Bugün hangi yazar gündemi nasıl yorumladı?

Sabah’tan Engin Ardıç, Haşmet Babaoğlu, Sevilay Yükselir; Star’dan Ahmet Taşgetiren, Ahmet Kekeç, Milliyet’ten Nagehan Alçı, Hürriyet’ten Akif Beki, Akşam’dan Osman Can ve Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi ile Hilal Kaplan bugün neler yazdı?

GÜNCEL .
bugün hangi yazar gündemi nasıl yorumladı?

Sabah’tan Engin Ardıç, Haşmet Babaoğlu, Sevilay Yükselir; Star’dan Ahmet Taşgetiren, Ahmet Kekeç, Milliyet’ten Nagehan Alçı, Hürriyet’ten Akif Beki, Akşam’dan Osman Can  ve Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi ile Hilal Kaplan bugünkü yazılarında önemli konulara değiniyor. İşte yazarların bugünkü yazılarından öne çıkan başlıklar…

Engin Ardıç: Y kuşağının çatalı

Üniversite profesörü bir arkadaşım var, mayıs ayına kadar öğrencilerinden çok yakınırdı: Üç dakikadan, yani bir "klip" süresinden fazla hiçbir konuya yoğunlaşamıyorlarmış, dersi içine şaklabanlık katarak anlatmazsa anlamıyorlarmış...

Taksim olaylarından sonra o hışır gençlik birdenbire gitti, "Tayyip düşmanı pırıl pırıl çocuklar" geldi yerine... Eh, profesörü böyle yaparsa, bunun doçentini asistanını siz düşünün. Kimbilir hangi basın zıpırının "Y kuşağı" adını taktığı yeni kuşak bu... Kabaca, gençlik kitlesi...

Ama köylü gençler değil, okuyamadığı için çalışmak ve ekmeğini taştan çıkarmak zorunda kalan emekçi gençler de değil, boş gezenin boş kalfası lumpen gençler de değil, o çirkin deyimle "beyaz gençler"...

Yani cici çocuklar.

Düne kadar bu tür insanlarla "yuppie" ya da "kokainci Wall Street çocukları" diye dalga geçilirdi, onlar artık büyümüşler, yerlerine pırıl pırıl bunlar gelmiş. Bunlar "Türkiye'nin yaratıcı geleceği" sayılıyorlarmış. 2030 yılında hayatın her alanında söz sahibi olacaklarmış. O yıl herhalde biz buralarda olmayız.

Lakin bunlar 2030 yılında nasıl bir Türkiye yaratacaklarmış? O pek belli değil. Haberi veren muhalif gazete "AKP'nin iktidarda olmadığı bir Türkiye" demek istiyor da dili varamıyor. "CHP'nin yönettiği Türkiye" dese okuyucu ciddiye almayacak.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Haşmet Babaoğlu: Hepsinin içinde bir Esad var!

Bu toplum muazzam bir "beyin yıkama" operasyonunun kurbanı! Bin kez yazıldı çizildi bu. "Cumhuriyet'in makbul vatandaşı"nın nasıl kurgulandığı üzerine çok ciddi akademik araştırmalar yapıldı ve bütün detaylar ortaya döküldü.

Belli ki, bin kez daha yazmak gerekecek...

Kuşaklar boyu özel bir talim terbiye programıyla sekülerleştirildik; yani hem kişisel dünyamız ve zihnimiz hem de kamusal alan dinin güçlü etkilerinden arındırılmaya çalışıldı.

İyi okullarda okumuş beyaz çocuklar "din" ile "inanç" denilen şeyi hâlâ birbirine karıştırıp "din Tanrı'yla insan arasında özel bir ilişkidir" gibi fikirler yumurtluyorsa, bundan!

Oysa pek beğendikleri Batı ülkelerinde orta öğrenim seviyesinde bu lafı etseler, sıfır çekerler.

Toplumun geniş kesimi büyük ölçüde sessiz kaldı ama bir yandan da aile aile, mahalle mahalle direndi bu talim terbiye etkisine. Yine de geriye, inançlı insanları bile etkileyen çok derin bir korku kalmış: Dinden ve dindardan kuşku! 

İşte görüyoruz... 

İslami temelli fakat örgütlenmesi modern Amerikan kültlerini andıran bir yapı da aynı korkuyu kaşıyarak ilerliyor; kendini "ılımlı" ve "dünyalı" göstererek siyasal müttefik devşiriyor.  

