"Orası devlet!"

YAŞAM .

Sevdiğinizin ölüm haberini almaktan daha zor ne vardır? Daha zoru yoktur diyeceksiniz. Oysa var. Sevdiğinizin ölüm haberini alıp da onun ruhu uçmuş bedenine kavuşamamak. Sevilenin ölüsünden ya da dirisinden haber almak için beklemek bekleyişlerin en zorudur. Öldüğünden haber alıp da bedenini kara toprağın kara bağrına emanet edememek. Eskiler, sıralı ölüm ver Rabbim, üç gün yatak dördüncü gün toprak diye dua ederdi. Dördüncü gün toprak. Bu dua beni her zaman etkiler. Her sırasız ölümde Yunus'un mısrası gönül evime oturur da kalkamaz. "Gök ekin biçmiş gibi." Her ölüm zor, her ölüm acı. Ne ki üç kuruş parayı helalinden kazanmak için yerin altında alın teri dökenlerin ihmal kurbanı olması ihtimali, acımızı tesellisiz bırakıyor.

Yerin yüzlerce altından dört gün sonra çıkarılan maden ocağı şehitlerinin hikâyesine tanık olurken ekranda gördüğüm bir yüz bendenizi 1992 yılına götürdü. Eşim o sıralar Bartın Sağlık Meslek Lisesi'ni yapıyor. Ailecek otelde yaşıyoruz. Bir akşam bir ziyaretçimiz geldi otele. Bartınlı bir usta. O akşam Bartınlı ustaların hemen hepsinin izin aldığını öğrendim. Eşim soruyor: "Hayrola. Düğün mü var,cenaze mi?"

"Sınav var"

"Ne sınavı?"

"Maden ocağı sınavı."

Başbakanımız yöre halkı maden ocağında çalışmanın kaderini biliyor diyor ya!

Biraz sonra okuyacağınız cümle işte "o biliş"i bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Arkadaşları adına izin isteyen usta çok iyi bir usta. Ahlakı güzel, işi güzel.

"Maden ocağı sınavını kazanırsan kaç para alacaksın?" diye soruyor eşim. Verdiği rakam usta olarak aldığından çok daha az.

"Niye ustam? Maden ocağında çalışmak tehlikeli bir iş. Ücreti de azmış üstelik."

Maden ocağında çalışmanın tabuta girmek olduğunu bildiğini anlatmak üzere usta, ocaktan ölüsü çıkarılan tanıdıklarını, komşularını, akrabalarını sıralıyor.

Bütün mahalle bütün sülale madendeki ölümden nasibini almış neredeyse.

Ölüm bahsinin bile bu kadar yakından tanığı olmuşken niye insan maden ocağında çalışmak için bunca gönüllü olur! Ustanın verdiği cevap Başbakanımız'ın "Yöre halkı burada çalışmanın bedelini" biliyor cümlesine bir dipnot. Eşim işinde mahir olan ustayı maden ocağı sınavına girmemesi, usta olarak kalması için ikna etmeye çalışıyor:

"Sen çok iyi bir ustasın. Girme bu sınava."

"Yok, mühendis bey! Orası DEVLET."

"Orası devlet!"

Bu anlattığım olay 18 yıl öncesine dayanıyor. Zaman zarfında "Devlet"in devletliği bir hayli yıprandı. Ama Anadolu halkı için devlet hâlâ işte süreklilik demek.

"Bir mezarı olsun yeter!"

Afganistan'da düşen uçakta iki Türk vardı. Maden ocağı faciası ile uçak faciası aynı zamana denk geldi. İki aile hâlâ daha ocaktan çıkarılacak emanetlerini bekliyor. İki aile de uçak kazasının şehitlerini.

Afganistan uçağında hayatını kaybeden Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş için dün gıyabi cenaze namazı kılındı.

Merhum Bahattin Yıldız'ın eşinin çalışma arkadaşlarından olan K.B'den bir mektup aldım. Çok dokunaklı bir mektup. Hizmet ehlini yakından tanıyabilmek için sizlerle paylaşmayı uygun gördüm

Afganistan'da düşen uçakta bulunan iki Türk'ten biri Bahattin YILDIZ, İHH gönüllüsü, bizim il vaizelerimizden Emine Yıldız'ın eşi. Emine Yıldız, 2 yıldan bu yana Almanya'da Diyanet için yurt dışı görevinde bulunuyordu. 5 çocuk annesi. Büyük oğlunu evlendirerek İstanbul'a yerleştirip Almanya'ya gitti. Geçen yıl ilk torunları olmuştu. Diğer çocuklar üniversite ile lise arasında sıralanıyor. 2 erkek 3 kız.

Emine ablamız yıllarını Kur'an kursu öğreticiliğine vermiş, son 7 yıldır vaizeliğe geçmiş, meslekte tecrübeli bir isim. Ondan diyaneti ve nasıl olmamız gerektiğini çok dinlemişizdir. Tecrübesini kendisine saklamayan dobralığı ile tanınan, ne sorulursa doğru dürüst cevaplayan bir isim. 2 yıldır "şimdi Emine abla burada olsa, bize işin doğru tarafını açıklardı ve akıl danışırdık" dediğimiz çok olmuştur. Dert dinleyen, çözmeye çalışan, hatta birbirine münasip gördüklerini işaret etmekten çekinmeyen, bu konuda da sorumluluk alan bir isim.

Müftülüğe geldiğinde 5 katlı binanın her katında durur, hal hatır sorar, birer çaylarını içer, kapıcısından şefine kadar Emine abla, herkese ablalık eder. Almanya'ya gideceğini öğrenince şaşırdım. "Bu yaşta ne gerek var, sen İzmir' de rahatsın, herkes seni tanıyor ve sayıyor. Şimdi niye hem de 5 yıllığına yurt dışında yeni bir düzen kurasın?" diye sordum. "Gitmem lazım, burada yapılacak bir şeyim kalmadı" dedi.

18 Mayısta İstanbul'a geri döndü ve dilinde şu cümle "Bari bulsalar ve bir mezarı olsa."

Maden ocağının başında bekleyen kadınlar da, muhterem Emine Yıldız Hanımefendi de, Aktaş ailesi de akmayan bir zamanın içinde dondu. O bekleyişin saniyeleri yıl, saliseleri ay hükmünde. Rabbim ölenlere rahmetini ziyade kılsın, arkada kalanlara sabrı cemil nasip etsin. Amin. 

Yenişafak

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git "Orası devlet!" | Fatma K. Barbarosoğlu

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.