Kobane-Suruç hattından

KÜLTÜR SANAT .

MAZLUMDER, İHD, THİV, HYD, AMNESTY gibi örgütlerin temsilcileriyle birlikte 25 Eylül Perşembe günü Suruç-Kobane sınırındaydık.

Uzaktan ve özellikle de sosyal medyadan bakanlar için iki algı var sınır hattında yaşananlarla ilgili. İlkinde; askeriyle başta olmak üzere tüm varlığıyla mültecilere sınırı açan bir devlet; onların bu çabalarına taşlarla köstek olan Kürt hareketi ve tabanı gibi bir algı var.

Karşıt algıda ise; hem dayanışma için sınır hattına gidenlere hem de IŞİD saldırısından canını zor kurtaranlara gaz sıkan ve daha da kötüsü bu sırada IŞİD’a desteğini sürdüren bir hükümet var.

Bu algıları bir kenara bırakarak yaşananları; sınırı geçen Kobaneliler’in şu an içinde bulunduğu şartlar, geride kuşatma altında kalanların durumu ve bunların Kürt toplumunun (sınırın iki yakasındakilerin) hissiyatında oluşturduğu kırılmanın boyutu ve tabi çözüm sürecine etkisi gibi konu başlıklarıyla değerlendirmek gerekir.

Suruç’a girerken son bir haftada 140 bin civarında kişinin geldiği açıklamaları ve ilk görüntülerin zihnimize bıraktığı izlerin de etkisiyle sokaklarda, parklarda yoğun bir kalabalık göreceğimi düşünüyordum. Ancak ilçenin genelinde ve sınır hattında böyle bir durum yok. Gelenler ya akrabalarının yanına yerleşmişler ya da Suruç başta olmak üzere civar yerlerde bodrumlardan depolara kadar boş bulmuş oldukları yerlere sığınmış vaziyetteler. Sayı konusunu resmi görevliler 140 bin civarında, sahada çalışan stk temsilcileri 60-70 bin civarında gelen mülteciler veya bölge halkı ise 200 bin civarında olarak dile getiriyorlar. Ama dediğim gibi çevrede bunu hissettirecek bir hareketlilik yoktu.

AFAD’ın dün kurduğunu öğrendiğimiz ve henüz sadece çadırların olduğu tuvalet dahil hiçbir alt yapının olmadığı kampta çok az Kobaneli vardı. Çadırların zemini toprak, henüz hiç düzenleme yapılmamış, aileler getirdikleri battaniyelerin üzerinde yatıyorlar. Gün içinde yatakların getirileceği söyleniyordu. Kampta Yeryüzü Doktorları’ndan gönüllü doktorlar sağlık taraması yapıyor. Kayıt yapan AFAD çalışanları ve yemek dağıtımıyla ilgilenen belediye görevlileri dışında resmi bir görevli de bulamıyoruz. Sahada çalışan yardım örgütlerinin temsilcileri gelenlerin kamplarda kalmak istemediğini dile getiriyor. Zaten yukarda bahsettiğim Süleyman Şah Parkı’ndaki  on çadırlık kampı saymazsak çevrede oluşturulmuş kamp da yok şu an itibariyle.

Hem resmi hem de sivil yardımlar genelde Suruç’un merkezinde, veya kalabalık yerlerde yapılıyor. Yakınlarından, sınırın ardında kalan araç ve hayvanlarından uzaklaşmak istemedikleri için sınıra yakın bölgelerdeki arazilere yerleşenlerin durumu kötü. 6 gündür neredeyse kumda yatıp kalkan çoğu çocuk ve kadının olduğu yüz kişilik bir grubu ziyaret ettik. Mazlumder Urfa Şubesi yöneticileri grubu merkezi bir yere götürmeye ikna edememiş. Aynı şekilde diğer stk ve resmi kurumları da sınıra çok yakın olan bu bölgeye çadır kurmaya veya yardım getirmeye ikna edememiş. Grubun ihtiyaçlarını kendileri karşılamaya çalışıyor. Arazide dolaştıkça başka aile ve gruplarla da karşılaşıyoruz. Önceki gün yağmur sebebiyle zor anlar yaşadıklarını anlatıyorlar. O sırada rüzgarın artmasıyla ailelerin neler yaşadığını daha iyi anlıyoruz. Rüzgar estikçe ortalığı kum bulutları sarıyor, göz gözü görmüyor. Gece ise hava iyice soğuyor. Arazideki ailelerin bir an önce güvenli ve sağlıklı bir yere ulaştırılması şart.

Sınırdan girişlerin yapıldığı Yumurtalık bölgesinde nispeten daha sağlıklı bir işleyiş var. Sağlık kontrolleri ve kayıtlar için çadırlar oluşturulmuş. Gelenleri yakın bir ilgiyle, eşyalarını taşımaya yardım ederek polisler karşılıyor, ancak  Kürtçe bilmeyişleri işlemlerin uzamasına, kuyruklarda bekleyişlere sebep oluyor. Bu bölgede gelenleri karşılayıp işlemlerinin halledilmesinden sonra gidecekleri yere ulaştıracak mekanizmanın bir an önce oluşturulması gerekiyor. Çünkü ne yazık ki bu içler acısı hali bile kullanmak için; gelenlere fahiş fiyatlarla merkezi yerlere götürmeye çalışanlar var.

