On5yirmi5 yazıları

Son Yazısı

Welcome To New Turkey

KÜLTÜR SANAT .

Muhalefet

CHP-MHP ve çatı adayına destek verenlere göre cumhurbaşkanlığı seçimin kaybedeni kendileri değil millet! Kazanana oy veren millet. Tam 13 yıldır kaybeden millet! Devlet Bahçeli, Haluk Koç, Gürsel Tekin ardı adına çıktı televizyonlara ve gözlerimizin içine baka baka kaybeden olmadıklarını anlatan cümleler kurdular. Bu toplumda yaşayan bir fert olarak merak ettiğim en önemli husus şudur:  Muhalefetin sosyolojik toplum okumasına etki eden ve bizim bilmediğimiz uzayda yaşayan başka bir millet mi var? Eğer öyle bir millet yoksa yüzü olan bir politikacı, on üçüncü yenilgiden ders çıkartır da saçma sapan bahanelere sığınmak yerine “nerede hata yapıyoruz” diye sorgular kendini. O ekranlara çıkmaya, bu sabah parti merkezine gitmeye utanır. Biz kaybettik, yanlış yaptık deyip istifa eder.  Böyle yapmasa bile o partiye gönül veren insanlara her seçimde yenilme acısını tattırmamak için susar.

Asıl meselemize dönecek olursak…
Muhalefet partilerinde son yenilgiden sonra parti içinde siyasi denkleme etki edecek gelişmeler olacaktır. 2015 seçimlerinde de alınacak bir mağlubiyet sonrası ise muhalefet partilerinin toplum okuma refleksleri yeni yönetimlere kesinlikle devredilecektir. Daha önce defalarca söylediğim gibi Türkiye’deki iktidar başarısının en büyük etkenlerinden biri de muhalefet başarısızlığıdır. Bir toplumu; felsefe ve sosyolojinin halktan kopuk yorumuyla okumaya çalışmanın, politikaları gerçeküstü ve bireyden kopuk dayatmalarla biçimlendirmenin saçma ve bu yöntemle o topluma hükmetmenin zor olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü toplumun çekirdeğini oluşturan aile ile ulusu oluşturan toplulukların, köyden kente beklentileri çok farklıdır ve tek bir kalıba göre genel bir politika üretmek yerine, yerel politikalar geliştirilerek siyaset yapma biçimi her kesimi kucaklaması bakımından daha gerçekçidir.  Kısaca bu ülkenin halkı, kendi sofrasına oturan bir yönetici hayali kurar. Devlet dairesinde önünü iliklemeden, işini zahmetsiz yaptırabileceği, itelenip ötelenmediği, ürkütülmediği bir yönetim biçimini seçer. Ve bu toplum ülkenin nabzını yakalayamayan, yerel düşünüp küresel ölçekte projeler geliştiremeyen, sorumluluk almaksızın, çaba harcamaksızın, hiçbir şey yapmadan, yalnızca slogan atan bir muhalefeti iktidara getirmeyeceği çok açıktır. Düğün salonu doldurunca birinci parti olduklarını sanan insanların, Recep Tayyip Erdoğan’ın doldurduğu meydanlardaki milyonlarca insanı nasıl kazanmaları gerektiğine kafa yormalarını gerekmektedir. Sloganla ve ideolojik körlükle iktidar olunamayacağını anlamaları gerekmektedir. Bir ülkenin baştan sona her ilçesinde, hatta köyünde “insanlar ne ister” sorusunu kendisine sorup bulduğu cevaplar üzerine politikalar geliştiren bir liderin projelerini ve insan etkileme kabiliyetini sloganla değil; daha büyük bir proje ve toplum istekleri gerçekliğiyle alt edebilirsiniz. Büyük projelerin karşısına, ‘ama çalıp çırpıyor’ gibi küçük sloganlarla çıkarsanız millet kazandıklarının yanında, bu bağrışın cılız bir ses olduğunu size kaybettirerek gösterir.

Ekonomi

Seçime ve siyasi risklere odaklanan piyasalar sonucun netleşmesiyle rayına oturacaktır. Özellikle körfez ve Rusya-Ukrayna gerilimi nedeniyle Kafkas bloğunun fonları güvenli liman olarak gördükleri Türkiye’ye akacaktır. Döviz kurlarında bu sabahtan itibaren gerileme, enflasyon dengesinde düşüşü olacaktır. Merkez Bankası faiz oranlarını bu dengeler nedeniyle kamuoyunda oluşan beklenti nedeniyle düşürme eğilimine girecek ve yatırımlar hız kazanacaktır. 2023 yılı hedeflerinin tutturulması ve dünyanın ilk en büyük 10 ekonomisinden biri olunması yönünde bir adım daha atılmış olacaktır.

