İnsani Yardım Nasıl Durdurulur?

Gazze'ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine İsrail'in yaptığı kanlı baskın dünya tarihine kara bir leke olarak geçecektir.

GÜNCEL .
insani yardım nasıl durdurulur?

Röportaj: Muhammed Akaydın

29 Mayıs 2010 günü dünya tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Barbar İsrail'in ambargosu altındaki Gazze'ye insani yardım götüren İHH ve Bülent Yıldırım önderliğindeki Mavi Marmara gemisine İsrail kanlı baskın düzenledi. 

O kanlı baskında 9 kişi şehit oldu. Onlarca yaralı insan var ama ne olursa olsun Mavi Marmara gemisi yeni bir başlangıca vesile olacaktır. O gemiye katılan herkes, Asr-ı Saadet'teki ilk savaş olan Bedir Savaşı'na katılanlar gibidir...

Hepsi birer kahramandır. İşte o kahramanlardan biri de Samet Doğan... Samet Doğan, habertaraf.com sitesinin dış haberler muhabiri... Hem gazeteci hem de iyi bir aktivist...

Samet'le hem kanlı baskın öncesini hem baskın anını hem de baskından sonra yaşadıklarını konuştuk... O olaya bir kez daha şahit olmak için bu röportajı okumalısınız...

İsrail'in yanlış stratejisi aleyhine döndü

Seni habertaraf.com’daki dış haberlerden tanıyoruz. Şu ana kadar yurtdışında birçok haber peşinde koştun? Peki, Mavi Marmara macerası nasıl başladı?

Mavi Marmara'dan önce iki kez Gazze'ye gitmeye niyetlenmiş ama bir türlü bu arzumu gerçekleştirememiştim. Gazeteci arkadaşım Adem Özköse İHH ile "Mısır" üzerinden Gazze'ye girmişti. Dönüşünde bana, "Üzülme İHH'nın gemilerle Gazze'ye yardım götürme projesi var, onunla gidersin." demişti. Bunun üzerine organizasyonun şekillenmesiyle hemen başvuruda bulundum. Basın mensubu olarak kabul edilmeseydim aktivist olarak yeniden başvuracaktım. Nitekim de başvurum kabul edildi ve hazırlıklarımı yapıp yola çıktım.

O büyük gemide olmak nasibinde varmış demek ki... Yola çıkmadan ya da yolculuk esnasında dünyanın gündemine oturacağınızı düşündün mü hiç?


Geminin gündemde olacağının farkındaydık ama bu denli büyük ses getireceğini tahmin etmemiştik. Eğer gemiler doğrudan Gazze'ye girseydi bu denli gündem oluşturmayacaktı. İsrail'in yanlış stratejisi aleyhine döndü.

El-Cezire'de bir haber dikkatimi çekmişti. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada alaycı bir şekilde "Onları nasıl durduracağımızı görecekler" ifadesini kullanmıştı.

Saldırıdan sonra aklıma "Onların planı varsa Allah'ın da planı var. Allah plan kuranların en hayırlısıdır" ayeti geldi. Sizin bile planınız bu değildi değil mi?

Elbette, tek güvencemiz "Allah"tı. Çünkü kendimizi koruyacak ne bir silah ne de teçhizatımız vardı. Malumunuz İsrail "dengesiz" bir devlet, ne yapacağını tahmin bile edemiyorsunuz. Biz orada tekbir seslerinden kaçan donanımlı askerleri gördük. Bu Allah'ın bize apaçık yardımıydı.

Saldırıdan sonra gidemeyip de pişman olanların tek söylediği şey "Biz Bedir'i kaçırdık" demeleriydi. Sizler o gemide Bedir'de savaşanlar gibiydiniz. Peki, Samet o anları anlatır mısın?


Gemide, herşey çok güzeldi. İnsanlar arasında tatlı bir uyumluluk ve güzel bir amaç uğrunda birlikteliğin heyecanı vardı. İsrail'in gemiye müdahale edeceğinin farkındaydık ama bu denli olacağını ummuyorduk. Sonuçta burada bulunan insanlar sivildi ve tek amaçları yardım götürmekti. O gece biz basın odasında haberlerimizi yazıyor, röportajlarımızı çözüyor ve de gelişmeleri takip ediyorduk.

