Ölümden Öte Yol Var Mı?

KÜLTÜR SANAT .
Geçtiğimiz Salı günü, Tarık Zafer’de Kültür Sanatta Bu Ay programı için Kaan H. Ökten çağırmıştık. Sağ olsun, Kaan Hoca davetimizi geri çevirmedi ve programa icabet etti. Program konusu ise, “ölüm”le ilgiliydi. Zaten başlıkta bunu yansıtmaktaydı tam da: “Ölümden Öte Yol Var mı?”
Kaan Ökten, Haydiger’in temel yapıtı Varlık ve Zaman’ının mütercimi, ödüllü mütercimi. Varlık ve Zaman daha önce Aziz Yardımlı tarafından Türkçeye çevrilmiş ve fakat bu çeviri Yardımlı’nın diğer birçok çevirisi gibi anlamsız bir inatla sürdürülen bir dil politikasının kıskacından bir türlü çıkamadığından söz konusu çeviri gösterilen “bir dolu emeğinde” boşa gitmesiyle sonuçlanmıştır. Yardımlı’nın Haydiger çevirisi için şu kadarının söylemek kâfi gelsin: Haydiger’i anlamadan önce bir de Yardımlı’nın salaksaçma dilini (ki buna bazıları “öz Türkçe diyor) anlamak gerekiyor ve zaten aklı başında hiçbir insanın bununla kaybedecek vakti de yok. Ki kendi adıma Yardımlı’nın bazı çevirilerine uzun uzadıya baktığımı, bakmak zorunda kaldığımı da bilmem söylememe gerek var mı burada? Spinoza’nın Etika’sını Yardımlı, Hilmi Ziya ve İngilizce edisyonundan okumuştum (daha doğrusu okumaya çalışmıştım) hayli vakti önce. Dolayısıyla Yardımlı’nın tedrisatından bizler de geçmiş bulunduk bu hayatta çok şükür.
İşte, Ökten, Yardımlı’nın bize attığı bu kazığı bir nebze olsun gideren “ödüllü” bir mütercimdir. Hoca’yı Varlık ve Zaman’dan dolayı bilmekle birlikte tanışma fırsatı bulamamıştım daha önce. Ta ki Hayat Vakfı’nın çıkardığı Hayat Sağlık Dergisi adına hocayla bir mülakat gerçekleştirene dek… Bundan yaklaşık iki ay kadar önce, dergi editörü arkadaşım, derginin gelecek sayısının “ölüm” üzerine olacağını ve mülakat yapmak için kimi önereceğimi sorduğunda, bende Kaan Hoca’yı önermiş ve ardından Hoca’yla temasa geçerek uzun uzadıya bir mülakat gerçekleştirmiş, daha doğrusu oldukça güzel bir sohbet etmiştik.
Hocanın bu ölüm “meselesi” için doğru insan olduğu konusunda (belli bir anlamda) bir sıkıntım yoktu ama editör arkadaşımın konuyla ilgili bir şüphesi vardı açıkçası! Bunun sebebiyse kendisinin o güne kadar (yüzeysel okumaların dışında) Haydiger okumamış olmasıydı hiç şüphesiz. Çünkü sevgili arkadaşım; Haydiger’in Varlık ve Zaman’ın aslında Varlık ve Ölüm anlamına geldiğini, yani Zaman’ın bizatihi Ölüm’ün ta kendisi olduğunu, bunun bir kanıtı olarak, Haydiger’in söz konusu kitapta zaman bahsinin neredeyse tamamının ölüm üzerine olduğunu ve en önemlisi de Kaan Hoca’nın, başkalarını bilmem ama, benim için, tam da Ölüm söz konusu olduğunda metni çok yerinde bir tercümeyle bizlere ulaştırdığını; örneğin, tam da Haydiger’in metnin içinde birbirinden ihtimamla ayırmaya çalıştığı, (kabaca söyleyecek olursak) şeylerden doğru gelen, yani şeylerden kaynaklanan korkuyla, yani nedenli bir korkuyla, şeylerden doğru gelmeyen, nedensiz ve sebepsiz havfı birbirinden ayırdığını bilmiyordu maalesef.   
Bununla birlikte arkadaşım, öğrenme ve yanlıştan dönme konusunda pek mahir birisiydi ve Kaan Bey’in doğru bir isim olduğunu çabucak fark etmiş ve mülakattan çıkarken bana teşekkür etmişti. Mülakata gittiğimizde Hoca bize, ki bundan bizim haberimiz yoktu, yeni çıkan kitabı, Ölüm Kitabı’nı göstermiş ve bir anlamda doğru bir tercihte bulunduğumuzu bir kez daha kanıtlamıştı bizlere. Doğrusu bizde hayli şaşırmıştık kitabı görünce ve ne yalan söylemeli, bir hayli mutlu da olmuştuk açıkçası. Ama en çok editör arkadaşımın mutlu olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? Ölüm üzerine konuşmaya gelmiştik ve konuşmayı yapacağımız kişinin taptaze bir “Ölüm Kitabı” vardı. Daha ne istenebilirdi ki…
Hoca’yla bu vesileyle karşılaşmış, daha doğrusu tanışmış oldum ve bundan kısa bir vakit sonra Kültür Sanatta Bu Ay etkinliği için hocayı programa çağırmaya karar verdim. Açıkçası kitap, Kaan Hoca’yı programa çağırmak, ölüm ve Haydiger üzerine konuşmak için bir bahaneydi. O kadar ki Kültür Sanat Bu Ay için böylesi bir programdan ziyade, daha “popüler” yahut daha “rayting” getirecek bir programın yapılmasını yetkili kişilerin isteyeceklerini tahmin etmek hiç de güç olmasa gerek. Bununla birlikte, tıpkı burada yazdığım yahut yazmaya çalıştığım yazılara benzer bir şekilde (artık bunu ne kadar becerebildiğimi benim takdir etmem hem doğru hem de güzel bir eylem olmaz), orada gerçekleştirmeye çalıştığım, gayret ettiğim şey, herkesin gündemini oraya taşımaktan çok, kendi gündemini cari gündeme eklemleyerek, yeni bir gündem oluşturmak (bu gündem oluşturmak tabirini pek sevmesem de meramı anlatmak için söz konusu ifadeyi burada kullanmak zorundayım) şeklinde tanımlanabilir.
Dolayısıyla, benim için bir Kültür Sanat Gündemi etkinliği yahut programı tam da aktüel olanın üzerinde başka bir konumlanışla, konum alışla birlikte kendi tanımladığı ve hizaladığı oranda başarılı bir etkinlik olacaktır. Bu anlamda da Kaan Bey’le kitap vesilesiyle “ölüm” üzerine bir konuşma içine dâhil olmak, söyleşmek benim için çok ama çok önemliydi. Önemliydi çünkü haddi zatında ölüm üzerine bir düşünme içine dâhil olmak kendi adımıza dahil olunabilecek (kelimenin en “gerçek” anlamıyla) en “aktüel” bir meseleydi esasında. Ölüm, tam da, o bildik ve gündelik anlamında kullanıldığı yahut alımlandığında bile en “popüler”, “gündelik”, “herkesin (kendisinden bir şekilde) haberdar olduğu, tanıdığı, bildiği bir hakikatti. Bu yüzdende tam da bir Kültür Sanat Gündemi’nin kendi üzerine düşün görevi yerine getirdiğini söylemek pek de yanlış olmasa gerektir.
Buradan devam edelim.

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
on5yirmi5.com
Hakkımızda Künye-Biz İletişim
on5yirmi5.com'u takip edin