Yazarlar gündemi nasıl değerlendirdi?

Fikri Türkel, Yusuf Kaplan, Tamer Korkmaz, Haşmet Babaoğlu, Emre Aköz ve daha pek çok yazar gündemde öne çıkan konuları değerlendirdiler.

GÜNCEL .
yazarlar gündemi nasıl değerlendirdi?

Yeni Şafak'tan Fikri Türkel, Yusuf Kaplan, Tamer Korkmaz, Sabah'tan Haşmet Babaoğlu, Emre Aköz, Star'dan Ahmet Taşgetiren gündemdeki konuları değerlendirdiler. İşte köşe yazarlarının gündemindeki ana maddeler...

Fikri Türkel / @siyaset, @cemaat, @acayip

Önceki akşam Discovery Channel'da Akıl Oyunları programında bir sosyal deney gösterildi.

Araba yıkama istasyonuna bir müşteri geliyor. Daha önce ayarlanmış başka müşteriler ona gülümsüyor ve ilgileniyor. Hemen kaynaşıyorlar. Maçtan, gündemden keyifle sohbet etmeye başlıyorlar. Tam o anda, istasyonun görevlisi gelip ona bir müşteri kartı hediye ediyor. Ve önemli indirimler kazandığını söylüyor.

Kart sahibi olmayan diğerleri hemen yüzlerini asıyor, konuşmayı kesiyor. Müşteri ne olduğunu şaşırıyor. Gözlerini çeviriyor, başka yere bakıyor ama hala üzerinde dik bakışların olduğunu hissediyor. Cep telefonunu saklıyor, kartını nereye koyacağını şaşırıyor. Terleyen, gözünü kapatanlar oluyor. Daha önceki kaynaşma gitmiş, başka bir grup baskısı altına girmeye başlamış. O imtiyazlı gruptan diğerleri değil.

Hiç konuşma olmamasına rağmen bakışlar onu oradan kaçırtmaya yetiyor.

'Farklı insanlara farklı muamele yapmayın' diyor Seth Godin. En çok satan listesinde 13 kitabı olan ve Mor İnek kitabının yazarı bu sefer İstanbul'a 'Acayip İnsanları' anlatmaya geldi.

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Haşmet Babaoğlu / Gençler

Gençler...

Bugün "çocuklarımız"dan söz etmek istiyorum.

Belli bir gençlik kesiminden...

Çok sıkılıyorlar, malum.

Tabii kitap okumaktan da...

Yarım bıraktıkları kitapların kapaklarını sosyal medyada paylaşmayı tercih ediyorlar. 

Çok vakitleri var; davranışları hiperaktif fakat hayatları pasif! Yine de Yılmaz Özdil stilinde yazılmamışsa, bir makalenin bile ancak özetine katlanabiliyorlar. 

İlle de bilmeleri gereken bir şey varsa, bir "büyük"lerinden dinleyip öğrenmeyi seviyorlar. 

"İyi de o büyükleri kim?" sorusu, ayrı hikâye! 

***

Sorarsan, sinemayı pek seviyorlar.

Fakat "sinema sanatı" denince akıllarına iki saat süren cehennem azabından ötesi gelmiyor. Aralarında "Life Of Pi"nin gelmiş geçmiş en iyi; "Arog"un da gelmiş geçmiş en sağlam politik film olduğuna iman edenler çok.

Yine sorarsan, hayatta hep yoksullardan yanalar!

Ancak o güzelim film "Biutiful"un ve son günlerin bol ödüllü yerli filmi "Zerre"nin yoksulluk anlatısına on dakika bile dayanamıyor; derhal bir romantik komediye ya da casus hikâyesine geçiyorlar. 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Yusuf Kaplan / Fütursuzca saldırılmasının nedeni 'paralel din' icadı mı acaba?

Önce, 'ayağını denk almazsan, büyük dilini koparmasını biliriz', denilerek tehdit edildim.

Ama bu meseleyi büyütmedim; çünkü telefonla tehdit eden kişi kimliğini gizlemişti: Birileri, benim üzerimden ülkedeki yangını büyütmek istiyor olabilirler, diye düşündüm ve meseleyi büyütecek basiretsizce adımlar atmadım.

(Sağolsunlar, emniyetteki arkadaşlar meseleye el koydular).

ŞİMDİ DE 50 BİN TL'LİK DAVA! İNSAFSIZ BUNLAR, İNSAFSIZ!

