Hakikat-ül Hakayık Yolunda Aşk İşçileri

KÜLTÜR SANAT .

Aşk mesleğini icra edenleri anlatmak o mesleği ifaa etmek kadar zor olmalı. Bu eşsiz nefaseti tadanlardan olmak umudu omuzlarımıza çöreklenen dünya sevgisini silkelemeye iyi bir başlangıç yaptırabilir zaman zaman. Hakikatler gözleri kamaştırırken dünyanın spotları altında yararsız zamanlar geçirip yaz gününde tükenen buz kütlesi gibi sermayemizi eritmekle meşgulüz. Oysa Aşk! Her yerden bize gülümsemekte. Her köşe başında bizi beklemekte. Bir insanın kalbinde küçük bir hatır bazen de bir kelebeğin kanadında şehrayin bir parıltı olarak sürekli kendine davet etmekte.

Geçenlerde uzun zamandır ihmal ettiğim sekine ortamlarından birine katıldığım anda fark ettim ki aşk aslında gireceği gönülleri kendi seçiyordu. Yine aşk yirmi metre karelik bir halıyı cennet bahçesine dönüştürüyor ve o halının üstünde diz çöken bütün kişileri eşit kılıyordu. Oraya edeple oturdun mu nereli olursa olsun oturan bütün hanımların ortak noktası inandıkları aşkın yüceliği oluyordu. Bu inanç onları Rizeli, Adıyamanlı, Muğlalı, Antepli, Aydınlı, Diyarbakırlı olmaktan soyutlayıp sadece aynı kapının kulu olmakla nitelendiriyordu. Yine oradakileri aynı derecede aciz aynı şartlarda öğrenci aynı mahcubiyetle kusurlu kılıyordu. Maddi koşulları eşitleyen o halının üzerinde edeple aşk mesleğinin inceliklerini dinleyenler kalabalık olmalarına rağmen hiç bunalmadan sanki daha da genişleyen bir gönül teneffüsünde gibiydiler.

Herkesin bir birbirine yaslanmak zorunda kaldığı kalabalığın gönüllerini hoş eden yine aşktı. Aşkın sahibi ve ta kendisi olan Allah’tı. O’nu sevmek ve O’na kendilerini sevdirmek bu işin en hassas inceliğiydi. Orada bulunan herkesin tek gayreti buydu. Varacakları hedefin çakıllı yollarında ilerlemeye, yolda karşılarına çıkacak engellere galip gelmeye hedefe varınca vuslatı yaşamaya, hakiki güzelliği temaşa etmeye o kadar odaklanmışlardı ki diğer çekişmeler gündemlerini terk etmişti. Sinsice nefislerine giren ve kancasını Hakk’a her yöneldiklerinde daha da derin batıran aldatmacalardan idrakleri temizleniyordu. Bir oldukça beraber kaldıkça ve odalar dolup taştıkça kandırmacaların sahibi şeytan başını taştan taşa vuruyordu. En zararlı gördüğü ortamlar buralardı belli ki. Gitmemek için yıllardır bahaneler üretmemizi bize fısıldıyor hiç başaramazsa güç sahiplerine bunu yasaklatıyordu. Çünkü hangi ırktan olursa olun merdiven silen ve evine temizlik için hanım alanların omuzlarının birbirine değmesi üstünlük denilen şeyin takva konusunda tatlı bir yarış olması onun işine gelmiyordu.

Meydanlar içinde merdanelerden olmak, bu halk içinde gülünenlerden olmak, Hak katında bilinenlerden olmak onların hesaplamayı bile sıraya koymadığı düşünceleriydi zaten. Gerçek yurt olan ahirette köşkler, bahçeler giderek onlar için genişliyor olmalıydı. Yanık bir ilahi ile Mekke’nin dağlarında uçan kuşlar, Medine’nin bağlarında açan güller konuveriyordu avuçlarına. Mekân algısına inat yanık bir ilahi ile Ravza’da Peygamberimizin huzurunda el bağlayabiliyor, gözyaşı dökebiliyorlardı. Adı anılınca elleriyle kalplerini bastırıyorlardı. Sanki Resulullah sevgisiyle çıkıp gitmesin diye. Ölmeden önce ölüyorlar ve hayat buluyorlardı. Birbirlerini hayra teşvik ediyor, sadakalar biriktiriyor ve hak sahiplerine ulaştırıyorlardı. Yetimlerin yüzünü güldürüp dul hanımların zor hayatlarına kolaylık sağlamaya çalışıyorlardı. Ayrılmadan nerede bir düşkün veya hasta var ilan edip ziyaretler planlıyorlardı.

Aşk mesleği bu olmalıydı, incelikleri de bahsettiğim ayrıntılar. Aşık-ı sadıklardan olmak için çabalamayı aynel yakin olarak başladıkları staj evresinden Hakkal yakin olarak terfii etmeyi umut ediyorlardı. Dünyanın bütün dertlerinden, meşakkatinden uzaklaşıp gönüllerini cennetin oksijeni ile dolduruyorlardı. Cezbeye kapılmamak imkânsızdı, aşk bahçesinin içinde. Ve bu bahçede güllerin kokusu baş döndürücüydü.

Meleklerin şahit olduğu ve öylesine gelenleri bile kurtulanlar sayfasına temize çektiği temiz bir defter yaprağı. Muazzam bir lezzet sofrası.

Dünya Allah’ı anan güzel dillerin ve onunla dopdolu gönüllerin hatırına hala ayakta duruyordu. Gündelik işlerde kanayan ellerle kremlenmiş pürüzsüz avuçlar birlikte gökyüzüne açılıyor ve o âşıklar tüm dünyayı dualarıyla kuşatıyorlardı.

@betulsatir/twetter

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Hakikat-ül Hakayık Yolunda Aşk İşçileri | Betül Şatır

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • Belgin Cuma, 02:25

    canımsın güzel yüreğine sağlık kalemin duygularını öylesine güzel anlatmışki bunları dışarıdan gören biri olarak değil gönülden hissederek yaşayan bir yüreğin dilinden çıktığı okadar netki iyiki varsınız
  • berra Perşembe, 18:12

    Cok duygusal vevhakikatli biir yaklasim bu
  • sak Salı, 10:53

    çok güzel bir yazı olmuş.şunu da belirtelim ki,yazıda,varılmak istenen hedef,anlatılara bakıldığında varmak isteyenlerin gölgesinde kalmış biraz.ama olsun,yazarın perspektifi,baktığında gördüğü yer,yazarın ufku açısından umut verici.

    saniyen;
    yazar,konuyla alakalı kesin bir bilgiye sahip olmadığını seçtiği cümlelerle bize gösterdiği halde,bahsettiği noktayı,emin olmadığı bir çerçeveye hapsetmeye çalışmış sanki.mesela "Aşk mesleği bu olmalıydı,incelikleri de bahsettiğim ayrıntılar."

    belli ki bir şeyler görmüş,kalbine değmiş ve safiyane bir şekilde kurgulamış.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.