Türkçe Sahipsiz mi?

KÜLTÜR SANAT .

Türkçe, dünyanın en eski ve en zengin dillerinden biridir.

Yalnızca Türkiye Coğrafyası’nda değil, başta Asya ve Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde kullanılmaktadır.

“Dil kültürün bir aleti değildir. Dil, kültürdür” diyor, Ernest Gellner.

Siz hiç “Rus” yerine “Rusyalı”, “Elen” yerine “Yunanistanlı”, “Alman” yerine “Almanyalı” diyen duydunuz mu?

Millete aidiyet kazandıran, gençlere bu şuuru aşılayan kültürdür. Kültürün içinde de dil, başta gelir.

Dünya ile rekabet için de, zengin bir dil gerekir.

Zengin kelime hazinesi olan dilimiz, bugünlere fakirleşerek gelebilmiştir.

Yunus Emre zamanında günde 300-500 kelime kullanıldığı söylenmektedir. Günümüzde ise günlük 30-50 farklı kelime ile iletişim kuruyoruz. Bir kısım sosyologlara göre çatışmaların, kavgaların temel sebebi derdimizi anlatamamamız. Anlaşılan diller konuşamayınca eller konuşuyor.

Bunun altında yatan sebepler arasında milletimizin Latince konuşturulmak istenmesi de vardır.

Maalesef batıcılık, batının neyi varsa alalım anlayışı Türkçemizi de iyice bozmuştur. Hatta komik durumlara düşürmüştür. Günümüzde de bozulma devam etmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları dahi bunu yapmaktadır. Halkımızın söylemlerine de bu bozulma yansımıştır. Bu bozulma özellikle sokak, cadde isimlerinde somut olarak görülmektedir.

Vatan Cadde değil, Vatan Caddesi’dir; Cumhuriyet Sokak değil, Cumhuriyet Sokağı’dır.

Özenti de had safhada sürüyor. Avrupa’dan bir şeyler görülüyor, duyuluyor, anlamamak yetmiyor, bir de millete aşılanıyor.

Anıt, hatıra yerine “Memorial” kullanılıyor. Meydan yerine “Plaza” kullanılıyor.

İskender Öksüz’ün, yukarıdakiler dışında da altını çizdiği gibi bankamatikleri bile bu hataya zorluyoruz.

Para yatırırken çıkan “para tanımlanıyor” yazısı yanlıştır. Makine paranın tarifini yapmamaktadır, tanımaya çalışmaktadır. Bu sebeple “Parayı tanıyor” denilmesi daha doğrudur.

Türk diline hâkim olmak ufuklarımızı açacaktır. Edebiyatımıza ilgi duymamızı sağlayacaktır. Edebi eserlerimizi tanımaya, okumaya teşvik edecektir.

Türk Edebiyatı Orhun Kitabeleri’nden başlar, Yusuf Has Hacib’lerden, Gazneli Mahmut’lardan, Fuzuli ve Baki’lerden Yahya Kemal’lere uzanır.

Bütün bunları okuyan bir gençliği düşünebiliyor musunuz?

Goethe’yi bilmeyen bir Alman, Balzac’ı bilmeyen bir Fransız var mıdır?

Maalesef diplomayla sorun çözülmüyor. Klasiklerimizin zorunlu okunması gerekiyor. Çünkü dünyada böyle yapılıyor. Shakespeare’ın repliklerini bilmeden İngiltere’de veya Amerika’da liseden mezun olunmuyor.

Goethe’yi bilmeyen bir Alman, Balzac’ı bilmeyen bir Fransız, lise mezunu olarak düşünülemez bile.

Bizde bırakın lisede Fuzuli’den, Nedim’den eserler okumak; üniversitelerden Necip Fazıl, Yahya Kemal okumayan akademisyenler bile çıkar.

Kendisini ilime adamış hocalarımızda yok değil. Üniversitelerdeki Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun gibi bazı değerli hocalar, yeni gelen öğrencilerinin kelime dağarcıklarını merak edermiş. Onlara “pars, iptidai, alık, bön, mürşit” gibi kelimelerin anlamlarını sorarlarmış. Sonuçlar malum.

Neyse yine ümit var olmak lazım diyelim ve olumlu sonlandıralım.

Rahmetli Mümtaz Turhan, bilimi gürül gürül akan suya, Türk çocuklarını da Anadolu’nun susuz topraklarına benzetirmiş.

Eğitim sistemimizin,  o suyu o topraklara taşıyan bir çark olmasını temenni ediyorum.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Türkçe Sahipsiz mi? | Ayhan Çiftçi

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • hamza Salı, 11:15

    Hocam, baki'yle fuzuli'yi anlayamıyoruz, goethe'yi anlıyorum, bu da ayrı sorun...

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.