Ardından, bu tehdidin üzerinden çok geçmeden, Fethullah Gülen, avukatları aracılığıyla, 50 bin TL'lik 'küçük' (!) bir tazminat davası açtı bana karşı, o büyük hoşgörüsünün gereği olarak!

Davaya gerekçe olarak, 'Fethullah Gülen'i küçük düşürme, itibarsızlaştırma, Cemaat'e karşı husûmet tohumları ekme!' gibi gerçeklerle ilgisi olmayan iddialar öne sürülmüş!

Ayrıca dava, İstanbul'da değil de, Ankara'da açılmış!

Neden acaba?

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Tamer Korkmaz / Derin Muhabbet

11 Eylül'deki kurgusal saldırıdan iki gün sonra, uçuş yasağına rağmen Ladin ailesine mensup onlarca kişi Amerika'dan ayrıldı! ABD, 'Üsame Bin Ladin'in kellesine 50 milyon dolar ödül' koydu!

11 Eylül'den sonraki haftalarda Başkan Dabılyu Bush, Bin Ladin'le telefon muhabbeti yaptı!

Ladin'le görüşenler arasında 'Karanlıklar Prensi' diye bilinen Richard Perle de vardı!

*

3 Şubat 1980'de Pakistan'da çekilen fotoğraflarda ise dönemin ABD Başkanı Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski'nin Bin Ladin'le 'enseye tokat' kıvamında silah muhabbeti yaptıkları görülüyordu.

11 Eylül'ün onuncu yılına denk gelen bir ekran söyleşisinde (MSNBC'deki Morning Joe) Zbigniew Brzezinski, 'ABD-İsrail ikilisinin Ortadoğu'da izole edildiklerinden yakınıyor ve uzun vadede bu durumun daha da kötüleşeceğini söylüyordu. (Eylül 2011)

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Ahmet Taşgetiren / Cumhurbaşkanı’nın duruşu

Cumhurbaşkanı Gül, acaba, Hükümet - Cemaat geriliminde nerede duruyor?

Bu soru, epeydir kamuoyunun, özellikle muhafazakar kamuoyunun ilgi duyduğu bir konu.

Bu soruyu önemli kılan husus “Hizmet, önümüzdeki siyasi gelişmeler sürecinde Erdoğan’a alternatif olarak Gül’e oynayabilir mi, ya da Gül, Erdoğan’a alternatif olur mu?” sorusu ile ilgilidir.

Benim, bu soru ile muhatap olduğum her defasında cevabım, böyle bir karşı karşıya gelişin her iki lider açısından herhangi bir makuliyet çerçevesi içinde mevcut olmayacağı şeklinde olmuştur.  

Ama bu ilişkinin somut olaylarda ortaya çıkma biçimi, gelecek öngörülerini de içinde barındırıyor.

Mesela sayın Cumhurbaşkanının, İtalya gezisi sırasında gazetecilere yaptığı değerlendirmeler, kritik tartışma konularında oldukça net bir “Duruş profili” ortaya koymuştur. Şöyle ki:

- Cumhurbaşkanı, çıkan “duman”ı da işaret ederek, devlet içinde bir “paralel yapı”nın bulunduğunu, buna müsaade edilmeyeceğini, ama bunun hukuk içinde yapılacağını ifade ediyor.

- Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı, Hükümet, yüksek mahkemelerin başkanları gibi devlet organları arasında farklılıkların olmadığının altını çiziyor.

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Sibel Eraslan / İstanbul’dan Harran’a İlim Yayma Cemiyeti’nin kızları

Yayma Cemiyeti 11 Ekim 1951 günü, Sirkeci’de toplanan 68 kişi tarafından kurulmuştu. 17 Ekim 1951 günü, kuruluşundan sadece altı gün sonra, ilk İmam Hatip Lisemiz, dönemin Milli Eğitim Bakanlığının talebi ve ilk müdür Celalettin Ökten’in (Celal Hoca) gayretleriyle açılmıştı. Artan yoğun talep karşısında bugünkü İstanbul İmam Hatip Lisesi’nin binasına geçilecek ve 1958 yılında, Başbakan Menderes tarafından açılacaktı İstanbul İmam Hatip...

