Maliki, bu orduyla IŞİD’e karşı mücadele edemez

IŞİD’in Irak’ta elde ettiği başarıyı ve nedenlerini Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’le konuştuk.

GÜNCEL .
maliki, bu orduyla ışid’e karşı mücadele edemez
RöportajEngin Dinç

IŞİD, Musul’u ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru harekete geçti. Son olarak IŞİD’in Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’yı da ele geçirdiği belirtildi. IŞİD’in 2-3 gün gibi kısa bir zaman diliminde ve bu derece hızlı bir şekilde Irak’ın büyük bir bölümünü kontrolü altına alması tüm dünyayı şaşırttı. Peki nasıl oldu da IŞİD, Irak’ta bu derece kolay ve hızlı bir şekilde hakimiyet sağladı. IŞİD’in Irak’ta elde ettiği başarıyı ve nedenlerini Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün’le konuştuk. 

IŞİD’in Musul’u ve Samarra’yı ele geçirecek bir güce sahip olmasını, bu kadar güçlenmesini neye bağlıyorsunuz?

IŞİD aslında askeri güç ve militan sayısı bakımından öyle Irak’ın yarısını işgal edecek güçte bir örgütsel yapıya sahip değil. Adı üzerinde bir terör örgütü ama Irak’ın kendi içerisindeki siyasi gelişmeler ve bazı sosyolojik dengeler konjonktürel olarak, şu anda Irak’ın içinde IŞİD’in ittifak yapabileceği geniş bir alan yarattı. Nedir bunlar? En önemlisi IŞİD’in tabanını oluşturan gruplar, 2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi sürecinde iktidardan uzaklaştırılan eski Baas rejiminin ana gövdesini oluşturan Sünni gruplar. Çünkü Saddam Hüseyin zamanında Baas rejiminin askerdeki ana unsurları, özellikle Cumhuriyet muhafızları, kritik bürokratik kadrolar ve siyasi elitler Sünni gruplardan oluşuyordu. Irak’ta nüfus olarak Sünniler azınlıktı, Şiiler çoğunluktaydı ama Sünniler hakimdi. Amerikan işgalinden sonra Sünniler, Baas sonrası olarak nitelendirilip siyasi sistemden dışlandı. 2005 seçimlerinden sonra Maliki yönetimi, son 8 yılda ABD’nin başlatmış olduğu devleti Baas’çılardan temizleme ve teröristlerle mücadele politikası çerçevesinde Sünni kesime kan kusturdu. Zaten Sünnilerin nüfusları yüzde 20 ve anayasaya da Sünnilerin milletvekili seçimlerinde en fazla yüzde 20 kotası olabileceği şeklinde bir madde koydular. Sünniler bu noktada kendilerini mağdur, ezilmiş hissediyorlar ve üzerlerinde ağır bir baskı var. Irak’taki mevcut halin hem güvenlik, hem de siyasi açıdan kendilerine bir gelecek sunmayacağını düşünüyorlar. Onun için de 2014 Nisan’da yapılan seçimleri son bir ümit olarak gördüler. İyi çalıştılar, örgütlendiler, protesto ettiler ama Maliki’nin kazanmasını engelleyemediler. Şu anda yeniden Maliki iş başına geliyor. Tam da bu noktada Musul’da, Felluce’de, Ramadi’de, Tıkrit’te, Sünnilerin çoğunluğu oluşturduğu o bölgelerde bütün aşiretler, Ensar El İslam gibi bazı diğer gruplar ve Nakşibendi Tarikatı gibi örgütlü tarikatlar işbirliği yaparak IŞİD’i ön açıcı bir koç başı olarak kullanıp, Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde aynen Irak’ta olduğu gibi bölgesel bir yönetim kurmak için toprak üzerinden mutlak bir hakimiyet kurma stratejisi geliştirdiler. Son olaylar bütün bu şeylerin bileşimi. Ama bu sadece son 1-2 günde olmuş şeyler değil, seçim sürecine girildiği yılbaşından bu yana aslında yavaş yavaş kritik yerlerde IŞİD hem kontrolü sağladı, hem de Sünni kesimlerle ittifakı gerçekleştirdi. Bu anlamda Musul’un işgali ve hiç direnişle karşılaşmadan kontrolü ele geçirmesi aslında bir sonuç ve daha çok Sünni kesimin Maliki ve Bağdat yönetimine karşı sosyal ve siyasi anlamda ayaklanmasının bir sonucu. Ondan dolayı bu kadar kolayca hakimiyet kurdu. 

