On5yirmi5 yazıları

Son Yazısı

28 şubat’ta ben de çok üşümüştüm!

KÜLTÜR SANAT .

Ağaçlardan turuncu yapraklar düşer,

İlkbaharda yeşermek üzere,

Gözlerden yaşlar süzülür amma;

Nice mutluluklara gebe...

Biliyorum ki ağlamak rahmettir,

 

Göklerde ağlayınca sekinedir, berekettir...

 

Bakışlar ağarmış, hüzün kokuyorsa âlem.

Rabbe yakınlaşmayı yazar, işte o zaman her kalem...

 

 Dün gibi gelse de;17 yıl önceydi. Hüznün her rengini içime çektiğim sonbaharla beraber yaprak döktüğüm günlerdi. Ama yeniden yeşereceğimi bilerek... Gözyaşlarımın rahmete dönüşeceğini bilerek döküyordum damla damla...

 

Ve her damlada Rabbimin beni teskin ettiğini sonra kalbime bir esenlik verdiğini hissediyordum.

 

Zorluklar içinde üçüncü yavrumu dünyaya getirmeye hazırlanıyordum. Zayıf düşmüştü bedenim. Doğum öncesi iznim yaklaşsa da başörtülü olmam o dönemde huzursuz olmaları ve edilmem için yeterliydi. Zaten cezaların çoğunu almıştım. Kaymakam ani bir şekilde sınıfıma gelmiş, süreci hızlandırmıştı.

 

Karın şiddetle yağdığı metreyi geçtiği bir kış sabahıydı. Bir hafta öncesinde ağır rahatsızlığımdan dolayı doktor 15 gün rapor vermişti. O sabah uyandığımda yine can tedirgin, can hasta idi. Saat 9.30 gibi gelen telefonla yatağımdan zorla kalkmıştım.

 

 İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden bir grubun okula geldiğini ve ifade alacaklarını söylediler. Ben ise “rahatsızlığım had safhada olduğunu, zorunlu olmadıkça hareket etmemem gerektiğini ve raporluyken bu ifadeye mecbur olup olmadığımı “sordum.

 

Arabaların bile yerinden kıpırdayamadığı hava koşullarında ta tepedeki okula çıkmamın mümkün olamayacağını söyledim. Eğer gitmez isem jandarma eşliğinde mutlaka götürüleceğimi belirttiler... Suçum sadece başımdaki örtü ise jandarmalık ne yapmıştım?

 

  İlçede görev yapan eşimi aradım. Zor şartlarda kasabaya gelmişti. İstifra etmekten sararmış benzime akan gözyaşlarıma istinaden götürmek istemedi. Bırak” ne yaparlarsa yapsınlar ”dedi fakat ben gitmekte ısrar ettim.

 

  Beyazlığın gözleri aldığı yolları adımlamaya başlamıştık. Koluma girmişti eşim. Zorla ilerliyordum.Arabalar bile ilerleyememiş bir yerlerde kalmışlardı... Gözümden akan damlalar buz kristallerine dönüşecek zannediyordu eşim ve her iki adımdaki duruşumuzda siliveriyordu usanmadan…

 

  Zulüm ne kar, ne soğuk ne de hastalık dinliyordu.

Karlara batıp çıkarken” geri dönelim hadi “diyor sırtlarcasına adımlarıma adım oluyordu.

Nihayet saat 13.00 civarı okula vardığımızda; nefesimi toplatmaları, belime kadar ıslanmış mantomu kurutmaları, yol boyu akan gözyaşlarımla kızarmış gözlerime derman olmaları mümkün değildi.

 “ Bizde emir kuluyuz” cümleleriyle başlamışlardı yine...”Niçin direttiğimi, ne yapacağımı sordular. Doğum izni, akabinde ücretsiz izne ayrılacağımı belirttim. İstifayı da düşünüyordum ama onu engelleyecek önemli bir faktör vardı.

Bu şartlarda atılmamı gerçekleştirecek işlemi yapmaları zor görünüyordu. Öyle de oldu.

“Peki, raporlu hasta birini bu hava şartlarında buraya getirmenin anlamı nedir” dedim.

Yine aynı cevaptı; BİZ DE EMİR KULUYUZ...

   Sessiz kaldım. Geri dönüş için dışarı çıktığımda yine iliklerime kadar üşüyordum. Eve geldiğimde yüksek tavanlı ısıtması zor eski yapı evimde 24 saat yanan soba da beni ısıtamıyordu. Tipi ve soğuk sorular... İyice donmuştum.Sobanın paralelindeki kanepeye uzandığımda son olarak” beni çok sıkı örtün ”cümlesiyle bayılır gibi uyumuşum.

Gözlerimi açtığımda başımda kayınvalidem elinde tespihi dua ediyordu. Battaniyelerin ağırlığından toparlayamıyordum kendimi…”Üzülme kızım, sen masumsun” demişti kayınvalidem. Masum olmak zulmü engeller miydi? Zulüm zaten zalime yapılamazdı ki...

Zulme farklı birçok boyutta maruz kalan bedenim ruhum sabrı öğreniyordu...

Sıkıntıyı yaşayan bir ben değildim, hepimizdik, ailemizdi...

Hakkımda işlem yapılamaması kaymakam ve milli eğitim müdürünü veya emir verenler kim ise iyice kızdırmış olmalıydı ki hakkımda şöyle bir emir çıkarıp kasabaya yollamışlardı.

“Raporları yazılmayacak, bir gün boyunca çalışmazsa sevk verilmeyecek, sağlık ocağından Malatya’ya sevki yapılmayacaktır.”

Çıkan emri okula giden eşime sevk verilemeyince anladık. Müdür beyde zor durumda bırakılmış,” hoca hanım tam gün gelip çalışmalı “diyordu. Bunlar yaşanırken benim hastaneye yatış yapmamgerekiyordu, bebeği kaybetme riskinden dolayı. Doktor” İle sevki uygundur” ibareli sevki bekliyordu acilen.

Müdürün vicdanının sesiyle” bu seferlik veriyorum” dediği sevki bu kez de sağlık ocağı onaylamıyordu.

Eşim; ”Kasaba da doğum uzmanı ve teçhizat var mı doktor bey? Sorusuna” hayır ama böyle olması gerekiyormuş” cevabını almıştı.” Ben görevimi yapıyorum” demişti...

Görevlerine sadık kullar...

   Doğuma kadar her sevk alış, Allah’ın yardımı an an ulaşsa da bu şekilde zorluklarla sürdü.

Kullanabilecekleri psikolojik her türlü baskıyı kullanmışlardı. Sözde eğitimli üst düzey bu insanlar benim ve bebeğimin sağlığını hiçe sayarak ta zulmün bir başka yönünü yaymışlardı yeryüzüne... Benim ya da bebeğimin ölmesi, sorunlu doğması hiç mühim değildi onlar için. Onlar için önemli olan beni görevde bulup atmaktı ama Rabbim buna da fırsat vermemişti.

 Istıraplıydı o süreç benim içinde ve birçok insan içinde... Üzüldük, ağladık, yorulduk üşüdük belki... Ama sabrı kuşanmayı öğrenmek kazanımların en güzellerindendi. Yollarımız hep kapalı gibi göründü ama Rabbimizin görünmez meleklerinin desteklerini hep hissettik.

 Ve gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız mutlaka üstün geleceksiniz.(Al-i İmran 139) ayeti yüreğimizi darlıktan kurtaran Rab kelamı oldu...

Selam ve dua ile..

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.