İlim Yayma Cemiyeti yoksul öğrencilerin eğitimi, yurtlarda barınması, iaeşesi, bursları gibi konularda, sivil kişilerin desteğiyle bugüne kadar geldi. Tek parti döneminin sert devletçi politikalarıyla kabuğuna çekilmiş mütedeyyin kesimin, çok partili hayata geçişi müteakip harekete geçen ve daha çok entelektüel hayata ve eğitime dair birikimi hedefleyen sivil insiyatiflerin ilk örneğidir İlim Yayma Cemiyeti...

Geçen hafta İlimYayma Cemiyeti’nin Maltepe’deki Kız Yurdu’ndaydım misafir edebiyatçı olarak. Diyarbakır, Konya, Erzincan, Malatya, Urfa, Sivas, Tokat, Ankara, Bolu, Bursa yurtlarından gelmiş öğretmen ve öğrenci temsilcileriyle buluştuk.

Çok yoğun bir siyasi gündem ve oldukça sert esen kasırgalarla geçen şu son günlerimizde, Kız öğrencilerle buluşmak, onlarla birlikte kitap okumak, onların sorularına hep birlikte cevap aramak, insana merhem gibi geliyor. Hani Hz. İbrahim ateşlere atıldığı vakit, Allah Teala, ateşe “serin ol” demiş ya... Onun gibi bir şey öğrencilerle hemhal olmak, kitap okumak, saçlarını, kalplerini okşamak, insana ateşler denizinden geçip gül bahçesine girmeyi fısıldıyor sanki... 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Emre Aköz / Cemaat eleştirisinde önemli bir nokta

İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın, Erzurum'daki toplantıda Fethullah Gülen için söylediklerini, siyasi açıdan doğru bulmuyorum.

Bakan'ın, "Kimsin sen, kimsin" türü sözleri sadece Cemaatten değil, Gülen'e uzaktan uzağa sempati duyan kesimlerden tepki aldı.

Dikkat ederseniz yazının ilk cümlesinde "siyasi açıdan" dedim. Yani Ala'nın söylemini ahlaki açıdan değerlendirmeyeceğim. Mesela hakaret var mı, yok mu diye bakmayacağım. Önce bir örnek vererek, ne demek istediğimi açayım...

İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru yaklaşılırken Almanya gibi Japonya'nın da yenildiği belli olmuştu. Ancak Japonlar insanüstü bir gayretle direnişlerini sürdürüyordu.

Amerikan ordusu, Japon direnişini kırmak için bildiriler atmaya karar verdi. Bildiriye... İmparator'un, Japon halkını değil, kendisini düşündüğü... Daha fazla kan dökülmemesi için halkın İmparator'a direnmesi gerektiği yazıldı...

Bildiriler uçaklardan atıldıktan sonra merakla neler olacağını izlemeye başladılar. 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Melih Altınok / Dimyat'a devrime giderken, evdeki refahtan olmak!

Kimilerimizin dilinden düşmeyen, bunca hayali kurulan o “devrim” bizde nasıl olacaktır ya da başka memleketlerde nasıl olmuştur?

Bunun en “gözde” yollarından biri, örneğin Mahir Çayan’ın silahla bozulması gerektiğini söylediği “suni dengenin” kırılmasıdır. Halkın, dengeyi bozacak “devrimci parti”nin saflarına katılması içinse bir “nedeni” olmalıdır.

Bu noktada itekleyici güç, onları olası bir devrimden kazançlı çıkacak bireyler haline getirecek olansa “çelişkilerin keskinleşmesidir.”  Yani bireylerin hayatının “daha kötüye” gitmesi.

Kurama göre tarih de önlemez şekilde “buraya” gitmektedir. Sınıflar arası uçurum, ezilenlerin aleyhine derinleşecek ve sayısı katlanarak artan devrimden çıkarı olan sınıf, köylüler ve küçük burjuvalar gibi müttefiklerini de yanına katarak azınlığı devirecektir.

Ama hayat kendiliğinden kötüye “gitmiyorsa” da gerekiyorsa “ittirilmesi” mubahtır. Zira kapitalizm yamandır. Halkın gözünü nispi refahla falan boyar; fırsat verilmemelidir. Bu da efsanevi lider Allende gibi deneyimleri dışarıda bırakırsak, kuşkusuz, Marx’ın “devrimin ebesi” dediği “zor” sayesinde olacaktır. Yani “zorlama” ile.

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Mehmet Ocaktan / Erdoğan olmasa her şey ne güzel olacak!