30 kilometrelik alanda sınırın ardında bir çok yerinde uzun araç kuyrukları ve hayvan sürüleri var. Heyet olarak ziyaret ettiğimiz Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük araç geçişine güvenlik, hayvan geçişine de sağlık sorunları sebebiyle kesinlikle izin vermeyeceklerini vurguladı. Küçük, hayvanların satın alınarak Et Balık Kurumu’na devri için görüşmeler yaptıklarını dile getirdi. Sınır boyunda en çok karşılaştığımız şikayetlerden biri de Kobane’ye geri dönüşlerde kadın polislerin olmayışı sebebiyle kadınların üst başının erkek polisler tarafından aranmasıyla ilgiliydi. Vali Küçük, bu konuda hassasiyet göstereceklerini ve başka illerden kadın polis gönderilmesi için talepte bulunacaklarını dile getirdi.
 

Kobane savunması / çözüm süreci

Daha önce mülteci geçişlerine tanıklık eden biri olarak Kobaneliler’in durumunun farklı olduğunu söyleyebilirim. Sınırın bu yanında büyük beklentileri yok; hatta hiç beklentileri yok. Tek istekleri geride kalanların savunmalarının sürdürebilmeleri için destek olunması. Ve IŞID militanlarının yaptıklarının tüm kamuoyuna duyurulması. Gelenler arasında çok az erkek var; onlar da ailelerini bıraktıktan sonra geri dönüyor. Yaklaşık iki yıldır sıkıntı çektiklerini saldırıların köylerine ulaşması sebebiyle ailelerini ve özellikle kadınları Türkiye’ye getirmek zorunda kaldıklarını anlatıyorlar. IŞİD’ın tank ve füzelerine karşı kendilerini tüfekle savunduklarını anlatıyorlar. HDP’lilerin sınır boyunca oluşturduğu zincirin onlara göre anlamı büyük.

Yaygın medya; Kobane sınırında HDP’lilerin taşkınlıklarını saymassak sorun yok gibi düşünmeye ve göstermeye çalışsa da bölgede ve gelenlerin algısında Türkiye’nin tavrıyla ilgili bir kırılma var. Bu kırılmayı Roboski kırılmasına benzetsek yanlış olmaz. Çünkü bu sadece BDP veya HDP tabanında değil onlara mesafeli çevrelerde bile Kobane’de olanlarla ilgili büyük bir duyarlılık var. Sınırdaki bekleyişi saldırılar bitene kadar sürdürmeyi düşünüyorlar.

Bunu istediğiniz kadar doğru bulmayın, yanlış bir algı olarak düşünün gelenlerin büyük çoğunluğu IŞİD’in Türkiye tarafından desteklendiğini düşünüyor. Bununla ilgili tanıklıklar şehir efsanesi diyebileceğimiz bir şekilde dilden dile dolaşıyor. Misal araç geçişlerine izin verilmeyişi tamamen kıyaslar üzerinden yürüyor. Daha önce gelen Suriyeliler’in araç geçişine izin verildiğini ve Kürtler’e çifte standart uygulandığını düşünüyorlar. Sınır hattında ön camı bile film kaplanmış araçlar, ambulanslar, sıkı güvenlik uygulamaları vs hep bu algı çerçevesince değerlendiriliyor. Güvenlik gibi önemli bir gerekçe ancak sınırın her iki yakasında öfke başta olmak üzere tüm duyguları harekete geçmiş insanlara bunun sebebini sağlıklı bir şekilde izah etmeyi başarmak gerekiyor.  

Yine son bir iki günde dayanışmaya gelenlere yönelik sert güvenlik müdahaleleri sona ermiş olsa da (ki ne yazık ki dün yine sert müdahaleler oldu)  önceki günlerde yaşananlar hem Suruçlular’ın hem Kobane’den gelenlerin hem de yardım için sahada bulunanların hissiyatında büyük etkiler bırakmış. Özellikle de sınırda büyük yığılmaların olduğu gün yaşanan sert müdahaleler en çok konuşulan konular arasında. Bunun için geri dönenler de var. Mürşitpınar Kapısı’nda beklerken eşi ve çocuklarıyla dönmeye çalışan orta yaşlı bir adama ulusal televizyonlardan birinin muhabiri ‘niye döndüklerini sorunca aldığı cevap şu oluyor. ‘Orda da ateş altındayız  burada da. Gaz yiyeceksem kendi evimde yiyeyim’ oluyor. Bu cevap muhabirin ilgilendiği cevap değil; duygusal bir sos ekleyeceği bir cümle duymayı bekliyor çünkü. Tercüman çevirdiği anda soru sormayı kesip gelen başka bir aileye yöneliyor.

Şunu tekrar vurgulamak istiyorum; memleketin batısında yaşananların tek sebebinin HDP’liler, yine aynı şekilde doğusunda tek sorumlunun hükümet olduğunu düşündürterek yapılacak algı yönetimleri halk arasında derin yarılmaların oluşmasından başka bir şeye hizmet etmez.

Her şeyden önemlisi şunu görmeliyiz; ortada arazilerde açlıktan ağlayan bebekler olmak üzere zor şartlarda kalan binlerce insan ve sınırın bu yanından bile artık kolaylıkla görülen ve duyulan bir kuşatma var. Ki savunma hattının iyice zorlandığı da dile getiriliyor.

Bu yakıcı durumun muhatabı olan iki tarafın da çözüm sürecinin gerçek bir barış inşası olması gibi bir muradı varsa; siyasi çekişmeleri, hesapları, planları bir yana bırakıp hem gelenlere hem de Kobane’de savunma yapanlara her türlü desteğin ulaştırılması için ellerinden gayreti göstermesi gerekiyor. Bu karşılıklı tehdit hali ve gerginlik siyasetiyle şu anki yakıcı sorununun çözümü de gerçek barışın inşası da mümkün görünmüyor çünkü.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Kobane-Suruç hattından | Emine Uçak

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.