Kadına şiddeti büyüten aktörler!

YAŞAM .

Biraz sonra anlatacaklarım Anadolu’nun ücra bir köşesinde değil, İstanbul’un merkezinde yaşandı. Geçtiğimiz haftalarda bir toplantıdayken telefonumun birkaç kez aynı numaradan arandığını gördüm. Önemli olabileceğini düşünüp aradığımda komşularımdan birinin genç kızı vardı karşımda. Sesi çok panik bir o kadar da üzgündü ve benden Müge Anlı’ya ulaşıp ulaşamayacağımı sordu. Mevzuyu sorduğumda ise, kendinden birkaç yaş küçük kız kardeşinden 24 saattir haber alamadıklarını o yüzden de Müge Anlı’ya ulaşmak istediklerini söyledi. Polis ve savcılığı haberdar edip etmediklerini sorduğumda her ikisine de müracaat ettiklerini ama kardeşinin 18 yaşını geçtiği için ancak işlem kaydı alabileceklerini ama bu konuda bir şey yapamayacaklarını söylediklerini anlattı. Savcılığa cep telefonu takibi için başvurduklarını da ama o işlemlerin uzun süreceğini de ekledi. Ve tek hızlı çözüm olarak Müge Anlı’ya ulaşmayı gördüklerini söyledi. Bildiğiniz üzere Müge Anlı televizyon stüdyosuna ‘mahkeme’ işlevi veren bir reality shov programı hazırlıyor uzun süredir.

Müge Anlı’nın kadınlar için bir ‘kurtarıcı’ olarak görülmesiyle ilgili ilk tanıklığım değildi bu. Geçtiğimiz yıl da eşinden dayak yiyen ama kendisini öldüreceğini düşündüğü için boşanmaya veya polise başvurmaktan çekinen bir yakınımızın, ‘Müge Anlı’ya sığınmayı düşündüğünü’ söylediğini hatırladım. Genç kızın akıbetini merak ettiyseniz, erkek arkadaşına kaçtığının ortaya çıktığını ve ailenin erkekleri tarafından ölümle tehdit edildiğini, ve annesinin kızını korumak için bir yerlerde sakladığını öğrendim sonra.  Biri lisede diğeri liseyi yeni bitirmiş bu iki genç bir hafta sonra da; ‘töreye kurban gitmemek’ için alel acele evlendirildi ama özellikle kız tarafının erkeklerinin ‘er geç bu ayıbı kanla temizleyeceklerini’ dile getirdiğini de ekleyeyim.

Türkiye bugün kadına şiddetle ilgili bir yasası olan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bu konuda iyi çalışmaların yapıldığı bir ülke. Bakanlık geçtiğimiz günlerde şiddet anında duruma hızlı müdahale edilebilmesi için ‘panik butonu’nu devreye soktu.

Pilot bölge olarak Bursa ve Adana’da başlatılan uygulamaya göre şiddet gören kadınlar, ihtiyaç halinde güvenlik butonuna basarak polisle irtibata geçecek. Mahkeme kararıyla, şiddete maruz kalan kadınlara verilecek olan cihaz, kadınların ihtiyaç duydukları anda butona basmaları ile GPS uydularından aldığı son konum bilgisini 155 Polis İhbar Merkezi'ne iletecek. Polis, çift yönlü başlatılan konuşma ile mağduriyeti gidermek üzere, gereken acil önlemleri alarak seri müdahalede bulunabilecek. Yine bakanlığın şiddet yasasıyla plastik kelepçe konusunu da gündeme getirdiğini ve yaptığı protokollerle, okullardan kışlaya, kamudan, özele tüm kurumların ‘kadına şiddet’ konusunda farkındalığı arttırmak için çalıştığını biliyoruz. Bakan tüm bu çalışmaların yanı sıra asıl çözümün toplumsal bir dönüşümle sağlanacağını sık sık şöyle dile getiriyor:

“ Bu bir iç güvenlik meselesidir. Kadına yönelik şiddet de çocuğa yönelik şiddet de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın, bir bakanın, bir bakanlığın görevi değildir. Nasıl terörle mücadele ediyorsak, nasıl toplumun bütün sorunlarıyla mücadele ediyorsak, bu sorunun da çözümü, birlikte beraber hareket etmekten geçmektedir.”

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle kısa bir durum analizi yapmak gerekirse; hükümetin başının gündem savma maddesi olarak kullandığı ‘kürtaj’ tartışmalarını görmezden gelirsek, konuya yoğunlaşan bir kamu otoritesi görüyoruz. Ama ne yazık ki toplumun bakışı ve pratiğe yansıyan ise yukarıda aktardığım yakıcı tanıklık şeklinde. Buna yerelde kurumların birbirleriyle gerekli koordinasyonu sağlamadığını, yetkilerin olumsuz olarak kullanıldığını da eklersek üzerinde düşünmemiz gereken bir durumda olduğumuzu görürüz. Özellikle Anadolu’da kadın sığınma evlerinin adreslerinin kamu yetkilileri tarafından açık edilmesinin, tecavüz konularında hekimlerin ‘mahremiyete saygı göstermeyişinin’, kadına yönelik şiddetin artmasında etkisi büyük. Bir diğer konu kadına şiddet konusundaki cezalarının caydırıcı olmaması. Fatma Şen örneğinde olduğu gibi yıllarca şiddet uyguladığı, biri balkondan atmak olmak şeklinde iki kez öldürmeye teşebbüs ettiği halde eşin 5 aylık bir ceza sonunda tahliye edilmesi gibi.

Buna medyanın ve aydınların tecavüz haberlerinde bile gerekli hassasiyeti ve eril dilden vazgeçemediğini eklersek; ortada karamsar bir tablo olduğunu kolayca fark edebiliriz. 21 Kasım tarihli Takvim gazetesinin manşeti medyanın bu konudaki tavrını çok iyi özetliyor. Gazete, geçtiğimiz ay Bahçelievler’de korkunç bir şekilde öldürülen genç kızla ilgili haberinde; genç kızın neşeli bir fotoğrafını kullanarak tecavüz ve cinayeti adeta bir magazin haberi gibi kurgulamış. Yine bazı yazarların ve kanaat önderlerinin Pozantı Cezaevi’ndeki çocuklara tecavüzü kınamak için bahsederken ‘bağırta bağırta tecavüz etmek’ gibi bir ifadeyi kullanması; durumun kınanırken bile şiddet diline teslim olduğunun kanıtıdır bir bakıma.
 

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Kadına şiddeti büyüten aktörler! | Emine Uçak

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.