Peki IŞİD bu ilerlemesini sürdürebilecek mi? Bu sürdürülebilir bir şey mi?

Eskiden beri IŞİD çok hızlı bir şekilde vurur, ele geçirir, yapacağını yapar ve sonra geri çekilirdi. Ama ben bu bölgeleri geri çekilmek için aldığını zannetmiyorum. Bugün basına ve medyaya, sosyal medya üzerinden tehditler yağdırıyor, “Önümüzdeki günlerde daha büyük savaş başlıyor” gibi psikolojik birtakım terimler de kullanıyor. Maliki’nin kontrolünde olması gereken Irak ordusu aslında eğitim açısından zayıf, kendi içinde bütünlükçü değil, ideolojik savaşlara da hiç hazırlıklı değil. 900 bin kişilik bir ordu görünüyor ama çoğu aslında paralı asker ve onun dışında bu askerlerin devlete ideolojik bir bağlılığı yok. Dolayısıyla Maliki’nin gücü zayıf, bu orduyla IŞİD ile mücadele etmesi mümkün değil. Ama IŞİD’i yenmesi ve geri püskürtmesinin birkaç yolu var; bir, merkezi hükümet kararlı olacak; iki, Şii milisler dediğimiz özellikle güneydeki, Basra’daki ve Necef’teki birtakım askeri unsurları harekete geçirmesi lazım; üçüncüsü de, Kuzey’deki Irak Peşmergeleri’ni merkezi hükümetin yanında tutması lazım. Maliki bu denklemi kurabilir mi? Bu bana çok kolay gelmiyor. Kuzey’deki Peşmergelerin Bağdat’la önceden beri sorunları var. Eğer merkezi hükümetle birlik olup IŞİD’e direkt operasyon yapmaya razı olurlarsa bunun karşılığında pek çok şey isteyeceklerdir. Petrol üzerindeki kontrolü isteyeceklerdir. Talabani’nin cumhurbaşkanlık süresi bitiyor, cumhurbaşkanının yeniden Kürt olmasını isteyeceklerdir. Burada Maliki’nin elinin çok da fazla güçlü olmadığını söylemek istiyorum. ABD bu işin içine ne kadar girer, o tartışmalı. İran mutlaka bu sürecin içine dahil olmak isteyecektir. İran hem Suriye’de Esed rejimini hem de Irak’ta Maliki rejimini ayakta tutabilecek kadar bölgede operasyonel eylemler yapabilir mi, bu onun gücünü sınırlamaz mı, dağıtmaz mı? Bu da bir tartışma konusu… Bence IŞİD ciddi anlamda iyi bir strateji izledi şimdiye kadar, sosyolojik tabanını da konsolide etmiş gibi görünüyor. Eğer bu durumda aşiretleri yanında tutabilirse ciddi anlamda teritoryal hakimiyet alanı yaratabilir ve Maliki yönetimini uzlaşmaya ikna ederek Kuzey Irak’ta olduğu gibi Sünni bir federal yapı kurabilir. 2005 Anayasası da buna elveriyor aslında… 

Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 kişi ve rehin alınan Türk şoförleri hakkında serbest bırakıldı diye haberler geldi ama şu an bildiğimiz kadarıyla bizim bu insanlarımız orada esir durumunda. Türkiye bu insanlarımızı kurtarmak için neler yapmalı? 

