Lice’de olanlar ve olmaya devam edenler

GÜNCEL .

Lice’de 18 yaşındaki Medeni Yıldırım’ın ölümüyle sonuçlanan olaylarla ilgili tartışmalar; provokasyon, uyuşturucu operasyonuna tepki, darbe, komplo sözcükleriyle tartışılmaya devam ediyor. Dünden bu yana özellikle İstanbul, Hakkari, Adana başta olmak üzere istenmeyen görüntülerin yaşandığı protestolar da düzenlendi. Yüzlerini kapatarak belediye otobüslerini molotof kokteylleriyle yakanlar, polisle çatışanlar; tabi sert müdahaleler.

Yaşanan gelişmeleri; komplo ve darbe girişimi olarak yorumlamak: Gezi olaylarıyla başlayan kısmen de anlaşabilir bir durum. Lice’de son yıllarda büyük ölçüde hint keneviri yetiştirildiğini ve bununla ilgili operasyonları da medyadan biliyoruz. Kaldı ki uyuşturucu trafiğinin PKK’nın gelir kaynakları arasında önemli bir rolü olduğu bilinen bir konu. Ancak bu trafiğin ve özellikle Mardin civarlarındaki akaryakıt kaçakçılığı başta olmak üzere birçok yasadışı gelir kaynaklarında devletin içinde çöreklenen bazı güçlerin desteği ve dahli olduğunu da unutmamak lazım.

Provokasyon ise çözüm sürecinin en çok kullanılan argümanı. Pervin Buldan’ın deyimiyle “eskinin derin devlet söylemi yerini provokasyona’ bıraktı.
 

Barış sürecine karşı olan tarafların hem devlet içinde hem de örgüt içinde yer aldığını biliyoruz. Ergenekon’un Kürt ayağına dokunulmasının gerekliliği akil insanlar heyeti raporlarında da yer aldı.

 

Ama bütün bu bilgiler ve yaşananlar Lice’deki olaylarının ilk andan itibaren bu sözcüklerle ve yorumlarla tartışılmasını anlamlı kılmıyor aksine çözüm sürecinde de reflekslerimizin değişmediğini gösterdiğinin işareti. Herkes yine kendine yakın argümana sarılıyor ve onun dışındaki tüm argümanları yok sayıyor. Bu arada, ulusalcılara Kürtler’e şimdi duyarlılık gösterdikleri için kızanlar, kendi duyarlılıklarının ana sebebinin çözüm sürecini Ak Parti Hükümeti’nin başlattığı için olduğunun anlaşılmadığını sanıyor. Yahut daha geçen yıl Kürt meselesine bakışlarının ve bu konudaki tavırlarının unutulduğunu. Bazılarının çözüm süreci karşıtlığı müzmin Ak Parti muhalifliğinden kaynaklanıyorsa, bazılarının da bu süreci savunmasının tek sebebi Ak Parti’nin getiriyor oluşu. Bu yönüyle iki kitle birbiriyle bir konuda daha benzeşiyor; hak savunuculuğunu dönemsel ve kişisel odaklanmalarla yapmak. Lice’den Gezi çıkarmak için uğraşanlar ile; çözüm süreci hassasiyeti ardında aslında son olaylarla savruldukları safların sıklaşmasını arttırmaya çalışanların savaşa dönüştürdüğü ortamda; bir gencin hayatını kaybediyor oluşunun üzüntüsü neredeyse yaşanmıyor. “Savaş için verilecek çok kurbanımız vardı; bir o kadarını da barış için kurban ederiz” mantığı…

MAZLUMDER olaylarla ilgili ön raporunda; valinin açıklamalarında yer alan ‘uyuşturucu operasyonlarına tepki’ değerlendirmelerinin gerçek dışı olduğunu, ölüm ve yaralanmaların hep arkadan gelen kurşunlar şeklinde olduğunu belirterek;  “Ateş emrinin verilip verilmediği, verilmiş ise kim tarafından verildiğinin tespit edilmesi, tespit edilen kişilerin derhal gözaltına ve açığa alınması gerekiyor” diyerek sorumluların bir an önce yargılanması gerektiğini vurguluyor.

Çözüm sürecinin sahiciliği tam burada bana kalırsa. Lice’de 1993’te yaşanan olayları bugün çoğu kimse bilmiyor ya da hatırlamıyor. Ancak dört gün boyunca dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in bile giremediği ilçede; halka korkunç işkenceler yapıldı.  O günkü medyada yer alan haberlerde, PKK’nın, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğü ve Lice’yi kuşattığı yer alıyordu. Oysa aslında Lice’yi kuşatan tam anlamıyla devlet idi ve olayların bilançosu: 30’ya yakın ölü, yüzlerce yaralı, 76 gözaltı, yakılan yüzlerce ev ve işyeri. Bahtiyar Aydın davası 2008’de tekrar açıldı ve Ergenekon davası kapsamında görüldü, komutanın PKK tarafından değil, devlet için çalışan eski bir itirafçı tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Yine zorunlu göç sırasında köy yakma olaylarının en çok yaşandığı yerlerden biri olan Lice son yıllarda ise, 14 yaşındaki Ceylan’ın koyun otlatırken öldürülmesiyle hafızamızda yerini aldı. Ceylan’ın otopsisi için olay yerine gelmeyen savcıya da, ateş edildiği belirtilen Tabantepe karakolunda görevli askerlere de dokunulmadı. Kızının cesedinden kalan parçaları eteğinde toplayarak otopsiye götüren Saliha anne, bir yıl içinde adeta çöken Raif babanın çığlıkları duyulmadı.

İşte eğer bu kez Lice’de ne yaşandığı tam anlamıyla soruşturulup, sorumluların cezalandırılması sağlanırsa; barış sürecinin sağlamlığından söz edebiliriz. Bu hem yeni provokasyonların önlenmesini hem de sürece zarar vermek isteyenlerin oyunlarının bozulmasını da sağlayacaktır.

Bütün bu kriz anlarında hayatiyet taşıyan bir konu da; kamuoyunun tarafsız bir şekilde bilgilendirilmesinin sağlanması. Bu konuda basının asli görevini özgür bir şekilde yapmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması ve kamplaşmanın sona erdirilmesi gerekiyor. Bu hem çözüm sürecinin hem de tüm demokratikleşme adımlarının kalıcılığını arttıracaktır.

Başbakan karşıtlığından şirazesini kaçırmış küçük medya kuruluşlarına karşı yapılacak atağın toplumda yaşananı çok yönlü değerlendirmekten kaçarak, yahut hiç yansıtmayarak hükümete yarar sağlayacağını düşünmek olmamalı. Operasyonel ve tepkisel gazetecilik; toplumdaki kamplaşmayı körükleyerek ve taraflar arasındaki iletişimi imkansız kılarak; hükümet için yeni komplo alanları açmaktan başka bir işe yaramıyor. Ak Parti fobik medya eliyle yapılacak darbeleri savuşturalım derken ‘körler sağırlar birbirini ağırlar’ düzeni oluşturmak; her devrin kazananı gazeteciler için verimli, provokasyon arayanlar için de puslu alanlar oluşturmaktan öteye hizmet etmiyor. 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Lice’de olanlar ve olmaya devam edenler | Emine Uçak

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.