İçine Sığdıramadığı Dünyanın İçine Sığmaya Çalışanlar

Etrafı duvarlarla örülü bir bahçenin ortasında yağmuru dinliyor. “Yirmi yedi yaşında en güzel hislerinden neden soyunuyor?” diye düşünüyor.

KÜLTÜR SANAT .
içine sığdıramadığı dünyanın içine sığmaya çalışanlar

Yağmur gittikçe şiddetini arttırıyor. Sen burada kalamazsın diye bağırıyor. Kendini ait hissetmediği bir dünyada yağmurla bir nebze soluk alan birine yağmurun kaşlarını çatması ne garip! Kendini bir yere ait hissedip de oraya böyle yabancı olan biri için bu ne garip. Bombardıman altında gönül yarasını arayan Aliya’nın talihi ne uzak.

Yağmur dindi; ama içine yağmaya devam ediyor. Şimdi yağmuru içine yağdırıyor. İnsanın ruhunu okşayan naif damlalar sisin ardında kayboldu. Düştüğü yere bereket getiren rahmet görünmüyor. Kasıp kavuran bir sağanak mütemadiyen yağıyor. İçini dışarı çıkaramıyor. İçini içine esir eden bu duygu neyin kırgınlığı? Biraz düşündü. İçinde kelime dolu bir kuyu var. Hangi sözcüğü çıkarıp bir cümlenin ucuna iliştirse, “Beni de çıkarsaydın şu kuyudan,” diye sesleri duyulan kelimelerle mahcup bir hayatı yaşıyor. İçinin dışına çıkamıyor. Yağmur içine yağıyor. Bir esinti var; sert, üşütüyor. Bir felaket habercisi mi? Fermanın içinden idamlar çıkacak. Aşa taş karışmış. Bir bebek ağlıyor, annesiz kalmış. Bir şey var. Adını koyamıyor.

Küçük bir barakanın içinde kıyamet kopmuş. Bir ân kadar durdu yağmur. Bir ânda mahcubiyetini buldu. Olmayacak dualar koymuş heybesine, ağırlığı altında eziliyor. Ağacın gövdesini gösterirken işaretler, gökyüzüne uzanan dallarına bağlamış heveslerini. Olduğu kadar. Olmamış. Ne olmuş? Olmazsa ne olmuş. Ziyanı yok. Dili varmıyor.

Şuradan köşeyi dönmeliydi. Karanlık çöktü. Bir vakti daha geçerse yolunu bulamaz. Önünü göremez. Gözlerini görmediği bir yerde bırakmış. Bir sahra görmüş, seraplara dalmış. Bir türkü duymuş, karlar yağmış. Bir duyguya kapılmış, yanına alacağı ne varsa köhne bir kulübede kalmış. Yoluna yol katıp yolsuz kalmış. İçine sığmadığı dünyanın içine sığmaya çalışmış da dizlerinde derman kalmamış. Nefes alacak bir durağı kalmış. Şimdi kendi kendine iç geçiriyor: Bu da yetmezse ne yeter?

“Yeter mi bunca zaman?” diye sordu. Sonra gözleri bir noktada durarak büyüdükçe büyüdü. Fark ediyordu. Zamanın bir yerinde unutulan bir mektubun mahremiyeti, zamanın bir yerinde unutulan bir komutanın mağrur duruşuna galebe çalıyor. Fakat böyle olmamalıydı. Derin bir nefes aldı. Şimdi iç geçiriyor: Başı dik bir idam mahkûmu gibi yürünmeliydi yollar. Başının yüksekliği ve çatık kaşları onu heybetli göstermeliydi. Belli olmamalıydı hiçbir mahcubiyet; köşeyi dönünce dermansız kalmalıydı dizler. Sözler, asil ve güçlü kılmalıydı onu. Vakur bir duruşu bürünmeliydi üstüne sözler. Korumalıydı korunaksız kalanı.  Sığınağı, ihtişamlı görünmeliydi. Bakınca uzaktan, göğe uzamış bir duruş sezmeliydi görenler. Acziyet, yalnız kalınca açığa çıkan bir baş dönmesi olmalıydı.

Mehmed Eşref - Genç Öncüler Dergisi

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git İçine Sığdıramadığı Dünyanın İçine Sığmaya Çalışanlar
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.