Barışabilmek ve helalleşebilmek

GÜNCEL .

“Hani yıllarca çocuğun olmaz sonra hamile kalırsın çok sevinirsin. Ama ya düşerse diye yahut biri nazar değdirir diye kimseye söyleyemezsin. Üstüne titrersin”

Dicle Üniversitesi’ndeki ‘göç’ kongresine izleyici olarak katılan orta yaşlı bir hanım; barış süreciyle ilgili duygularını bu sözlerle tasvir etti. Anlatırkenki ses tonunu, mimiklerini gözlerindeki ifadeyi görüp etkilenmemek mümkün değildi. Bu sözlerle dimağımda oluşan kekremsi tad, okulun öğrencisi bir genç kızın anlattıklarıyla gözyaşına dönüştü. Küçük yaşlarda zorunlu göç sebebiyle gittiği İstanbul’dan Diyarbakır’a döneceği günün hayalini kurarak büyüdüğünü anlatıyordu genç kız. Ve üniversitedeki ilk tercihinin Diyarbakır olduğunu. Ama bir kez gidince artık dönmek diye bir şey olmadığını ne buraya ne oraya ait olduğunu ağlamamak için dudaklarını ısırırken usul usul anlattı… Konuşmamda zorunlu göçlerle ilgili özür ve telafi girişimleri başta olmak üzere rehabilitasyon ve yüzleşmenin barış sürecinin ana ayaklarından biri olması gerektiğini vurguladığım için paylaşıyordu bunları benimle. Sadece yaşayanlar için değil gittikleri yerde değdikleri için bir rehabilitasyon gerektiğinden söz etti.

Zorunlu göçün etkileri henüz tam anlamıyla görülmüş değil ne yazık ki. Üniversitenin “Güneydoğu ve Göç Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığıyla yapılan kongreyi, yakıcılığı devam eden bu durumu değil genel itibariyle göç kavramı üzerine bina etmesi bunun göstergelerinden biri. Ekonomik sorunlardan, ötekileştirmelere, kimlikleşme süreçlerinden kadınların yaşadığı şiddete ve tabii ki toplumsal şiddete kadar birçok alanda 90’lı yıllarda yapılan bu zorunlu göçlerin etkileri var.

Barış süreci daha çok akil insanlar komisyonu üzerinden değerlendirilse de; aslında hükümetin Meclis’te oluşturmaya çalıştığı hakikat araştırma komisyonlarının daha önemli olduğunun fark edilmesi gerekiyor. Çünkü akil insanlara görev olarak biçilen sürece ikna etme konusu çok zor bir konu değil. Sürecin her iki tarafındaki tabanlar zaten ikna olmuş durumdalar. Ama ikna olunan bu sürecin bundan sonraki toplumsal birlikteliği yaşatacak gerçek bir barışma çabasına dönebilmesinin yolu; hakikat araştırma komisyonlarının o karanlık yıllarla ilgili ‘helalleşme’ konusunda yapacağı çalışmalar olacaktır.

Bedel, acı, kazanım ve daha birçok kavramla açıklanan durumun kaynağında da bu vardır aslında. Helalleşmeyi sadece ‘helallik istemek’ ve ‘geçmişi unutarak geleceğe bakmak’
olarak düşünmemek gerekir. Helalleşme öncelikle hak geçişini, hakkının geçtiğini, hakka girildiğini kabullenmek yani bir görme halidir. Görüp, neye tekabül ettiğini bilip bundan sonra aynı hatayı tekrarlamamayı da içerir; helalleşme.

Meclis’te yürütülecek bu hakikat yüzleşmesinin tek taraflı değil hem devletin hem de örgütün uygulamalarını kapsayacak şekilde yürütülmesi gerçek bir barış süreci için en gerekli konu. Çünkü yıllardır hem akil insanlar hem de hakikat komisyonlarını isteyen kişi olan Öcalan aslında tek taraflı bir yüzleşme pratiğinden söz ediyordu.

Görmeyi gerektiren durumların başında yukarıda bahsettiğim zorunlu göçler geliyor. Çatışmanın dolayısıyla acının derinleşmesinin, bu kadar uzun sürmesinin kökeninde asıl olarak bu durum var.

Zorunlu göçlerin hem Kürtlerin hem de güneydoğuda yaşayan tüm etnisitelerin varlığında ve gittikleri yerlerdeki hayatlarda oluşturduğu yarılmayı, sarsılmayı, tükenişi ve oluşan yeni tekabülleri tam anlamıyla görmeden ve bu konuda hakiki bir özür, tazminat ve rehabilitasyon içeren bir çaba sürecine girilmediği müddetçe bu topraklarda gerçek bir barış ortamının sağlanacağını düşünmek zor.
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Barışabilmek ve helalleşebilmek | Emine Uçak

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • amedi Pazar, 14:51

    Teşekür ederim kardeşim analizlerin için

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.