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Sevilay Yükselir: Maklubeciler bizi fişliyor, tabanı da CHP’yi…

Yılın hâkimi. Adalet dağıtmada hızlılığı ve cabbarlığı ile nam salmış. Tertemiz bir sicili var. Dindar ama karargâhtaki maklubecilerin hoşlaşmadığı kadar da vicdanlı. Yaklaşık 6 ay önce bir davayla ilgili baskı yapıyorlar. "Verdiğim her karar benim namusumdur" deyip reddediyor bu isteklerini. Tabii anında soruşturma başlatıyor maklubeci müfettişler ve sicili başarılarla dolu hukuk adamı terfi ettirilecek yerde tenzil-i rütbe ile alaşağı ediliyor.

Bunalımda... Adı Tolga Onur. Aktarıyorum mektubunu: "HSYK ile ilgili yazılarınızı takip ediyor ve takdirle karşılıyorum; bu sistemin en çok yıprattığı bir mağdur olarak. Sırf paralel yapının boyunduruğu altına girmediğim için hiç sebep yokken HSYK tarafından fişlendim. Geçmişte su faturası gibi abonelik borçlarını geç ödemiş olmamı gerekçe gösterip hakkımda soruşturma açtılar. Bu karar başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, tüm yargı örgütlerince eleştirildi ve adalete uygun davranması için çağrıda bulunuldu fakat yargıdaki tüm gücü elinde bulunduran bu örgüt bırakın hatasını düzeltmeyi, görevime tamamen son vererek hayatımı bir çırpıda elimden aldı!"

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Ahmet Taşgetiren: Buyurun işte Esediniz!

Ey Putin! Ey Obama! Ey tüm Avrupa! Ey Hameney! Ve ey Kılıçdaroğlu !Ellerinize bakın, Suriyeli kanı var mı?

Birleşmiş Milletler artık ceset saymayı bırakmış. 

100 bin rakamı çok gerilerde kalmış. 130 binler konuşuluyor.

Sadece Türkiye’de 700 bin Suriyeli mülteci. Suriye’de kalıp, varil bombalar altında harabeye dönmüş şehirlerde ölümden beter bir hayatı paylaşanları saymak gerekir mi? BM’nin 2014 mülteci tahmini 4 milyon küsur. Türkiye’de 1.5 milyon mülteci olacağı tahmin ediliyor. Suriye nüfusunun yüzde 80’i mülteci olacak bu duruma göre.

Konvansiyonel silahlarla öldürülenler kesmedi Putinlerimizi, Obamalarımızı.

Kimyasal silah cinayetlerinin devreye girmesini bu yüreklerde insafın izinin kaldığını görebilmek bakımından şükranla (!) mı karşılamak gerekiyor acaba?

Ve “infaz raporu” niteliğinde ortaya konan 11 bin ceset görüntüsü, Cenevre’de bir “Vicdan kımıldaması” meydana getireceği için sevinmeli miyiz?  

Ya işkence, infaz görüntüleri?

Açlıktan kıvrana kıvrana can vermiş bir kısmı. Bir kısmı demir çubuklarla dövülerek can vermiş.

Ne diyor vicdanınız?

Tayyip Erdoğan’ın çığlıkları uyandırmadı sizleri. “İslamcı” politika izliyordu Tayyip Erdoğan, belki “Sünnici” politika izliyordu vahşete göz yumanların içini rahatlatma gerekçesi olarak. Esed’in arkasındaki cinayet makinası gibi işleyen İran milisleri bile görünmedi gözlere.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Ahmet Kekeç: Ne bereketli ülkeymiş… Elini sallasan casusa değiyor

İzlediği politikalarla dünyanın hedefi olmuş ve neredeyse insanlığın “ortak düşmanı” sayılan ABD’de (koskoca ABD tarihi boyunca) yakalanan casus sayısı, bir iddiaya göre 12...

Bir de yazıyla yazalım: On iki...

Rakam ne kadar doğrudur bilmiyorum ama yabancı ülkeler hesabına çalıştığı öne sürülen casusların çoğu “soğuk savaş dönemi” içinde enseleniyor... İhtimal ki KGB için çalışıyorlardı.

Polisiye ve casusiye meraklıları bileceklerdir: James Nicholson, Edwin Pitts, George Trofimoff  gibi önemli ve “kayda değer” gizli servis elemanları, yıllarca CIA’nın kalbinde çalıştılar. SSCB’ye bilgi aktardıkları neredeyse 30 yıl sonra anlaşıldı.

