasında sıkışmış bir yönetim tarzı yürütmek zorunda bırakılmıştır. Hükümetler halkın taleplerine ağırlık vermeye başladıklarında, darbeler gelmiş ve devlet Bürokratik elitin istekleri doğrultusunda revize edildikten sonra, seçimlere yeniden gidilebilmiştir. Ancak bu ara dönemler;  baskı, zulüm ve işkencelerle halkın cezalandırıldığı, adeta bir daha hata yapmaması hususunda eğitildiği ve korkutulduğu dönemler olmuştur.

Ancak halkımız;  sabrı ve sivil direnişi bir yöntem olarak benimsemiş, her seçim döneminde darbecilerin arzuları hilafına;  onları onaylamadığını ,   yüzsüzlerin yüzüne, zalim iktidar sahiplerine doğruları söylemenin en büyük cihat olduğu bilinci ile iradesini haykırmıştır.

28 Şubatta 1997 de bu zulüm ve baskı dönemlerinden biridir.  Halkın iradesini kendilerine yapılmış bir darbe olarak algılayan, halkı daha sert cezalandırmak için programlanmış, ABD, İsrail  ve Batılı güçlerden destek alarak uygulamaya konmuş bir darbe girişimidir. Tıpkı son zamanlarda Mısırda seçilmiş, halkın oyu ile iktidara gelmiş Mursiy’i  deviren cunta organizasyonu gibi. Eğer Rahmetli Başbakan Sayın Ebakan’ın basireti, ileriyi görmesi, geleceği sezmesi olmasa ve istifa etmese idi,  çok kanlı bir darbe yapma planı uygulamaya konulacaktı. Bu nedenle Rahmetli hocamızı ne kadar rahmetle ansak azdır.

Daha bir yıllık olan Erbakan Hükümetini, önce iç ve dış basın kullanılarak şeytanlaştırma kampanyasına tabi tuttular. Yeni suç ve suçlular ihdas ettiler. İftira kanpanyaları  yürüttüler.  Para ile tuttukları şeyh bozuntularını TV lere çıkardılar. Yüzyıllardır Türkiye’de çarşaflı , sakallı dolaşan insanları ve onların yürüdükleri sokakları ve evleri TV ve gazetelerde  haber yaparak, bunların Erbakan Hükümetinin ürünü olduğunu, Hükümetin ülkeyi şeriata götürdüğünü manşetleştirdiler. Adeta Sayın Erbakan’ı manşetlerde yargısız infazla boğdular. Yargı mensuplarına askerler tarafından talimatlar verildi. Yazarlar cellatlık görevi üstlendiler. Sokakta yürüyen tesettürlü insanlara psikolojik ve fiili baskı uyguladılar. Kendilerinin tuttukları ve Müslüm Gündüz ile bir evde bastıkları Fadime Şahin’in adını adeta bütün Müslümanlara mal ederek, tesettürlülerin onun gibi oldukları ahlaksızlığını işlediler. Halkın azınlık bir grubunu muhafazakar görünümlü insanlara karşı kışkırttılar. Genç kızların başörtüleri caddelerde başlarından zorla alınır oldu.Bunların tamamı kurt-kuzu hikayesi idi.

Organizasyona herkes dahil olmuştu. İşçi sendikaları, Patron örgütleri, esnaf teşekkülleri art arda bildiriler yayınlıyor, yürüyüşler düzenliyorlardı.  Bugün Newyork Times gazetesinden zalime karşı mücadele etmenin Kur’an tarafından teşvik edildiğini yazan Fetullah Gülen ;  Samanyolu TV nin 29 Mart 1997 tarihli yayınında  “ ülkemiz kriz içinde.Gücü temsil edenler krizi önlemelidir.Bu hükümeti değiştirin demek daha demokratik olur.Burada askeriye muhtıra verdi diye suçlanmak isteniyor. İsteselerdi, bu böyle bu böyle olacak diyebilirlerdi. Oturup onlarla altı saat mülahaza etmezlerdi. Demokratik yollarla problem çözülsün istediler.”  Gene Gülen Kanal D ye çıkarak krizin sorumluluğunu hükümete yükleyip, Hükümetin çekilmesini istemişti. Baskılar karşısında hükümet çekilmek zorunda kalmıştı.

28 Şubat sonrası  neler yaşandı, hangi zulümler işlendi?  Bunun listesi elbette ki çok kabarık. Ancak size bir örnek vermek istiyorum, diğerlerini siz tahmin edebilirsiniz.  71 yaşında, kanser hastası Medine Bircan;  2002 Haziran’ında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde , sağlık karnesindeki fotoğrafı ve kendisi başörtülü olduğu için, tedavi edilmemişti.  Kanser hastası Medine Bircan Başını açarak Muayene olabilmiş ve basına İki fotoğrafı birlikte yansımıştı. Millet Vekili Merve Kavakçı Mecliste linç edilmek istenmiş, linç edilmeme korkusu ile uzun süre bir evde gizli yaşamış, sonrada yurt dışına kaçmıştı. Türkiye’nin her tarafı hapishaneye dönmüştü.

Ancak ilahi adalet tecelli etmiş, bin yıl sürecek denilen zulüm düzeni kısa sürede çökmüştür. Milletimizin sabrı ve sivil direnişi darbecilerin tuzaklarını bozmuştur. Onun için bugün yaşadığımız demokratik ortamın kıymetini bilelim, kazanımlarımızı hassasiyetle koruma becerisi gösterelim, katkısı olanlara teşekkür edelim.

Ancak bize yapılanları bizler başkalarına yapmaktan uzak durmazsak, adaleti, barışı, hoş görüyü , merhameti ülke düzeyinde hakim kılamazsak, bunun hesabını veremeyiz. Çünkü Allah bize “adaleti ve iyiliği emreder” ( Nahl suresi 90). Bu bilinçle kuşananların yolunun açık olacağı ilahi bir kuraldır.  

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git 28 şubat ve biz | Mehmet Kaya

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • Avni Erdoğan Pazartesi, 18:34

    Teşekkür ederim Mehmet bey.Ancak birşeyin üzerini net çizmek isterim.gerçi üstü kapalı değinmişsiniz ama O günün gizli ve baş aktörü bugün parelel yapı dediğimiz güruh ve onların başı değilmiydi. Ta başından bu tezgahın içinde idi ve yönetenlerdendi.
  • veysel akpınar Pazartesi, 15:14

    Ağzına ve yüreğine sağlık değerli başkanım

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.