Düşünmeyin, Düşünürseniz Yazmayın

Rasim Özdenören "Türkiye'de Düşünme İmkânı" başlıklı konuşmasında günümüzün birçok kavramına farklı yorumlar yaptı.

GÜNCEL .
düşünmeyin, düşünürseniz yazmayın

Hazırlayan: Muhammed Akaydın

Bayrampaşa Belediyesi
’nin Kültür Sanat programları kapsamında Mart ayının konuğu Rasim Özdenören’di. Rasim Özdenören, 54 yıllık yazı hayatıyla günümüzün ender düşünürlerinden

Düşünmeyin!…
Düşürseniz yazmayın!…
Yazarsanız imzalamayın!…
İmzalarsanız bunu merasimle inkâr etmeye çalışın!…

biri. Deneme ve öykü alanında onlarca kitabı bulunan Özdenören, kitaplarda kavramların yeteri kadar kavranamadığından hatta eksik ve yanlış kavranıldığından bahseder. Müslümanca bir düşünmenin nasıl mümkün olduğuna/olacağına değinir.

Özdenören’in belediye bünyesindeki programının başlığı “Türkiye’de Düşünme İmkânı” idi. Konuşmasına “Türkiye’de düşünme imkânı var mı?” sorusuyla başlayan Özdenören, eski Sovyetler Birliği’nden bir örnekle devam etti:

“Sovyetler Birliği’nde yazarlara hep şu telkin edilirdi:
Düşünmeyin…
Düşürseniz yazmayın…
Yazarsanız imzalamayın…
İmzalarsanız bunu merasimle inkâr etmeye çalışın…


Sovyetler Birliği aydınlara böyle talimat veriyordu. Peki, sizce Türkiye’de düşünme imkânı var mı? Yok, tabi ki… Bunu sadece bir kesim için söylemiyorum. Türkiye’de bütün kesimler için yaşayan herkes için maalesef düşünme imkânı yok.”

Türkiye’de düşünme imkânının olmadığından bahsederek bunun sebeplerine değinen Özdenören, bu düşünme imkânı ya da imkânsızlığının yeni bir şey olmadığını ve bunun temellerinin Tanzimat’a dayandığını anlattı.

Özdenören, Türkiye’de aydınların öyle bir kafa yapısı var ki biz buna 'bölmeli kafa' diyoruz. Yani ne kendi kavramlarını muhafaza edebiliyor ne de Batı’nın kavramlarını idrak edebiliyor, içselleştirebiliyor.” diye konuştu. 

Bu hâlin cumhuriyete kadar devam ettiğini belirten Özdenören, Cumhuriyetten sonra ise aydınların ne olursa olsun reylerini Batı’dan yana kullandığını ama Tanzimat’taki bölmeli kafanın devam ettiğini söyledi.

Buna en güzel örneğin Namık Kemal olduğunu anlatan Özdenören, Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ni tümüyle bir kavram üzerine yazdığını ve burada da ne Frenklerin anlattığı hürriyet anlaşılıyor ne de İslam’ın hürriyet anlayışı…” dedi.

Özdenören, daha sonra cumhuriyetin; cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, milliyetçilik ve inklapçılıktan oluşan 6 ok ilkesi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Cumhuriyetin 6 ok ilkesi üzerine alışılanın dışında anlamlar yükleyen Özdenören, bu ilkelerin nasıl yanlış anlaşıldığını gözler önüne serdi. Özdenören, "Öyle ki bu umdeler (ilke) hem aslî kavramından ve anlamından uzak hem de yeni bir hüviyet bile kazanamıyor. Bu şekilde hilkat garibesi kavramlarımız ve tabi bu hilkat garibesi kavramlar temelinde hilkat garibesi düşünme yapımız oluşuyor." diye konuştu.

Türkiye’de aydınların öyle bir kafa yapısı var ki biz buna 'bölmeli kafa' diyoruz. Yani ne kendi kavramlarını muhafaza edebiliyor ne de Batı’nın kavramlarını idrak edebiliyor, içselleştirebiliyor.

Özdenören, daha sonra 6 ok ile değerlendirmelerini anlattı. İlk olarak Cumhuriyetçilikten bahseden Özdenören, “Cumhuriyetçiliğin demokrasinin önünü açması için kurulmuş bir kavram olduğunu ve bizde bunun yanlış anlaşıldığını” söyledi. Özdenören, "Öyle ki cumhuriyetle demokrasinin birbirlerine göbek bağı yok. Yani cumhuriyet olduğunda demokrasi olmak zorunda değil… Tersi de öyle: Demokrasi olduğunda da cumhuriyet olmak zorunda değil." diye konuştu.  Özdenören, Suriye ve Mısır’ın cumhuriyetle yönetildiğini ama bu ülkelerde demokrasinin olmadığını; Belçika ve Büyük Britanya’da da cumhuriyet yerine rejimin krallık olduğu ve aynı zamanda demokrasiye sahip ülkeler olduğunu” söyleyerek örnek verdi.