"Onları nasıl durduracağımızı görecekler"


El-Cezire'de bir haber dikkatimi çekmişti. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada alaycı bir şekilde "Onları nasıl durduracağımızı görecekler" ifadesini kullanmıştı.

Zaten gece İsrail helikopterleri gök yüzünde görülmeye başlamıştı ama biz gece baskın yapacaklarını düşünmüyorduk. Bu sebeple basın odasında bulunan arkadaşların yarısı nöbette diğer yarısı da dinlenmeye çekilmişti.

Ben de dinlenenler arasındaydım. Helikopterlerin belirmesiyle birlikte heyecanlı dakikalar başlamıştı zaten... Daha sonra internet hattının kesilmesi, uydu frekansının çökertilmeye çalışılmasıyla hareketlilik arttı. Daha sonra saat 04:00 civarında arkadaşlarımız İsrail saldırsının başladığını, gemilerin yaklaşmakta olduğunu haber verdiler.

Tüm dünyayla irtibatın kesilmesi sizde nasıl bir etki oluşturdu. Nasıl bir panik yaşadınız? Hiç ölüyorum dedin mi ya da şehid olacağım diye sevindin mi?


Saldırıların başlamasıyla birlikte güverteye çıktım. Hâlâ içimde ciddi bir korku yoktu. Bizden teslim olmamızı bekleyeceklerini ya da gemiyi farklı yollardan Ashdod Limanı'na götüreceklerini düşünüyordum.

Güverteye çıktığımda, İsrail hucum botlarının bize doğru yaklaştığını gördüm. Geminin arka tarafına yaklaşan hücum botunu fotoğraflamaya çalışırken askerler üzerime ateş açtı. Tam burada anladım ki bizi tutuklamaya değil öldürmeye gelmişler. Ardından ses bombaları atılmaya başladı. Bir ses bombası önüme düştü ve beni yere düşürdü.

Tam o esnada ne düşündün?

O esnada öleceğimi düşündüm evet. Ama içimden şunu geçirdim. Eğer burada öleceksem adam gibi ölmeliyim. Yerde ne bulduysam kaptım ve diğer arkadaşlarımın yanına koştum. Amacımız orada bulunan insanların onur, şeref ve haysiyetini İsrail çizmeleri altında ezdirmemekti. Direnmemizin sebeplerinden birisi budur.

Bundan sonra üzerimden korkunun alındığını hissettim. Zaten dikkat ederseniz, direnen insanlar normal yaşantılarında hiçbir kimseyle kavga etmemiş. Bu denli bir sıcak çatışmayı yaşamamış sıradan insanlardı.

"Kalçama bir mermi isabet etti"


İsrail'den dönüşünde görüşmüştük... Hala plastik mermi izleri vardı vücudunda...


Evet kalçama bir mermi isabet etti. Canım yandı ve elimle arada bir kontrol ediyordum, bir acı duyuyordum ama kan bulamıyordum. Çünkü biz plastik mermiyle gerçek mermiyi ya da ses bombasıyla parça tesirli bombayı ayırt edebilecek durumda değildik.

Bu arada siz her şeye rağmen pasif bir direniş sergilediniz... Aranızda onca şehid varken bu metaneti nasıl korudunuz?


Açıkcası sanki düzenli ordu bizdik. Çünkü İsrail askerleri paniğe kapılıp aptalce şeyler yaptılar. Biz onca öfkemize rağmen esir aldığımız askerlerin kılına bile dokunmadık. İçimizden korkuyu alan Allah, ayrıca bir sekinet bahsetmişti bize.

Orada istesek çok asker ölürdü. Ama biz İsrail'liler gibi değiliz, inanıdığımız değerler uğruna ölümü göze alabiliriz ama şahsi duygularımız için de o değerleri çöpe atamayız. İsrail askerlerini aşağıya indirirken, kimsenin dokunmamasını söyledik. Bu adamlar ölmeyecekti ve nitekimde ölmediler.