Robert Hanssen, Sovyetler Masası’nda görevliydi... Sovyetler Birliği analizleri yapıyordu... Onun “Ramon” kod adlı bir KGB ajanı olduğu 90’lı yıllarda anlaşılabildi...

Bunlar, bilinen ve namlı ajanlar...

Bilinmeyenlerle (ismi çok az duyulanlarla) birlikte bu rakamın 12 olduğu söyleniyor.

İngiltere’de de durum farklı değildir.

İngiltere denince, akla hemen Kim Philby geliyor.

Philby, İngiliz İstihbarat Servisi’nin en gözde elemanlarından biriydi. Uzun yıllar KGB’ye çalıştı.

Philby’nin serüvenini Forsyth’ın “Dördüncü Protokol” romanından okuyabilirsiniz. “İnce casusiye”nin yazarı John Le Carre de romanlarında sık sık Philby’ye atıf yapar. Hatta, Philby’yi ihbar edenlerden birinin, aynı zamanda bir gizli servis elemanı olan Carre olduğu söylenir.

Philby, bir dönem İstanbul’da da bulundu.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Nagehan Alçı: AB ile ikinci balayı

Yaklaşık değil, tam 5 yıl geçmiş Başbakan’ın Brüksel’e gelişinin üzerinden. 5 yıl sonra çok da zor bir gündemle çıkıyor Avrupa başkenti seyahatine. Kritik bir ziyaret bu. Zira 17 Aralık sonrası ortaya çıkan tabloyu Batı’ya anlatmak kolay değil. Başbakan’ın Brüksel’de yapacağı temaslar, vereceği mesajlar o nedenle çok önemli.

Uçak havalanır havalanmaz yanımıza geliyor Başbakan. Keyfi yerinde. Espriler yapıyor, sohbet ediyor bizlerle. Uçaktaki hava da Başbakan’ın havasına paralel. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Yalçın Akdoğan... Bütün ekip son derece neşeli, esprili... Davutoğlu bizimle uzun uzun sohbet ediyor. Konuşacak çok şey var ama tabii biz henüz Esad rejiminin bir askerinin çektiği insanlık aybı fotoğraflardan haberdar değiliz.

Brüksel’e iner inmez telefonlarımız çalmaya başlıyor. Biz gökyüzündeyken dünya Esad’ın vahşetine artık gözlerini kapatamaz hale gelmiş. Herkes Suriye’den çıkan, Hitler döneminin Nazi kamplarını aratmayan o fotoğrafları konuşuyor. Davutoğlu’na bakıyorum. Zaten bildiği bir şeyin artık reddedilmez bir şekilde ortaya saçılmasının verdiği haklı bir hüzün var yüzünde. Temkinli davranıyor, ‘Yarın bu konuda açıklamalar yaparız’ diyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Abdülkadir Selvi: Tırlar hangi tarihten bu yana gidiyordu

Dün Brüksel'de üç önemli gelişme yaşandı. Üç konuda çok önemli mesajlar verildi.

Öncelikle Brüksel'de verilen üçlü fotoğraf önemliydi. 

Başbakan Erdoğan, AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun birlikte görüntü vermeleri yararlı oldu.

Böylece hem AB hem Türkiye cephesinde üyelik konusunun yeni bir ivme kazanmasının resmiydi o.

Ayrıca Türkiye'nin tam üyeliğini engelleme adına Merkel tarafından gündeme getirilen imtiyazlı ortaklık önerisi Konsey Başkanı Rompuy tarafından çöp kutusuna gönderildi. Tam üyeliğin altını çizdi.

Basın toplantısında dikkatimi çeken bir başka nokta da Hem Barroso hem de Rompuy'un kullandığı dil oldu.

İki AB yetkilisi çok pozitif bir dil kullandılar.

Başbakan'la görüşmelerinden söz ederken gayet samimi ve açık görüşmelerimiz oldu diye birkaç kez değinme ihtiyacı duydular.

Erdoğan'ın liderlik özelliği bu.

Karşısındakine güven veriyor, inandırıcı.

Başbakan'ın AB'deki görüşmelerinde en çok sıkıntı duyulacağından endişe edilen nokta HSYK ile ilgili düzenlemeydi.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Hilal Kaplan: Kod adı Sezar

Bu satırları yazarken o korkunç işkencelerden kim bilir hangisi yapılıyor, o zulmün belgesi olması için hangi dehşetin fotoğrafı çekiliyordur?...

