Bilge Kral Aliya “İslam Deklarasyonu”nda ne demişti?

DÜNYA .

Tahtsız ve taçsız kral Aliya İzzet Begoviç bilge bir insan, komutan, cumhurbaşkanı ve liderdi.

Kan içenlere, vahşetle beslenenlere teslim olmayan bir halkın lideriydi.

Dinimizi yalnızca duyduklarından değil, okuduklarından da öğrenen bir lider…

Onu anlamak için Balkan coğrafyasını ve oradaki gönül insanlarını da tanımak gerekiyor.

Halkıyla birlikte yaşadıkları zorlukları, inançları ve zafere giden etmenleri bilmek gerekiyor.

Olayın bu yönlerini de hatırlattıktan sonra İslam Deklarasyonu eserinde öne çıktığını düşündüğüm bölümlerini aktarmak istiyorum.

Kısaca anlatılması zor olan bu eseri okumanızı tavsiye ederim.

Eserinde bütün Müslümanlara seslenen Aliya:

Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması

Sloganımız: İnanmak ve Mücadele etmek.

Kamuoyuna sunduğu bildiri kitabı olan İslam Deklarasyonu’nun hemen başında ilkesel olarak okuyucularına uyarısını yapıyor.

İslam’ın; şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce gurubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin olmadığını vurguluyor.

Mücadelesini hiç çirkinleştirmemiş bir lidere yakışanda budur.

Bildirisinin hitap ettiği kesimi ise, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde, kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlar olarak belirtiyor.

İslam coğrafyasına uzanarak; Çin, Rusya ve Batılı ülkeler Müslüman âleminin neresinde hâkim olacakları hususunda mücadele ettiklerini söylüyor.

Onların kavgasının boşuna olduğunu, İslam dünyasının onlara değil, Müslümanlara ait olduğunu da haykırıyor.

 

Muhafazakârlar eski reçeteleri, modernistler yabancı reçeteleri sunuyor

Yine deklarasyonda; Müslümanların İslam dünyasının kaderini ele almaya karar verdiklerini ve o dünyayı kendi düşüncelerine göre tanzim edeceklerini, dost ve düşmana ilan ederek meydan okuyor.

“Mesajımızı; İslam için canını veren arkadaşlarımıza ithaf ediyoruz!” dedikten sonra “Müslüman Hakların Geri Kalmışlığı” başlığını açıyor.

  • Muhafazakârlar eski reçeteleri modernistler ise başkasına ait yabancı reçeteleri istemektedirler. Birinciler İslam’ı geçmişe çekmekte, ikinciler ise on yabancı bir gelecek hazırlamaktadırlar.

Tarihi öğrenmenin önemine değinerek, ne olduğunu ve köklerinin nereden geldiğini bilmeyen bir ülke nereye gidebileceğini bilebilir mi? diye soruyor.

Bağımsızlık anlayışını da masaya yatırıyor.

  • İçinde başkasına ait felsefe, hayat tarzı, yardım, sermaye ve başkasına ait destek olan bir çeşit maddi ve manevi bağımsızlık ortaya çıktı. Bu ülkeler hakiki değil sahte bağımsızlık elde ettiler. Çünkü gerçek bağımsızlık her şeyden evvel manevi bağımsızlıktır.
  • Evvela manevi bağımsızlığı için mücadele edip kazanamayan halkın bağımsızlığı kısa bir süre sonra sadece milli marş ve bayrağa indirgenir ki, bu iki şey hakiki bağımsızlık için çok yetersizdir…

Günümüzdeki sorunlar için irdelenmesini özellikle istediği Muhafazakâr ve Modernistler –ilericilerin, bu günkü Müslüman halkların durumunu anlamada anahtar teşkil ettiğini belirtiyor. Ve güçsüzlüğün sebeplerini şu şekilde tespit ediyor:

  • Biz esir durumdayız
  • Biz eğitimsiziz
  • Biz fakiriz
  • Biz bölünmüş topluluğuz

 

Kuran’ı Kerim’i nasıl uygulayacağız? sorusundan kaçtılar…

  • Kuran-ı Kerim’e olan teslimiyet bitmiyordu; ancak karakterini kaybetmiş irrasyonel ve mistik olana tutunmaktaydı. Kuran-ı Kerim kanun otoritesini kaybedip buna karşın eşyaların kutsalı oldu.
  • Kuran-ı Kerim’in araştırılmasında ve yorumlanmasında bilgeliğin yerini kılı kırk yaran yorumlar, büyük fikirlerin yerini okuma becerileri aldı.
  • Kuran-ı Kerimi hayatta nasıl uygulanacak sorusundan kaçmak için Kuran-ı Kerimin nasıl okunması gerektiği hususunda geniş ve itinalı bir ilim ürettiler. Nihayetinde Kuran-ı Kerim anlaşılan bir manası ve içeriği olmaksızın çıplak bir ses haline getirdiler...

Sorunları tespit ediyor ve önerilerini, bu sıkıntılardan nasıl kurtulacağımızı, sıralamayı da ihmal etmiyor. İslami fikir üzerinde özellikle duruyor.

  • Müslüman kitlelerin sahip oldukları, açık duygularını harekete geçirmek ve yönlendirecek fikir lazımdır. Ancak bu herhangi bir fikir olamaz. Fikir bu derin duygulara uygun olmak zorundadır. Demektir ki bu ancak İslami fikir olabilir.
  • Ufukta ancak bir çıkış görünmektedir: Bu da İslami düşünen ve öyle hisseden yeni entelejansıyanın meydana getirilmesi ve toplanmasındadır. O zaman bu aydınlar kesimi daha sonra İslami düzenin bayrağını öne çıkarıp Müslüman kitlelerle beraber onun gerçekleşmesi için harekete geçebilecektir…

Bilim ve eğitimi önemsiyor

Bilimi kullanmadan ve ileriye taşımadan gerçek bağımsızlığın olamayacağı uyarısında bulunmayı da ihmal etmiyor.

Eğitimsizliğe ve İslami terbiyeyi de oldukça önemseyen Bilge Kral, “Müslüman dünyasının şu anda bulunduğu aşağı durumdan daha hızlı bir şekilde kurtulması için birlik ve beraberliğin yanında, öğretim ikinci çok önemli etkendir” diyor ve ekliyor. Müslüman ülkeler yeteri kadar sermaye sahibi değildir ve öyleyse var olan sermayelerini her şeyden verimli olan öğretime yatırmalılar.

Düşüncelerinin; Bosna’nın kurtuluşuna vesile olduğu gibi bütün dünya Müslümanlarının da daha huzurlu, birlik içerisinde yaşamasına vesile olmasını temenni ediyorum. Allah rahmet etsin.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Bilge Kral Aliya “İslam Deklarasyonu”nda ne demişti? | Ayhan Çiftçi

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • mehmet Cumartesi, 11:33

    Cenabı mevla gani gani rahmet etsin, güzel bir kitap analizi olmuş.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.