Dış dünyayla bağlantınız koptuğunda neler düşündün? Akdeniz'in ortasında bir başına kaldığını mı düşündün?

O esnada çok şey düşünemiyorsun çünkü bir savaş alanı. Düşünmeye vaktin bile yok. Bir yanda yaralılar diğer yanda barbarca saldırmaya devam eden askerler.

Hani can pazarı derler ya işte öyle. Daha sonra kendimi kaybettiğim... 65 kadikalık direniş sürecinde düşündüğüm tek şeyin gemiyi onlara vermemek olduğunu ve ölümün bir gün gelip kapımıza dayanacağını bundan daha iyi bir fırsatın karşıma çıkmayacağını düşünmüştüm. Direniş devam ederken bir yaralı kardeşimizi aşağıya taşıdık. Aşağıya indiğimde her yerin kanla bulandığını tüm koltuklarda yaralıların tedavi edildiğini ve hızlı bir koşuşturmacanın yaşandığını gördüm. Geminin alt katında doktorlar, doktorlara yardım eden hemşireler ve gönüllüler vardı.

"Bunlar katliam yapmaya gelmişler"

İsrail askerleri meseleyi gurur meselesi yapmıştı, bir avuç insanı teslim alamıyorlardı. O yüzden gerçek mermi kullanmaya ve korkutmak için öldürmeyi bile göze aldılar.

Daha sonra Bülent (Yıldırım) ağabey, "bunlar katliam yapmaya gelmişler, içeride kadın ve çocuklar var, artık direnişi durdurun" dedi.

Dikkat edersen, onlar bizi teslim almadılar biz teslim olduk. Çünkü ağır yaralılar vardı. Tam o esnada 5 tane şehit vardı, daha sonra kan kaybından şehit düşenler oldu.

İsrail askerleri sizi nasıl esir etti? Nasıl limana götürüldünüz? Cezaevinde neler yaşadınız?

Anonslar yapıldı gençler geri çağrıldı. Hatta bazıları direnişi devam ettirelim gemi düşmedi, dediyse de Bülent ağabey olaya el koydu ve bu şekilde içeri çekildik. Burada bir saati aşkın bekledik. Askerler geminin etrafını sarmışlardı ama hala bizi teslim alamamışlardı. Daha sonra ilk olarak kendi askerlerini istediler, askerlerini gönderdikten sonra da bizi teker teker tutuklamaya başladılar. Tutuklama esnasında askerlerin korkuları gözlerinden okunuyordu, hatta beni 5 asker birden tutukladı, kelepçe takarken bile uzaktan hareket ediyorlardı.

Daha sonra Ashdod Limanı'nda kurulan tutuklama kampına getirildik. Orada işlemlerimiz yapıldı. Hepimizi kayıt ettiler, parmak izlerini fotoğraflarımızı aldılar. Sonra da tutuklayarak cezaevine götürdüler.

"Bu Netenyahu çıldırmış"

Sorgulama esnasında neler yaşadın? Sen Arapça biliyorsun... Faydası oldu mu orada?


Evet oldu. Hatta bizim gardiyan Arapça biliyordu. Uzun uzun konuştuk. Bizim gardiyan diğer gardiyana şunu söylüyordu, "Bu Netenyahu çıldırmış, Türklere bulaşıyor, Türkler kindar insanlar onlarla düşman olmaya gelmez" diyordu.

Arapça mı söylüyorlardı bunu? Sizin gardiyan Arap mıydı?

Evet Araptı. Arapça konuşuyorlardı.

Biraz oradaki insanlardan bahseder misin? Nasıl bir ruh halleri vardı?

Yahudi bir gardiyan karşımda sigara içiyordu, bir sigara istedim sigarasından bir yudum aldı ve burada sigara içmek yasak cevabını verdi.

Sorgulama nasıl oldu? Biraz da ondan bahseder misin?

Sonra sırayla sorguya almaya başladılar. Sorguda bana benim elimde sopalı fotoğrafımı gösterdiler. Amacımı sordular. Amacımızın, kendilerinin ölüme terk ettiği insanlara yardım götürmek olduğunu ve acımasızca saldıran İsrail askerlerine kendimizi savunmak için vurmamızın doğal olduğunu Arapça söyledim. Ben İngilizce konuşan Mossad ajanına, kendimi Arap topraklarında hissettiğimi eğer Arapça konuşurlarsa cevap vereceğimi söyledim. Bunun üzerine beni dışarı attılar.

"Türkiye'de ne olup bittiğinden haberimiz yoktu"

Sonra ne yaptınız?


Namaz vakti gelmişti. Gardiyanlara toplu bir şekilde namaz kılacağımızı yoksa onlara sorun çıkaracağımızı söyledik. Namaz kılmamızı kabul ettiler, imam namazda kâfirlere cehennemi müjdeleyen ayetler okudu.

Türkiye ile nasıl irtibata geçtiniz? Oradan telefon açmanıza izin verdiler mi?

Biz 5112. koğuştaydık. Hep birlikte ailelerimize telefon açmamız gerektiğini, bizi merak ettiklerini söyledik. Kabul ettiler ve herkese 1 dakikalık konuşma imkânı tanıdılar. Türkiye'de ne olup bittiğinden haberimiz yoktu.

Tutuklanmanın ardından ilk defa ne zaman görüştünüz?

İçeri girdikten tahminen 7-8 saat sonra... Onun öncesinde Filistin insan haklarından avukatlar geldi. Bizi yalnız bırakmayacaklarını, gereken dava sürecini takip edeceklerini söylediler. Ben hemen "Türkiye'de ne oldu, insanların tepkisi nasıl" diye sordum. Suzan isimli bayan bir avukat "ne Türkiyesi dünya karıştı" dedi. O zaman yaptığımız işin ses getirdiğini anladık ve sevinç naraları attık. Çünkü bu vesileyle Allah'ın izniyle Gazze'ye yapılan baskı ve abluka kalkacaktı.

Peki dönüş süreci nasıl başladı? Tahmininden erken mi döndünüz? Ne kadar kalacağını düşündün orada?

İçcezaevine girdiğimizde bize cezaevi elbiseleri, yeni yastıklar, yorganlar verdiler. O zaman en az 1 yıl kadar burada kalacağımızı düşündüm. Bu arada içimizde İsrailli doktorlara tedavi olmayı reddeden bir yaralı arkadaşımız vardı. Onunla ilgileniyorduk, çünkü kanaması devam ediyordu. Eğer bir kaç gün daha çıkmazsak mecburen tedavi olacaktı. Sonra içeriye ellerinde dosyalarla gardiyanlar girdi ve isimleri okunanlar Türkiye'ye gönderilecek dedi. Biz eğer hepimizi göndermezlerse çıkmayacağımızı, arkadaşlarımızla kalacağımızı söyledik. Sonra da herkesin sırayla gönderileceğini söylediler.

Türk hükümetinin yaptıklarından haberin var mıydı?

Hayır, ne benim ne de hiç kimsenin hiçbir şeyden haberi yoktu. Ama orada dökülen kanlar Türk kanıydı ve hükümetin buna kayıtsız kalacağı düşünülemezdi ancak İsrail tarafından gönderilmeyeceğimizi, sorgulanacağımızı ve ceza alacağımızı düşünüyorduk.

Türkiye'ye döndükten sonra neler yaşadın? Bir şok geçirdin mi? Seni nasıl karşıladılar? Ailen nasıl tepki verdi?

Evet, tamamen şok geçirdim. Ankara'dan birlikte geldiğimiz Ebubekir Kurban, Yahya Coşkun ve Bahadır İslam'la havaalanına indiğimizde dedik ki bir şekilde Ankara'ya dönelim ailelerimiz merak etmiştir ama ne mümkün, dışarda coşkulu bir kalabalık bizi bekliyormuş. İhtiyarlar bile elimi öpmeye çalıştılar. Sarıldılar bana...