Türkiye'ye ve Tayyip Erdoğan'a karşı bir nefret ittifakı kurmuş bulunan başta Neocon çeteleri olmak üzere kalemini Türkiye düşmanlarına kiralayan azınlıktaki birkaç gazeteci ve sömürge ruhlu aydınların paralel devleti savunmak için adeta çırpındıklarını gördükçe hayret ve dehşet içinde kalmamak mümkün değil. 

Sanki devlet içinde gizli bir güçten emir alan paralel cunta siyasi partileri, liderleri, işadamlarını, medya yöneticilerini, yazarları, bürokratları takip etmemiş, haklarında şantaj dosyaları hazırlamamış, millet iradesine suikast düzenlememiş gibi, hepimizin zekâsıyla alay edercesine masallar anlatmaya devam ediyorlar. 

Yok efendim Başbakan Erdoğan meydanlardaki üslubuyla "gönülleri kırıyor, vicdanları yaralıyormuş" ama rüşvet ve yolsuzlukla ilgili tek kelime etmiyormuş. El insaf, Başbakan neredeyse her konuşmasında, "Yolsuzluğa bulaşan oğlum bile olsa evlatlıktan reddederim" diye haykırıyor. Bu kadar açık ve net ifadeleri bile inkâr edenlere ne söylenebilir ki... 

Ama mesele yolsuzluk değil ki, hâlâ anlamadınız mı? 

Eğer mesele gerçekten yolsuzluk olsaydı, TÜRGEV gibi memleket çocukları için yurtlar yapan, yüzlerce öğrenciyi yurt dışı eğitimine gönderen bir kuruma yardımda bulunan hayırsever işadamlarına karşı cadı avı başlatılır mıydı? 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Emin Pazarcı / Paralel yapı çöküyor

Ekonomik ve siyasi açıdan Türkiye'yi ciddi sıkıntıya soktu. Bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz. Ama önemli bir nokta daha var. Asıl darbeyi kendisi yedi. Devlet içindeki paralel yapıda çöküş başladı. 

Çünkü… 

Kurulan "korku düzeni" sona erdi. Gerçekler ortaya çıktı. Sonuçta vatandaşlar üzerindeki baskılar azaldı. 

Şimdi, yetkili makamlara dört bir yandan bilgi yağıyor. Vatandaş, çok önemli ayrıntıları ilgililerle paylaşıyor. Paralel yapının ilginç ve şaşırtıcı yapısı, bütün boyutlarıyla ortaya çıkıyor. 

Hukuksuzluk diz boyu! 

Durum bu olunca, doğal olarak ortaya çıkan bu tablonun önümüzdeki günlerde ciddi yansımaları olacak. Zaten şimdiden yurdun dört bir yanından suç duyuruları başladı. Yakında bunlara yenileri de eklenebilir. 

***

Şimdi birkaç ay öncesine gidelim… 

Türkiye'de öyle bir yapı vardı ki, adeta kutsanmıştı. Tartışılmıyordu, konuşulmuyordu, eleştirmeye de kimse cesaret edemiyordu. Devlet içinde pek çok kurumda alabildiğine yuvalanmıştı. 

Toplantılar düzenliyor, insanlar da kendilerini o toplantılara gitmek zorunda hissediyordu. Pek çok kişi, paralel yapıdan gelen talepleri imkanları doğrultusunda yerine getirmeye çalışıyordu. 

Artık çok şey değişti. Şimdi durum öyle değil… 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Ufuk Ulutaş / Suriyeli Türkmenlerin çilesi

Son günlerde çok sayıda Suriyeli Türkmen'in Türkiye'ye sığındığı haberlerini okuyoruz. Türkmenler üçüncü yılını doldurmak üzere olan Suriye krizinde şimdiye kadar birçok maliyet ödedi. Buna rağmen Türk basınına yeni yeni konu olmaları oldukça üzücü bir durum. 

Baas rejimi üç senedir sadece Arapları değil, Türkmenleri de katlediyor. Özgürlük mücadelesi için sokaklara sadece Araplar değil, Türkmenler de çıktı. Baas rejiminin katliamlarına karşı kendisini sadece Araplar değil, Türkmenler de korumaya çalışıyor. Son üç senede binlerce Türkmen bu uğurda şehit oldu. Suriye'nin siyasi muhalefetini sadece Araplar değil, Türkmenler de oluşturuyor. Anlayacağınız Türkmenler, Suriye'de devam eden mücadelenin bir parçası ve bunun için maliyet ödüyorlar. 