Uluslararası İlişkiler

Askeri darbe yoluyla hükümet devirmenin artık mümkün olmadığı Türkiye’de yeni bir hamle yapan Batı; Gezi Parkı, 17-25 Aralık operasyonlarından da başarı elde edememiştir. Bu operasyonlarla kırılganlığı ve ekonomik gücü test edilen Türkiye sağlamlığını ispatlamış siyasi iktidarın halka rağmen devrilemeyeceği anlaşılmıştır. Kısaca Mısır, Libya ve Ortadoğu’nun birçok yerinde olduğu gibi sokak olayları ve toplumsal ayrıştırmayla hükümet değiştirme projesini de bu topraklarda tutmayacağı gözlemlenmiştir. Batı ilk defa kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye’yi test ederek görmüş ve ilişkilerini yeni Türkiye’yi yalnızlaştırarak yıldırma politikası üzerine kurgulamıştır. Fakat Cumhurbaşbakanlığı seçimlerini de kazanan Recep Tayyip Erdoğan olunca yarından itibaren bu politikasını çıkarlar dengesini gözeterek değiştirecek ve yeniden ilişkileri iyileştirme yoluna gidecektir.  Başta ABD ve İngiltere olmak üzere, tebrik telefonlarıyla başlayacak süreç, göstermelik iyileştirmelerle devam edecektir.

Bunun ilk adımını da yaklaşık bir buçuk yıldır Erdoğan’la telefonla dahi görüşmeyen Beyaz Saray’ın yaptığı ilk açıklamadan anlamak mümkün.  ABD Başkanı Barack Obama, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bu yeni görevinde çalışmayı sabırsızlıkla beklemektedir.

Politika

Erdoğan kampanya boyunca Çankaya’da önüne gelen evraklara imza atan bir cumhurbaşkanı olmayacağını, yatırımlardan dış politikaya, bakanlar kuruluna başkanlık etmekten ekonomiye çözüm sürecinden reformlara her alanda etkin olacağını söyleyerek oy istedi.  Bu hamle Türkiye için başkanlık sistemi demek. Yalnız %52’lik oy oranına baktığımızda 2015 seçimlerinde 330 milletvekili çıkartabilecek bir Ak Parti gözükmüyor. Bu da alınan oy oranlarının Türkiye’ye başkanlık sistemi getirecek anayasa çoğunluğu sağlamayacağı anlamını taşır. Bu nedenle partinin başına gelecek ismin kendisiyle güç ve politik olarak çatışmayacak birisi olmasını, dolayısıyla resmi olmasa bile kendi idaresinde devam eden fiili bir hükümetle birlikte başkanlık sistemini uygulayacağını söylemek mümkün.

Siyaset Dili ve Dengeler

Erdoğan’ın siyasi kimliğini ve parti oy dengesini, kısaca taban isteklerini bir kenara bırakacağı için daha kuşatıcı mesajlar vereceği ve dil ve üslubunda yumuşama olacağı aşikârdır. Siyasi parti liderliği ve cumhurbaşkanlığı farklı parametreleri ve dengeleri olan makamlardır. Bu nedenle dün geceki balkon konuşmasında “bugün şahsıma oy verenler kadar, şahsıma oy vermeyenler de sevenlerimiz kadar sevmeyenlerimiz de kazanmıştır, eski kırgınlıkları artık geride bırakmalıyız” cümlesiyle konuşmaya başlaması önemlidir. Ayrıca bu topraklarda yaşayan herkes kimliklerinden önce Türkiyelidir söylemi kuşatıcı ve ayrımcılığa tabi tutulmadan Türkiye vatandaşlarının her koşulda eşit olduğu ve eşit muameleyi hak ettiği anlamını taşır. Bir başka önemli tespitte benim başından beri katılmadığım Paralel Yapı ile o yapının içerisinde yer alan samimi insanların ayrıştırılmadan hedef tahtasına konulduğu izlenimi oluşturan açıklamalardı. Başbakan bugüne kadar yapmadığı bir belirginlikte bu yapının siyasi operasyon kanadı ve devlet içinde çöreklenen hükümet devirmeye teşebbüs eden, casusluk yapan, başbakan dinleyen, MİT ve Türkiye’nin küresel değerlerine, markalarına operasyon yapan, kendi yargısını kuran oluşumlarla samimi insanları ayırt ederek konuştu. Bu baştan beri yapılması gereken bir hamleydi. Çünkü cemaat dediğimiz oluşumun tabanında gerçekten her ailenin içinde olan samimi, Allah rızası için emek harcayan, namuslu, kimlik ve kişiliği mükemmel insanlardan oluşmaktadır. Başbakan ilk baştan beri bu insanlarla değil, bu insanların bu duygularını sömüren yapıyla mücadele edildiğini topluma iyi anlatamadığı için ciddi kırgınlıklar oluşmuştur. Bundan sonraki süreçte bu ayrımı iyi yapacağını gösteren bir dil kullanması yeni dönemde siyaset için zarif bir üslup benimseyeceği anlamını da taşımaktadır.

Mütemadiyen devam edecek…

Yazarımızı Sosyal Medyadan Takip Etmek İçin;

web          : http://www.nurdaldurmus.com

facebook : http://www.facebook.com/nurdaldurmus

twitter      : http://www.twitter.com/nurdaldurmus

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.