Bir dedem şehit bir dedem gazi

KÜLTÜR SANAT .

Çanakkale denildiğinde, ya da ne zaman Çanakkale türküsünü dinlediğimde kalbime bir ağrı saplanır.

Türk –İslam toplumunun hafızasında bu kadar büyük travmalar meydana getiren başka bir savaş eminim ki yoktur. Toprağın metrekaresine altı bin mermi düşen bu cehennemde gözünü kırpmadan ölümü kucaklayan ve şahadet şerbetini içen şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

İki yüz elli bini aşkın şehit ve yüz binlerce gazinin vazife aldığı bu savaşta her  Türk ailesinin mutlaka bir yakını vardır. Kosovo’dan –Yemen’e, Trablusgarp’tan-Kudüs’e, Osmanlı dünyasının anasır-ı İslam adıyla anılan bütün İslam topluluklarının mutlaka bir hissesi vardır.

Bu savaşta dedesi ve büyükbabası birlikte savaşan bir ailenin ferdi olarak ben de kendime bir pay çıkarıyorum.

Anne tarafından büyük dedem Kobli Yusuf, 1864 yılında Kuzey Kafkasya’dan sürülen Çerkeslerin Kobli kabilesine mensuptu .  Ailesinin sürgünde yerleştiği Balkanların Varna vilayetine bağlı bir köyde 1873 yılında dünyaya geldi.

Osmanlının Balkanları terk ettiği o meş’um 93 harbi(1877-78) sonrası beş yaşlarında Balkan bozgununu yaşadı. Ailesiyle birlikte İzmit’in Ketenciler köyüne gelip yerleşti. Burada evlenip; İlyas, İdris ve Feride isimli çocukları dünyaya geldi.

Birinci dünya savaşı başladığında kırk bir yaşında seferberlik çağrısına uyarak vatan hizmetine koştu. Suriye-Filistin cephesine gönderildi. Burada Kuşçubaşı Eşref Sencer’in komutasında savaşlara katıldı . 1915 yılında Kanal harekatı sırasında şubat ayında yaralanarak sahra hastanesine kaldırıldı. Ölümcül yaralara karşın iki aylık bir tedaviden sonra hayata dönebildi.

Terhis ya da hava değişimi için geri gönderilirken, evine dönmeyip, trenle Çanakkale cephesine sevk edilen askerlerle birlikte Selimiye kışlasına gitti. Oysa bindiği tren köyünün beş kilometre yanından geçiyordu.

Bu sırada devlet gönüllü seferberlik ilan etmişti.  Kobli Yusuf’un oğlu 1898 doğumlu İlyas, on yedi yaşında Çanakkale savaşına katılmak isteyen gönüllüler arasına adını yazdırmıştı.

Dedem merhum Kobli İlyas ile babası Kobli Yusuf ,Selimiye kışlasında  tesadüf eseri karşılaşırlar. Bu karşılaşma son görüşmeleri olur.

Büyük Dedem Yusuf ve Oğlu İlyas 1915 Haziran ayı başlarında ayrı kafilelerde cepheye sevk edilirler. Büyük dedem Seddülbahir cephesine gönderilir. Bu gidişten sonrası hakkında maalesef yeterli bilgimiz yok.

İzmit’in Akmeşe nahiyesinden bir asker arkadaşının verdiği bilgiden başka somut bir bilgimiz yok. Asker arkadaşı Hasan, 1915  temmuz ayında Kerevizdere muharebeleri sırasında dedem Koblı Yusuf’un birinci savunma hattında bulunduğunu söylüyor.

İngilizlerin bu savunma hattını ele geçirerek kendisinin de bulunduğu ikinci savunma hattında durdurulduğunu söyleyen Hasan Efendi,  birinci savunma hattında bulunanlardan sağ kalan olmadığını söylüyor. Kaynaklara baktığımda gerçekten de Kerevizdere muharebesinde üç saat içinde on bin civarında Mehmetçiğin şehit olduğunu görüyoruz.

Anadili Çerkesçe olan, muhtemeldir ki yarım yamalak Türkçe bilen Büyük dedemiz bu savaşta şehit düşmüş. Ailemize bu konuda herhangi bir resmi yazı ulaşmamıştır. Koblı Yusuf , on binlerce isimsiz Mehmetçikler arasında, Seddülbahir’de Kerevizdere civarında isimsiz mezarında ebedi uykusunda yatıyor.

Gazi dedem İlyas bir müddet geri hizmette çalıştıktan sonra, İkinci Anafartalar savaşında 12. Tümende son savunma hattında görev yaptı. İngilizlerin takviye kuvvetler getirerek yaptıkları Kireçtepe taarruzunda şarapnel parçasıyla ayağından yaralandı. İngilizlerin ağır bir yenilgiye uğratıldığı bu savaşı anlatırken İlyas deden o anı yeniden yaşardı.

Çanakkale gerçekten de bir destandır. Bu savaşı yaşayan insanlar ilahi bir lütufla ödüllendirilmişti. