Yasmin Levy Türkiye'ye geliyor

Yasmin Levy, 2014’ün ilk konserini vermek için Türkiye’ye geliyor.

MÜZİK .
yasmin levy türkiyeye geliyor

‘Nací en Alamo’ ya da ‘La Alegria’… Bu şarkıları dinleyip de kalbi sızlamayan kimse var mı? Zannetmem… Sanki yüreğimizin, ciğerimizin çivilerini söke söke dinlediğimiz bu şarkılara hayat veren kadın Yasmin Levy, 2014’ün ilk konserini vermek için Türkiye’ye geliyor. 

Yasmin Levy, 1919 yılında, Manisa’da doğmuş bir Sefarad olan Yitzhak Levy’nin kızı. Kökleri bu topraklarda yani. Yitzhak Levy, hayatını Sefarad Yahudilerinin müziklerini derlemeye ve korumaya adamış bir müzisyen. Yasmin henüz bir yaşındayken kaybetmiş babasını, ama onun bıraktığı bu zengin miras müzik yolculuğuna yön vermiş. 1975 yılında Kudüs Bakka’da doğan Yasmin, daha 6 yaşında piyano çalmayı öğrenmiş. 21 yaşında annesinin konserinde konuk sanatçı olarak sahne alan Yasmin’in dünyada da ses getiren müzik kariyeri böyle başlamış. Şimdi Ortadoğu’dan yükselen bu hüzünlü sesi tüm dünya çok seviyor. Müziğinin ana teması barış ve çok kültürlülüğe saygı. Şimdi bir kez daha İstanbul’a geliyor Yasmin Levy. Avea Sıra Dışı Müzik Konserleri”nin 5. yılı kapsamında 2014’ün ilk konserini İstanbul’da verecek. ‘Muhteşem Şehir’ olarak adlandırdığı İstanbul’da barış şarkıları söyleyecek olan Yasmin Levy konserden önce AKŞAM Cumartesi’nin sorularını yanıtladı. 

İbrahim Tatlıses ile  düetiniz uzun süre konuşulmuştu. Türkiye’de düet yapmak isteyeceğiniz başka isimler de var mı? 

Türk müziğini çok seviyorum, hatta bayılıyorum. Güçlü seslerden hoşlanıyorum, dolayısıyla Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Bülent Ersoy, Funda Arar gibi isimleri çok beğeniyorum. Daha önce birlikte çalışma fırsatı bulduğum Kubat da oldukça başarılı bir sanatçı. İsmini burada anmadan geçemeyeceğim bir diğer sanatçı ise şu an maalesef aramızda olmayan Zeki Müren. Onunla tanışmayı çok isterdim.

‘Sevda’ bizim Nükhet Duru’dan dinleyip hüzünlendiğimiz bir şarkı. Sezen Aksu’nun ‘Firuze’si de öyle. Siz bu iki şarkıya da çok farklı bir yorum kattınız. Üstelik çok  beğenildi. Aynı coğrafyada yaşayan toplumlar olarak ortak hüzünlerimizi yansıttığı için mi bu kadar hissederek okuyorsunuz?

Bu topraklarda mutlu insanlar da yaşıyor. Ama bence bahsettiğiniz her iki şarkı da, Türk insanının hüznünü yansıtıyor. Ve tabii ki ben de bu hüznü kendi içimde, ruhumda hissediyorum. Zaten Türk müziğini bu kadar sevmemin nedeni de bu sanırım, hüznü ortak olarak hissedebilmek…

“Filistin’den konser daveti gelse giderim” demişsiniz. Toplumlar arasında yeni bir dil oluşturmak için müzik ve müzisyen önemli bir rol oynayabilir mi sizin için?

Müziğin insanların iletişimini güçlendirdiğini düşünüyorum. Her zaman müziğin insanlar arasındaki en yaygın dil olduğuna inanmışımdır. Çünkü müzik çok saf ve temiz. İçinde kavgaya ve saygısızlığa yer yok. Tam aksine sevgi, sabır, açık yüreklilik ve alçak gönüllülükle dolu müzik… Ve bunlar da daha iyi bir iletişim için 

hepimizin ihtiyacı olan kavramlar. 

TÜRK DİNLEYİCİSİNE MİNNETTARIM

İlk konser teklifi geldiğinde neler hissettiniz? 