"Hiç psikolojik destek almadım"

Nasıl bir duygu o? Neler yaşadın o an?

Kahraman ilan edilmiştik elbette bu gurur vericiydi, insanın hayatında belki bir kez bile zor tadacağı bir duyguydu ve bunun için Allah'a çok şükrettik.

Hiç psikolojik destek aldın mı döndükten sonra?

Hayır, arkadaşlarım, ailem, sevdiklerim buna fırsat vermediler. Aslına bakarsan İsrailli askerlerin psikolojik destek almaları gerekiyor bizim değil, biz üzerimize düşeni yaptık.

Annen babanla ilk karşılaştığında neler yaşadın? Nasıl tepki verdiler sana? Kızdı mı annen?

(Gülüşmeler)

Giderken helallik almıştım ama bu kadar olacağını bilmiyorduk dediler. Birkaç kez baygınlık geçirmiş annem ama sanırım ölseydim yine de metanetini korurdu çünkü onlar da bu yolun doğru bir yol olduğunu biliyorlar.

Peki, bir sonraki gemiye binecek misin?

İnşallah, başvuruda bulunacağım ama bu duyguyu tüm kardeşlerimin tatmasını isterim.

İnşalah bir sonraki gemide birlikte oluruz...

İnşallah... Çok sevinirim...

İki gün önce Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf el Karadavi bir sonraki filoda tüm Müslüman âlimlerin de olacağını söyledi. Bunun üzerine neler söylemek istersin?

Ne zaman ki Müslüman âlimler bu işe tam olarak el atarsa işin çözümüne daha da yaklışmış oluruz. Çünkü bir toplumun kalbine seslenen insanların fiili olrak mevzuya dahil olmaları, herkesin dikkatini oraya çekecektir.

Son olarak neler söylemek istersin?

Son olarak, orada İsrail askerlerinin vahşice tavırlarını gören insanlar olarak, bu konuda duyarlılığımızın daha da artmasını İsrail'in insafına bırakılmayan bir Gazze'de buluşmak için tüm gücümüzle bu konuya eğilmemizi temenni ederim.

Bu yoğunluğun içinde bize de vakit ayırdığın için teşekkür ediyorum Samet... Allah gazanızı mübarek eylesin ve İslam dünyasının uyanışa vesile kılsın...

Ben teşekkür ederim... Amin inşallah...

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git İnsani Yardım Nasıl Durdurulur?
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • sefer Cumartesi, 05:46

    Yorumunuz hakaret içerdiği için yayınlamaya uygun görülmemiştir.
  • hatice Cuma, 23:33

    Yorumunuz hakaret içerdiği için yayınlamaya uygun görülmemiştir.
  • Mazlum Cuma, 22:38

    Yorumunuz hakaret içerdiği için yayınlamaya uygun görülmemiştir.
  • yusuf Cuma, 11:06

    kardeşim bunun hükümetle ve siyasetle ne alakası var... bu insani yardım olayı... hak, hukuk olayı... vicdan meselesi bu... sen evinde rahat bir şekilde uyurken gazze'deki insanlar, bebekler, çocuklar, kadınlar, erkekler, yaşlılar hepsi ama hepsi her an ölümü boğazlarında hissediyorlar... sen ne zaman ölümü hissettin? bunun rantla da alakası yok kardeşim... bunun üzerinden rant elde etmek konuyu amacından saptırmakla oluyor senin yaptığın gibi... buradaki hassasiyetini anlayamıyorsan, bu röportajı okuduğunda az buçuk gözlerin buğulanmıyorsa kendini sorgula bence...
  • kimliksiz Perşembe, 23:59

    Yeter be kardeşim miğdemizi bulnadırdınız sabah filistin akşam gazze. ne bu garibanlar üzerinden rant elde etme isteğiniz. Siyasi bir vizyonun peşindeyseniz farklı yolları takip edin Hükümetçe ve bunu dillendiren geriye kalan kimse.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.