Meyve ve sebze fiyatlarındaki artış…

KÜLTÜR SANAT .

Ülkemizde ortalama 44 milyon ton sebze ve meyve üretiliyor.

Hasatları çoğunlukla birkaç haftalık bir süreç.

Sonucunda yüzde 25’lere varan zayiat çıkabiliyor.

Tabi ki, doğa olayları bir gerçek.

Her ne kadar dünya buna mahkûm değilse de bizim hala gerçeklerimiz arasında yer alıyor.

Dondan, yağmurdan, rüzgârdan kaynaklı fiyat artışı zaten biliniyor.

Ya peki bunlardan etkilenmeyen sebze, meyve ve bakliyatların fiyatlarındaki artışı nasıl yorumlamalıyız?

Her düşünenin bildiği gibi bunlar spekülatif artışlardır.

Vatandaşı açlığa mahkûm etme yöntemidir.

Gazetede gördüğümüz haberlere bakılırsa bazı tarım alanları büyük şirketlerce çoktan kapatılmış.

Düşünsenize yüzlerce dönümü arazi bir şirketin elinde.

Zaten patates deyince Niğde, elma deyince Amasya, Sarımsak ve pirinç deyince Kastamonu, Ay çiçeği denilince Trakya vs gibi neyin nerede yetiştiği bilinen bir gerçektir.

Buraları küçük çiftçinin elinden aldıktan sonra bu ürünlerin piyasalarının ele geçirildiği doğru ise gereken yapılmalıdır.

Haller küçük diye midir bilinmez, büyük market ve şirketleri hale dahi girmeden beyanla kendi depolarına götürebilmeleri de gözden geçirilmelidir.

Bütün bu olumsuzlukların önüne geçmek aslında büyük oranda mümkün.

Örneğin soğuk hava depoları, tekelciliği bitirici yasalar, üreticiye tüketiciden alternatifli satışlar gibi.

Bir de masamıza gelebilen ürünlerin hijyen, sağlık, bozulmaması gibi üzerinde durulması gereken kısımları da var.

Özellikle ürün taşıma konusunda kendimizi yenilememiz gerekiyor.

Hafriyat taşıyan araçların bile bir standardı var.

Bozulabilir gıda taşımacılığındaki standartları doğru uygulanmalı.

Özellikle hasat edilen yaş meyve sebzede soğuk zinciri kırılmadan hale ulaşması gerekiyor.

İnsanlara sağlıklı ve ucuz gıda temini için hallerin yeni şartlara göre yeniden düzenlenmesi gerekiyor.                                                                                

Doğru düzenleme ile bu gıdaların sağlıklı ve ucuz bir şekilde tüketiciye ulaştırılmasında birçok kurum, kuruluş ve yönetim sorumludur.

Bunun için artık ihtiyaçlara cevap veremez hale gelen haller kaldırılmalı, daha modernleri inşa edilmelidir.

Şu bir gerçek ki; gelecekte gıda sektörü de en az enerji ve çevre sektörleri kadar önemli bir yatırım alanı olacaktır.

İstatistiklerin gösterdiği gibi dünya nüfusunun artışına göre gıda üretim ve dağıtımının önemi her geçen gün biraz daha artıyor. 

Bugün dünya nüfusu yaklaşık 7 milyar.

Fakat günümüzde bu nüfusun yaklaşık 850 milyonu açlık çekiyor.

Gıda dağılımının nasıl adil bir şekilde yapılacağı, tedarik zincirlerinin, üretim alanlarının nasıl düzenleneceği üzerinde bugünden kafa yormamız şart.

Aksi halde dünya, günümüzdekinden çok daha kaotik beslenme sorunlarıyla karşı karşıya kalacaktır.

Bu bizim ülkemiz için de geçerli, İstanbul için de geçerli.

Kısacası biz görmesek de çocuklar ve bebekler de dâhil olmak üzere etrafımızdaki her 6–7 kişiden biri çok zorlu bir yaşam savaşı veriyor.

Üstelik dünya nüfusu 40 yıl sonra 10 milyara ulaşacak.

Bizler, şimdiden bu nüfusun beslenme ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağımızı acilen planlamak zorundayız.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Meyve ve sebze fiyatlarındaki artış… | Ayhan Çiftçi

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • ahmet efe Salı, 12:51

    Haller, belediyeler, bakanlık hiçbiri tam çalışmıyor ki hocam, tarım ilçeler yıllardır ilçelerinde ne yetişmesi gerektiğini öğrenemidiler de öğretemediler de. Bir esnaf odaları var bunlar ne iş yapar hala belli değil, kredi mi sağlar yoksa milletin parasını mı yer belli değil.
  • ali Pazartesi, 18:43

    Halis biz hala tarım m politikamiz yok varsa da haberimiz yok bakan istikrarı da yetmiyor demekki

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.