Konser vermek için İstanbul’a ilk geldiğimde, seyircilerin bana gösterdiği sevgiden oldukça etkilenmiştim. Ayrıca karşımda oldukça kaliteli bir izleyici kitlesi bulunca da şaşırmıştım. Çok da kolay olmayan notaları benimle birlikte mırıldanıyorlardı. Herkes gerçekten müzik dinlemeye gelmişti. O günden beri de bu durum hiç değişmedi. Bazı çok bilinen Türkçe parçaları kendi tarzımla yorumladığımda, orijinalinden ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, seyirci hemen şarkıyı tanıyor ve eşlik etmeye başlıyor. Benim parçayı nasıl ve ne kadar değiştirdiğimi sorgulamıyor, yargılamıyorlar. Bunun için onlara minnettarım, çünkü bu bana kendim olma özgürlüğünü veriyor gerçekten.

‘Hüznün sesi’ diyorlar sizin için. Müziğinizin melodik yapısında da var hüzün ama bu duyguyu sesine bu kadar yakıştırmak ve yansıtabilmek ayrı bir şey değil mi?… Siz memnun musunuz böyle anılmaktan?

Bu tanımı gerçekten seviyorum. Çünkü bu tam da kendimi nasıl hissettiğimi anlatan bir tanım. Bunu söyleyen insanların beni, sesimi, tarzımı, ruhumu ve ne ifade etmek istediğimi anladıklarını düşünüyorum.

Ortadoğu müziği özellikle Batı’ya çok mistik bir algıya sahip. Ama sizin müziğiniz batıya da ulaşabiliyor. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Birçok farklı ülkedeki hayranlarımdan çok sayıda mektup alıyorum. Hepsi de, her ne kadar benden binlerce kilometre uzakta olsalar da, kendilerini müziğime ne kadar yakın hissettiklerini anlatıyorlar. Bu beni oldukça duygulandırıyor. Sanırım dinleyicilerimin kendilerini bana bu kadar yakın hissetmelerinin en önemli sebebi, benim de birçok farklı kültürden ve değişik müzik türünden etkilenmiş olmam. Bu şekilde herkes müziğimin içinde kendinden bir şeyler bulabiliyor. Sınırlar olmadan, sadece hissederek...

Türkiye’ye bir sevginiz olduğunu biliyoruz. 

Evet, Türkiye’yi çok seviyorum. Ne zaman kendimi kötü hissetsem eşime “Türkiye’ye gitmeliyiz” diyorum. Türk insanı çok özel… Bu gerçek düşüncem, samimiyetle söylüyorum. Türkiye’de insanlar sizi sevdiğinde gerçekten seviyor. Buranın başka bir havası var.

Müziğinize de yansıyor mu bu Türkiye sevgi?

İlk sefardik albümümü yaptığımda kullandığım sazlar hep Türk sazlarıydı. Düzenlemeler de Türk usulüydü. Çünkü babam bir Türk ve o müzikle büyümüş. Herkes ‘Bu kız ne yapıyor?’ demişti. “Oryantal, Arap ve Türk müziği yapıyor” diye eleştirdiler, kendileri müziklerini gitarla yaptıkları için. Anlamadığım o ki, Türk sazları olmaksızın bu müziği nasıl yapabilirsiniz ki? Değil mi?

Müziğinizin en önemli özelliklerinden biri de farklı kültürleri bir araya getirişi değil mi?

Albümlerim dünyanın tüm parçalarını bir araya getiriyor. Konserlerimde Türk ve Ermeni müzisyenler bir arada çalıyor, konserlerde kardeş gibi oluyorlar. Tüm dünya ülkelerinden üyelerimiz var orkestramızda. Müzik aslında uluslararası bir dil. Ben Müslümanlarla ve Hıristiyanlarla çalışıyorum ve bir Yahudi’yim. Benim için işte müzik bu anlama geliyor. 

EN ÇOK SEVDİKLERİ DOLMA VE TAKSİM…

En sevdiği Türk yemeği: En sevdiğim Türk yemeği ‘dolma’. Annem evde sık sık pişirirdi, bize de afiyetle yemek düşerdi. O günlerden beri dolmayı çok severim.

İstanbul’daki favori yeri: Buna basitçe ‘Taksim Meydanı’ diyebilirim. Neden? Çünkü Taksim Meydanı’nda her kesimden insanı bulabilmeniz mümkün. Kimse sizi yargılamıyor ve kendiniz olma özgürlüğünü doyasıya yaşıyorsunuz. Taksim Meydanı, bana göre, oldukça ‘yaşayan ve yaşatan’ bir yer.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Yasmin Levy Türkiye'ye geliyor
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.