Kaht-ı rical

KÜLTÜR SANAT .

   Bu tamlama çoğu kardeşimiz için yabancı gelebilir. Doğrudur; aslı Arapça olan bu tamlama Osmanlı’nın son demlerinde bilhassa Namık Kemal tarafından çok sık kullanılmıştır.

     Bilhassa doğru dürüst ve dirayetli devlet adamı yokluğunu ifade eden bu deyim, son dönem Osmanlı siyasetçilerini ifade etmek için kullanılıyordu.

     Osmanlı son dönemlerinde ilmiye sınıfında “Beşik Uleması” denen ve babadan oğla geçen ilim adamlığı sayesinde büyük bir sıkıntıya düşülmüştü.

     Osmanlı’nın yıkılışından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti bürokrasisine bakarsanız bu durumun çok da fazla değişmediğini görürsünüz.

     Bu gün bile halen göz önünde olan popüler insanların büyük bir kısmının babasının ya da dedesinin Osmanlı bürokrasisinde mutlaka etkin bir rol oynadığını görürsünüz.

     Beyaz Türk olarak ifade edilen bu kesimin, gazete,Tv,spor,sanat,siyaset ve aklınıza gelebilecek her alanda bu insanların ortada bulunan pastanın büyük bir kısmını yiyip semirdiklerini görürsünüz.

     Tek parti iktidarında dedeleri ,ya da babalarının elde ettiği rant sayesinde tabiri caizse dokuz göbek sülalelerine yetecek bir birikime sahip olmanın getirdiği bir güvenle, her zaman mevcut iktidarlara kafa tutarak “siz iktidar olabilirsiniz ama muktedir olan biziz” deme cesaretini göstermişlerdir.

     Mirasyedi olmanın dışında hiçbir özelliği olmayan, nakit parasıyla devlet tahvilleri alarak devleti bir sülük gibi emen bu insanlar bağırsak paraziti gibi daima bizi kemirmişlerdir.

     Yine sanayici sıfatı taşıtan diğer asalaklarımız, yıllarca devletin korumacı şemsiyesi altında ürettiklerini zorla devlete satarak varlıklarını idame ettirmişlerdir.

     Merhum Özal ile birlikte oluşturulmaya çalışılan serbest rekabet kurallarını hazmedemeyen bu çevreler, kısa sürede Özal faktörünü de ortadan kaldırarak yollarına devam etmişlerdir.

     İşin açıkçası bu ülkede kafası çalışan ve ülke menfaatlerini düşünen insan yetişmesine fırsat vermemişlerdir.

     Sivas’ın Divriği ilçesinde doğan bir yetim olan Nuri Demirağ, bu ülkede 1939 yılında uçak yaptı ve uçurdu. Bütün test sürüşlerinde de başarılı olan bu insan, o devrin CHP zihniyeti tarafından baltalandı. En az on test sürüşünü başarı ile geçen Demirağ, Eskişehir’e inen bir pilotun, pistin başına kazılan bir çukuru fark etmemesi ve uçağın buraya girerek parçalanması,pilotun ölümü üzerine fabrikası mühürlenerek kapatıldı.

     Bu fabrikayı geliştirmek yerine kapatarak, dışarıdan uçak alarak yabancı firmalardan aldıkları komisyonlarla semiren insanlar, Demirağ’ı batırmaya muvaffak oldular.

     Yine aynı şekilde bu memlekette milli sanayiyi geliştirmek için çaba sarf eden, hatta yerli ilk otomobili 1960 yılında yapan Merhum Necmettin Erbakan’ın hakkını bu millet asla ödeyemez.

     Onun ülkeye bir şeyler katmak için yaptığı girişimleri alaya alan, attığı temeli üç gün sonra sökerek Ankara’ya getirip basın toplantısı yapan hainler yüzünden bu devlet maalesef ilerleyememiştir.

     Ülke menfaatlerini düşünen ve her sivrilen insana çelme takarak politika yürüten zihniyet sayesinde bu ülkede maalesef adam yetişmemiştir.

     Başarılı siyasetçi ve bilim adamları güçlü devletlerde yetişir. Dünyada sözü geçen devletler ve liderler ülke insanlarına da moral verirler.

     Kabul edersiniz ya da etmezsiniz Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu gün dünyanın önemli politika aktörleri arasındadır.

     Almanya’daki akrabalarımdan sürekli dinliyorum. Bundan on beş yirmi sene önce Alman medyasında Türkiye ile ilgili haberleri cımbızla seçerdiniz. Almanların çoğu, Özal da dahil Türkiye liderinin adını bilmezlerdi. Şimdi sokakta yatıp kalkan en süfli Almana bile sorsanız Erdoğan’ı tanır diyorlar.

     Cumhuriyet döneminde Atatürk’ten sonra popüler ve dünyaca tanınan, söylemleri ciddiye alınan ikinci bir lider yetiştirmiş, o da Tayyip Erdoğan’dır.

     Bu ülke yüzyıllardır ne çektiyse Kaht-ı Rical yüzünden çekmiştir. Halen politikada bu gelenek devam etmektedir. Kendisini Cumhuriyet’in kurucusu olarak lanse eden CHP bile, Kemal Kılçtaroğlu gibi bir abd-i acizin ellerinde kalmıştır.

     Yazımızı bir Bekr-i Mustafa (*) fıkrası ile sonlandıralım.

     Bekr-i Mustafa’nın yolu bir gün yoksul bir köyden geçiyormuş. Köylü o sırada cenaze kaldıracak ama imam köyde değil.

     Cemaat kılığı kıyafeti ,başındaki sarıkla heybet uyandıran ve hocaya benzeyen Bekri’nin eteklerine yapışmışlar.

     Aman hocam kurbanı oluruz, ne olur şu cenazemizi kaldırmamıza yardın ediniz. Şu cenazenin namazını kıldırın.

     Bekr-i Mustafa ne kadar itiraz etse de muvaffak olamaz ve geçer tabutun başına.

     Namaz kıldırmadan önce tabutun kapağını aralar ve merhumun kulağına bir şeyler fısıldar, ardından da namazı kıldırır.

     Namaz bitiminde cemaatten dikkatli biri Bekr-i  Mustafa’nın  yanına gelir.

     Hocam çok merak ediyorum ;Mevtanın kulağına ne dediniz.

     Bekr-i Mustafa ünlü sözünü söyler.

     Ona dedim ki; sana öbür dünyada sual ederler, dünyada ahval nasıl diye? Bekr-i Mustafa İmam oldu namaz kıldırıyor dersen gerisini onlar anlarlar.

*Bekr-i Mustafa 4. Murat devrinde yaşamış,fıkralara konu olmuş ünlü bir ayyaş

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Kaht-ı rical | Mehdi Çetinbaş

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.