Geçti bor’un pazarı

KÜLTÜR SANAT .

       Adı değişse de, yıllar geçse de bu sosyal demokrat kafalar hiç ama hiç değişmiyor. Birinci köprü yapılırken Merhum Ecevit “Bu köprü mutlu azınlık için yapılıyor” diye karşı çıkmıştı.

     12 Eylül sonrası kurulan Halkçı Parti’nin genel başkanı Necdet Calp, fikirdaşlarının yapımına karşı çıktığı birinci köprünün gelirlerini halka açarak hisse senedi satmaya kalkan merhum Özal’a karşı çıkmıştı.

     Calp, herhalde Özal’ı Sülün Osman(1)zannetmiş olacak ki, büyük bir öfkeyle televizyon stüdyosunun masasına vurarak “sattırmam efendim sattırmam” diye öfke krizine girmişti.

     Aradan zaman geçti, köprülerin altından çok sular aktı. Birinci köprünün satılan süreli hisse senedi gelirleri ile yeni köprüler, yeni yatırımlar yapıldı, ama Sosyal demokrat kafa hiç değişmedi.

     Partinin adı Sosyal Demokrat Halkçı Parti oldu, durum yine değişmedi. Sosyal demokratlar yapılan her yeniliğe aslanlar gibi karşı çıktılar. Muhalefet olmalarına, yerlerinde saymalarına,halktan rağbet görmemelerine rağmen oturup bir murakabe yapmak yerine, hep karşı çıkmaya devam ettiler.

     Özal’ın ölümünden sonra, sermaye çevrelerinin ite kaka desteğiyle, tabi ki merkez sağın da parçalanması ile DSP %22 ile ancak birinci parti olabildi. Ak Parti’nin yüzde ellilik oyla geldiği iktidarı meşru bulmayan Sosyal demokratlar, bu dönemde demokrasiyi katlettiler.

     Halkın yüzde yirmi ikisinin oyunu alan Ecevit, yine halkın oyları ile meclise giren Merve Kavakçı’yı öfkeli bir sesle, boyun damarlarını şişirerek ; “Bu kadına haddini bildirin” diyerek meclisten attırdı. Tabi bu halk, ertesi seçimlerde DSP denilen bu ucubeyi, yüzde %22’den yüzde 1 seviyesine geriletti. Sosyal demokratlar yine akıllanmadılar.

     İsim değiştirip yeni partiler kurdular. Adına Yeni Türkiye Partisi dediler. Başına merhum İsmail Cem’i getirdiler ama yine de dikiş tutmadı. Sonunda çareyi ,12 Eylül rejiminin kapattığı CHP’yi yeniden kurmakta buldular.

     3 Kasım 2002 seçimlerinde Ak Parti tek başına iktidara geldi. Sosyal demokratlar yine değişmedi % 25’ler bandında gezinip durdular. Bu rakam onlara yetiyordu. İktidar sorumluluğu da yok nasıl olsa. Ne yaparlarsa yapsınlar yüzde yirmi ile yirmi beş arası oy çantada keklik. Karşı çıkmaya devam ettiler.

     Oto yolların yapılmasına karşı çıktılar, Fatih Sultan Mehmet Köprüsüne karşı çıktılar,Tüp Geçit’e karşı çıktılar,Yavuz Sultan Selim köprüsüne karşı çıktılar, Avrasya Tüneline karşı çıktılar. Üçüncü hava alanına karşı çıktılar; karşı çıktılar da karşı çıktılar.

     On beş yıldır muhalefetteler, bir arpa boyu yol almadılar, oy oranları bir milim yerinden oynamadı. İstifa edip taze bir kan gelsin demeyi de akıl edemediler. Ama karşı çıkmaya devam ettiler.

     Taksim meydanını daha da güzel yapmak isteyen hükümeti, beş tane ağaç sökülüyor bahanesi ile halkı provoke edenlerin peşine takılarak devirmek istediler. Her defasında da halktan feci şekilde oy sopası yediler. Yine de karşı çıkmaya devam ettiler.

     Modern şehir hastaneleri inşa edildi, karşı çıktılar. Hızlı tren hatları yaygınlaştırıldı, karşı çıktılar. Kısacası yenilik adına ne varsa karşı çıktılar.

     Bütün varlıkları, parlamenter sistemin yaratabileceği kaosa dayalıydı. Tek başlarına asla iktidara gelme şansları yoktu. O yüzden hep bulanık havayı, yani koalisyonları çok sevdiler. Koalisyon hükümetlerini demokrasinin olmazsa olmazı görüp göklere çıkarttılar.

     Cumhurbaşkanlığı seçimlerini geçmişte sürekli olarak krize çevirdiler. 367 garabetini icat ederek demokrasinin önüne takoz koymaya çalıştılar. Bu sebepten Cumhurbaşkanını halkın seçmesi referandumuna karşı çıktılar.

     Cumhuriyetle birlikte kurdukları adı konmamış oligarşinin mensupları ile birlikte yıllarca iktidara gelen insanlara karşı çıktılar. Onlara iktidarı verdiler ama muktedir olma hakkını vermediler. Yıllarca ülke sermayesinin belki de yarıdan fazlasını TÜSİAD gibi kuruluşlar vasıtasıyla ellerinde tutarak ülke menfaatine iş yapmak isteyenlerin hep karşısına çıktılar.

     Şimdi ise Anadolu insanı uyandı, silkindi ve kendine geldi. Bu durum, hortumları dışarı bağlı olanların elbette işini zora sokuyor. Bütün çırpınma, debelenme ve telaşın sebebi budur.

     Türkiye artık bundan sonra iki binli yılların öncesine asla dönmeyecektir. Yabancı devlet adamlarının önünde ezilip büzülen ve iki büklüm olan liderlere artık yer yoktur.

     Demokratik özgürlük bahanesiyle zehir kusan, aslında yaptığı eylemlerin ve söylemlerin tek karşılığı ihanet olan insanlara bu ülkede yer yoktur. Yurt içinde yaptıkları ihanetin bedelini ödememek için kaçan hainlerin yurt dışındaki çalışmalarını gördükten sonra, bu ülkeyi Allah korumuş diyorum.

     Önümüzde Türkiye’nin geleceğini etkileyen, geriye dönüşün yolunu ebediyen tıkayacak olan bir yol ayrımı var. Türkiye’yi layık olmadığı, dikişleri ve düğmeleri patlayacak hale gelen ,dar bir elbise içinde yaşatmaya çalışanlar yolun sonuna gelmişlerdir.

     Nisan ayının ortasında yapılacak olan referandum için EVET oyu kullanacağını açıklayanlara saldıran ve mahalle baskısı uygulamaya çalışanlara da sözüm var.

     GEÇTİ BOR’UN PAZARI, SÜR EŞEĞİ NİĞDEYE

(1)  Sülün Osman: Rivayete göre Galata Köprüsünü Anadolu’dan gelen paralı saf bir tüccara benim diye satan ünlü dolandırıcı.   

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Geçti bor’un pazarı | Mehdi Çetinbaş

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.