Şunu açıkça söyleyeyim, Musul’un işgali ile Türkiye’nin başkonsolosluğunun işgal edilmesi ve rehin alınması aslında bir sonuçtur. Temel amaç bu değildir. IŞİD’in Musul’u işgalinin temel amacı bizim oradaki başkonsolosluğumuzu ele geçirmek değil ama böyle büyük bir operasyonun dünyaya duyurulması, reklam yapılması, kendi gücü ve başarısını dünyaya duyurmak açısından iyi bir enstrüman buldu. Türkiye büyükelçiliğini ele geçirmiş oldu. Şu anda rehine olarak tutulan büyükelçilik personelinin mutlaka can güvenliğinin de sağlanması lazım. “Burada Türkiye ne yapabilir” sorusu önemli. Bu anlamda askeri operasyon bir seçenektir. Türkiye’nin istediği takdirde oraya nokta operasyon yapabilecek kapasitesi vardır, isterse bunu kullanır. Ama bu hem insan kaybı hem de riskler bakımından kolayca göze alınabilecek bir tercih ve opsiyon da değildir. Çünkü bizim sınırımızın 130 km ilerisinde, çok da hakim olmadığımız bir coğrafyada nokta operasyonla 49-50 kişiyi alacak ve kaçıracaksın, bu o kadar kolay bir şey olmayabilir. Ama bunun dışında Türkiye’nin kullanacağı tek enstrüman var. Türkiye’nin hakikaten o bölgede hem Suriye’de hem de Irak’ta terör grupları dahil pek çok ulusalcı grupla konuşabilecek kanalları vardır. IŞİD de bunlardan bir tanesidir. Türkiye’nin ben esasen işin bu yönüne odaklanacağını düşünüyorum. Türkiye, ister fidye vererek, ister başka şekilde pazarlığa oturarak ya da zorlayıcı diplomasi kullanarak, ikna etme yöntemiyle mutlaka kendi konsolosluk yetkililerinin serbest kalmasını sağlayacaktır. Ben IŞİD’in Türkiye’yi doğrudan doğruya karşısına alacağını, rehineleri uzun süre ellerinde tutacağını ya da onlara zarar vermeyi düşüneceğini sanmıyorum ama yine de ihtiyatlı olmak lazım, çatışma ortamıdır. IŞİD dediğiniz merhametsiz ve acımasız bir örgüttür, bu zamana kadar yaptığı eylemler bunu gösteriyor. Bu konuda dikkatli olmak gerekiyor. Ama bir havuç-sopa politikasıyla bir şekilde IŞİD’in elindeki rehineler kurtarılabilir, ben Türkiye’nin bu gücünün olduğunu düşünüyorum.   

IŞİD, Suriye ve Irak'ta teritoryal bir hakimiyet kazanırsa Türkiye’yi neler bekliyor? Mesela Türkiye’nin ikinci bir Pakistan olacağı şeklinde yorumlar yapılıyor. Siz buna katılıyor musunuz? 

Pakistan’ın saldırı altında olmasının sebebi Pakistan’ın özellikle Afgan tarafında sınırın olmamasıdır. Özellikle bizde çok ciddi bir sınır yönetimi var. Bunu takip edebilirsin, duvar bile yapabilirsin.  sosyolojik olarak da o kadar iç içe geçmiş değiliz. Dolayısıyla Pakistan-Afganistan analojisi bana çok gerçekçi gelmiyor ama böyle bir risk var mı? var. Bu risk her zaman var, Suriye’de kim olursa olsun var. Dolayısıyla Suriye ve Irak’ta kalıcı istikrar olmadığı sürece Türkiye’nin güney sınırlarında her zaman risk vardır ama öyle yaygın şekilde her gün El Kaide’nin Türkiye’ye operasyon düzenleyeceği bir ortam da mümkün değil. Zaten IŞİD’in kontrol altında bulundurduğu iki sınır vardı. Biz onları IŞİD’in eline geçtikten sonra kapattık. İnsan ve araç gereç girişine izin vermiyoruz.  Bu rehineleri biraz da Türkiye’nin IŞİD’i muhatap olarak alması konusunda pazarlık gücü olarak kullanacaklarını düşünüyorum. 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Maliki, bu orduyla IŞİD’e karşı mücadele edemez

Yorumlar

bu röportaj için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Diğer Röportajlar

bunlar da ilgi çekebilir Röportaj Anasayfa
600 binden fazla Suriyeli yetim çocuk var
STK'lar

600 binden fazla Suriyeli yetim çocuk var

İHH Yetim Birimi Başkanı Murat Yılmaz: "Suriye’de yaşayan 8-9 milyon civarında insanın Türkiye, Lübnan, Ürdün, Mısır, Irak gibi ülkelere güvenlik endişesiyle göç ettiğini biliyoruz. Bunlar arasında ciddi miktarda da çocuklar yer alıyor."

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.