Suriye'deki Türkmenlerin varlığı Anadolu'daki Türk varlığının bile öncesine gider. Suriye coğrafyası Osmanlı'dan yüzyıllar önce Türk beyliklerinin ve devletlerinin kurulduğu bir coğrafyadır. Bu sebepten Halep, Hama, Humus, Şam, Lazkiye, Tartus'tan Golan'a kadar Suriye'nin birçok noktasında Türkmenlere rastlamanız mümkündür.  

Türkmenlere beşinci kol muamelesi 

Toplam nüfus konusu biraz tartışmalıdır. 1 milyondan 3,5 milyona uzanan bir ranj söz konusu. Kalabalık kitleler halinde yaşamayan ve Türkiye sınırına uzak Şam, Humus vs. gibi şehirlerde yaşayan Türkmenler Baas rejiminin de baskısıyla asimile olmuş. 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Kurtuluş Tayiz / 'Üçüncü yol', kimin yolu?

Hükümet ile cemaat arasındaki savaşta Kürt siyasi hareketinin aldığı pozisyon belki en çok sol çevrelerden tepki topladı. İmralı, Kandil ve BDP hiç olmadığı kadar, sol gruplar tarafından AK Parti’ye destek olmakla suçlandı. En “mantıklı” görünen eleştiri ise Kürtlerin “üçüncü yol”u bulamaması, biçiminde. 

Sol, siyasi hayatımızın en kritik zamanlarında kendisine hep “üçüncü” bir yol bulmayı başardı! 28 Şubat ve 27 Nisan’da “Ne şeriat, ne darbe” sloganıyla duruşunu formüle etti; 17 Aralık’ta ise “Yolsuzlukları da Ergenekon’u da AK’lama” tavrını benimsedi. Ki bence solun klasik “yesinler birbirini” tavrı bile, bundan daha kişilikliydi. Hiç olmazsa iktidar savaşının ve siyasi hayatın dışında kalmayı öneriyordu. 

“Yolsuzlukları da Ergenekon’u da AK’lama” tutumu ise iktidar savaşının içinde, hükümete karşı cemaatin tarafında yer almayı ifade ediyor. Burada açık bir taraf tutma hali var. Geçmişte en azından “nötr” görünme kaygısı taşırlardı. Ancak, “tarafsızlık”, “üçüncü yol” örtüsünü de üzerlerinden sıyırıp attılar. 

Bu açıklığın nedeni, iktidar savaşının gelip dayandığı aşamayla ilgili olmalı. Kavga kızıştığında taraflar bütün güçlerini seferber etme ihtiyacı duyar. Geri cephedekileri de savaşa sürer. O güne kadar tarafsız görünenler de resmi üniformalarını giymek zorunda kalır. 

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Ruşen Çakır / Günü geldi zincir koptu, çünkü kopmaması mümkün değildi

Daha önce birçok kez tartıştığımız bir soruyu, bazı hususları mecburen tekrarlayacak olsam da yeniden ele almak istiyorum: Fethullah Gülen cemaati ile AKP hükümeti niçin savaşıyor? (Son olarak yaklaşık bir ay önce bu soruyu şu yazıda başlığa çıkarmıştım: http://haber.gazetevatan.com/Haber/597794/4/Yazarlar )

Bu soruyu tekrar ele almamın iki ana nedeni var: İlk olarak, hâlâ çok kişi, özellikle de yabancılar, siz hangi gerekçeleri dile getirirseniz getirin, iki İslami yapının bu kadar sert bir savaşa neden giriştiğini anlamakta zorlanıyorlar. İkinci olarak, savaşın her aşamasında yaşananlar bunun nedenlerini anlamamızı daha da kolaylaştırıyor.

Aslına bakılacak olursa, tarafların şu son 45 günde birbirlerine söyledikleri düşünüldüğünde niçin savaştıklarını değil de savaşın niçin bu kadar geciktiğini sormamız daha doğru olabilir. Başbakan’a yakın bir isim durumu bana, “Bu yüzleşme kaçınılmazdı, eninde sonunda yapılmalıydı; geç bile kaldığı söylenebilir” diye özetledi. Cemaatin önde gelen isimlerinden biriyle sohbet ettiğimdeyse, aralarındaki ittifakın en parlak dönemlerinde bile taraflar arasındaki karşılıklı güvensizliği açığa çıkaran çok sayıda olay yaşandığını anlatmıştı.

Yazının devamını okumak için tıklayın...

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Yazarlar gündemi nasıl değerlendirdi?
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.