Zulme şahit yazıldık, bir kez daha. Dilleri lâl olanlar, 'ama'lara boğulanlar, vicdanı TIRlar altında kalanlar, 'sen önce ülkene bak'çılar ve bilumum ahlâksızlar dursun bir kenarda. Zulme şahit yazıldık, bir kez daha.

Kod adı 'Sezar', yıllarca Suriye rejimi bünyesinde adli polis olarak görev yapmış, suç mahallerini fotoğraflayan birisidir. Ancak Esed'in Mart 2011'den itibaren Suriye halkının değişim ve hürriyet taleplerini kanla bastırmasıyla beraber onun da 'görev tanımı' değişir. O artık, işkence ve kötü muamele sonucu öldürülen insanların cesetlerini belgeleyen bir fotoğrafçıdır.

Gözlerimizi Esed zulmüne bir kez daha şahit kılan o meşum fotoğraf albümü de bu vesileyle ortaya çıkar. Sezar, yapılanların vicdanî yükünü daha fazla kaldıramaz ve çektiği fotoğrafları peyderpey kaydederek ülke dışındaki bir akrabasına sızdırır. Ve kendisinin de gizlice Suriye dışına iltica etmesiyle birlikte bu fotoğrafları kamuoyuna duyurma vakti gelmiştir.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Osman Can: Dert başka

HSYK kanun teklifi üzerinden tartışmalar devam ediyor.  Yargı ve siyaset arasındaki ilişkiler tartışıldıkça tartışılıyor. Deneyimli gazeteciler ve hukukçular mevcut HSYK üzerinden ders veriyor. Demokrasi adına hayret uyandıran, ancak Türkiye gerçeğinde yüz yıldır tekrarlana gelen dersler elbet! 

Bir kere şunu teslim edelim. Demokratik ülkelerde iktidarlar ile yargı arasında daima bir gerilim ilişkisi vardır. Yargı, özellikle anayasa yargısı, doğası gereği iktidarların eleştirilerinden kurtulmaz. Ancak bu ülkelerde siyaset keskin eleştiriler yapsa da, bunun yapısal karşılığı pek olmaz. Yargı da yaptığı işin siyasal sonuçlarının eleştiriye açık olduğunu bilir. Siyasal karar ve tercihlere müdahale etmediği, yani hukuki denetimle sınırlı kaldığı sürece, bu eleştirileri sorun yapmaz. Hatta bu eleştirilerin, yargının kendi sınırları içinde kalmasına katkı sağladığına da inanır.

Yazının devamını okumak için tıklayınız! 

Akif Beki: ‘Paralelleri’ AB’ye nasıl anlattı?

HSYK’dan sual ederlerse “Yargıya değil içindeki örgütlere müdahale ettiğimizi anlatacağım” demişti.

Brüksel’e gelirken havaalanında söylemişti bunu. Ben de dönerken uçakta şunu soracağım Başbakan’a: Peki başarabildiniz mi? 

AB Konseyi’ndeki üçlü basın toplantısını izledim, o salondaydım ama cevabını tam alamadım.  Hayır yani... HSYK düzenlemesini Avrupalılara anlatmakta ne var, leblebi çekirdek, onu söylemiyorum.

Olayı bir hükümet-AB krizine çevirmek isteyenler ne kadar zorlarsa zorlasın, istifinizi hiç bozmadan, eliniz cebinizde ıslık çalarak savuşturursunuz bu salvoları... Hollanda dersiniz, İtalya dersiniz, Portekiz’i, Almanya’yı filan örnek verirsiniz.  Sonuçta, hâkim ve savcı kurulları için standart bir uygulaması yok ki Avrupa Birliği’nin. 

Çoğu ülkesinde üyeler, siyasi merciler tarafından seçiliyor. Onlar yaparken yargı bağımsızlığı elden gitmiyor da Türkiye’de olunca mı gidiyor?

Ve fakat yargıda, poliste patlak veren bu Cemaat muammasını nasıl izah edeceksiniz?

‘İhanet şebekelerinin oyunları’ diye kodladığınız ‘paralel devlet’ tuzaklarını somutlaştırabildiniz mi?

Adamların bildiği hiçbir modern olguya benzemiyor. Kopenhag kriterlerine de uymuyor, AB’nin hukuki ya da siyasi başka herhangi bir şeysine de...  

Yazının devamını okumak için tıklayınız!

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Bugün hangi yazar gündemi nasıl yorumladı?
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.