6 okun umdelerinden birinin de Milliyetçilik olduğunu belirten Özdenören, Milliyetçilik kavramının Batı’da bir tabanı olduğunu, bizde ise tamamen ideolojik ve keyfi anlamlar yüklenildiğini söyledi. Özdenören, şöyle konuştu:

"80’li yıllarda bazı insanlar maalesef kendilerini milliyetçi muhafazakâr gibi saçma bir tanımlama ile tanımlıyordu. Batı’da Milliyetçilik kavramının kökeninde tamamen iktisadi nedenlerin yattığını bilmiyoruz. Şöyle ki: Milliyetçiliğin ilk ortaya çıkması gümrük uygulaması ile başlıyor. Yani komşunun malı kendi malıyla rekabet edemesin diye gümrük uygulanıyor. Kendi insanına da, 'Bak komşunun malı senin yerli malından daha pahalı… Hem sen zekisin, çalışkansın. Başkasının malına itimat etme, kendi malına sahip çık!' telkinleriyle başlıyor. Sonrasında ise 'yerli malı iyidir' ve bunun neticesinde de 'yerli insan da iyidir' sonucu çıkmaya başlıyor. Bu düşünce zamanla ırkçılığa dönüşüyor. Neticesinde ise tek kalıptan çıkmış insanlar yani tek tip insanlar oluşmaya başlıyor. Milliyetçilik aslında bize de iktisadi manasıyla geliyor ama ırkçılığa ve tek tipliğe geçişi bizde hızlı oluyor."

Biz ilkokula giderken ‘Halka rağmen halk için’ lafı büyük bir iştiyakla anlatılırdı bizlere... Her şeyi büyükler daha iyi bilir. Yani ben ya da biz yani halk hiçbir şey bilmiyor hem bilemez de… Bu çarpık düşünce yapısı da bizi bürokratik oligarşiye götürdü.

Bir diğer umdenin ise Halkçılık olduğuna değinen Özdenören, bu ilkenin egemen unsurlar tarafından şu şekilde tanımladını dile getirdi:  “Biz ilkokula giderken ‘Halka rağmen halk için’ lafı büyük bir iştiyakla anlatılırdı bizlere... Her şeyi büyükler daha iyi bilir. Yani ben ya da biz yani halk hiçbir şey bilmiyor hem bilemez de… Bu çarpık düşünce yapısı da bizi bürokratik oligarşiye götürdü.”

Özdenören, bu durumu bir örnekle açıklayarak, 1950’de bizi kendi halimize bıraktılar. Biz de halk olarak 1950’de Demokrat Parti'yi seçtik. Büyükler bunun yanlış olduğuna karar verdi ve darbe yaptı. Sonra 1980 yine aynısı oldu. 1997’de ise günün şartlarına uygun olarak bir kez daha indirdiler bizi. Biz hiç akıllanmadığımız ve bürokratik oligarşi de hep daha iyisini bildiği için bu hep böyle geldi." dedi.

Bize ezberletilen bir diğer ilkenin ise Devletçilik olduğuna değinen Özdenören, Devletçiliği ikiye ayırıdı. Devletçiliği, Siyasi Devletçilik ve İktisadî Devletçilik olarak ikiye ayıran Özdenören şöyle devam etti: Siyasi Devletçilik’te parti=devlet düşüncesi vardır. Bu 1946 yılına kadar devam etti. Gerçi hâlâ günümüzde devam ediyor da diyebiliriz. İktisadî Devletçilik ise ‘Kamu İktisadî Teşekkülü’ yani KİT’ler şeklinde şahıslaşıyor. KİT’ler açık piyasaya karşıt olarak oluşuyor ama tabi ki istismar ediliyor. KİT’ler hiç zarar etmezler çünkü arkalarında devlet vardır ve devlet hep destekler. Bu da doğal olarak haksız rekabeti getiriyor.”

Devletçilik ilkesini de bir örnekle açıklayan Özdenören; “Eskiden milletvekilleri halkın içine karıştığında halk genelde milletvekillerinden iş isterdi. Milletvekilleri de sigara paketlerine şahsın ismini yazardı ve hemen onu bir KİT’e yerleştirirdi. Aslında milletvekillerinin işi bu değil ama yaparlardı. Bu şekilde de KİT’ler zarar etmeye başlıyor. Günümüzde TEKEL işçileri de zamanında bu şekilde işe giren işçilerdi. TEKEL özelleştirilince şartlar tabi ki değişiyor ama işçiler eskiden aldıkları haksız kazançlarını istiyorlar ve sorun çıkmaya başlıyor.” şeklinde konuştu.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Düşünmeyin, Düşünürseniz Yazmayın
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.