Ahengimi cebire vurdum

KÜLTÜR SANAT .

Zenaatı

Sanat anıtının kaidesi belledim.

Usta olarak yetiştirdim kendimi, kupkuru

Uysal bir hüner kattım parmaklarıma,

Kulağıma şaşmazlık; sesi öldüren, müziği

Kadavra gibi kesip biçen.

Ahengimi Cebire vurdum.

Ve neden sonra,

Teoriyi avucumun içine alınca,

Yaratma hazzına bıraktım benliğimi.


* * *
Puşkin'in o güzelim küçük tragedyalarından...

Tomris Uyar'ın Türkçesiyle Mozart ve Salieri'den...


* * *
Zavallı Salieri önce teori dedi. Önce akıl. Önce nazariye.

Önce çıkayım, sonra nasıl olsa inerim dedi.

Peki ya yaşam sevinci?

Görmedi. Yaşamadı. Hiç bilmedi yaşamın kendiliğinden düşünceye ve sanata kattığı/katabileceği sevincin ne olduğunu.

Ahengini Cebir'e vurdu. Müziği bir kadavra gibi kesip biçti.

Teoriyi avucunun içine alırsa yaşamı zihnin dizgelerinden üretebileceğini sandı.

Sanat, yani yaşam sözkonusu oldukta çaba kadar yeteneğin de sanatçıya o sıfatı bahşettiğini anlayamadı.

Anladığında ise istidada düşman oldu. Dehaya. Mozart'a.

Hasedi celbetmek için dehasından başka hiçbir suç vasfı olmayan Mozart'a.

Gözünü kin bürümüş, ezilip toza belenmiş

Can çekişen bir yılan - kim diyebilir bunları

Mağrur ve hür ruhlu Salieri'ye? Hiç kimse!..

Gelgör ben söylüyorum şimdi

Nasıl kıskanıyorum - nasıl. Tanrım!

Nerde adalet, eğer kutsal yetenek,

Ölümsüz deha, bunca didinmeyi, köleliği

Mükafatlandırmıyorsa - tam tersine

Uçarı bir serserinin beyninde yeşeriyorsa

Sorarım nerde adalet? Ah Mozart. Mozart!


* * *
Bu soruyu olumsuz cevaplayanlardandır Salieri.

Yazgı bize bizim istediğimizi değil, kendi istediğini verir.

Bu yüzden hırslanırız ona, kızarız, küseriz.

Salieri çabanın, gayret ve azmin sembolü. Bir kifayetsiz muhteris.

İstidadından fazlasını taleb eden kibr-i mücessem. Elindekine razı olmayan.

Bu yüzden hased ateşinde yanan, kavrulan bir çiğliğin sembolü.

Mozart ise istidad-ı tammın...

Kabiliyet ve yeteneğin...

Dehanın sembolü...

Aklın solgun ışığı uzun süre yanar, dehanın o bakmaya göz dayanmaz nuru ise ise hemen yolun başlarındayken söner.

Sanki yürümek yerine uçmanın yazgısıdır bu. Uçabilmenin. Kudretin yani.


* * *
Mozart-Salieri karakterleriyle ortaya konan sanatta çaba-yetenek karşıtlığı sanat ve edebiyatın en köklü konularındandır.

Nedense özellikle sinema sanatında...

Aklıma ilk gelen isimler: Eisenstein, Tarkovsky, Miloş Forman...

Meselâ Eisenstein, Omuz Çekiminde adlı derlemesinin önsözünde kitabını Salieri'ye ithaf eder.

— "... Geriye bu kitabı anısına sunmaktan sevineceğim bir adam kalıyor: Salieri.

Puşkin'in şu zavallı Salieri'si.

Salieri müziği bir kadavra gibi kesip biçti.

En korkuncu bu işte.

Bir kadavra gibi...

Donmuş, durmuş, devinimsiz ve cansız."

Böylelikle bir yanda kuramın keskinliği, şaşmazlığı, cebir ve geometrisi, diğer yandaysa yaşamın kendiliğindenliği...


* * *
Tarkovsky ise —ki daha önce de bir yazımda söz etmiştim— Puşkin'in Salieri karakterini Andrei Rublev'de (1966) 'Kirill' adlı bir nakkaş üzerinden anlatır.

Kirill de tıpkı Salieri gibi hasedin yiyip bitirdiği adamdır. Tanrı'nın adil olmadığına inanıp manastırı bile terkeder. Sadece manastırı mı, inancını da.

Kendisi o kadar çalışıp çabaladığı hâlde bir başkasının onun zorlukla yapabildiklerinin, hatta yapamadıklarının bile kolayca üstesinden gelmesine katlanamaz. Kendisi zor belâ adım adım yürürken, bir başkasının uçmasını hazmedemez.

Yaşamın kendisine bağışladıklarından razı olamaz. Gözünü mahrum olduklarına diker. Hased eder.

Rublev'e.

İhbar eder. Onu yok etmek ister.

Tanrı'nın adaletinden kuşkulanmanın adıdır hased.

Yazgının.


* * *
Miloş Forman'ın ünlü yapıtı Amadeus'un (1984) baş karakteri de Antonio Salieri'dir.

Çağdaşlarımız Salieri'yi Forman'ın yorumuyla tanımıştır.

Bir yanda dehanın çocuksuluğu... bir yanda yaşamın ihsan ettiklerine mukabil dehanın bu ayrıcalığına tahammül edemeyen insanî hasedin demir pençesi...

Seyretmek gerek. Sabırla.

Akıl ile aşkın o sentez kabul etmez diyalektiğini.

Görmek gerek.


* * *
Kısacası, sıradışılık bir kusurdur.

Kabullenmeli bunu. İtiraz etmemeli.

Schopenhauer'ın dediği gibi, zeki erkeklerle güzel kadınların hasedi celbetmeleri için bir şey yapmalarına gerek yoktur. Hased balyozuna düçar olmak için mevcudiyetleri kâfidir. Hasud gözler fırsat bulduklarında onları yeyip bitirirler.

"Hani bizim Salieri'lerimiz, hani Mozartlarımız nerede?" diye aklına bir sorucuk düşerse ey talib, önce Molla Lütfi kim, onu öğren. Sonra ünlü Türk Matematikçisi, Mantık ve Astronomi ustası İsmail Gelenbevî'nin mezarının yerini bul. Dilersen, büyük hakîm ve hekîm Şanizade Ataullah Efendi'nin hayatını oku!

Ve unutma sakın! Yetenek ziyan olabilir belki ama deha aslâ!

O ne yapar eder kendini vareder. Tanrı kendisiyle çelişmez çünkü.

Not: 27 Ekim 2010'dan itibaren artık her Çarşamba akşamı TRT Belgesel'de, saat 20.00'de Beyaz Sayfa'nın konuğu olacağım. Sadece düşünce ve sanat. Her şeye rağmen düşünce ve sanat.

Yeni Şafak
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Ahengimi cebire vurdum | Dücane Cündioğlu

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.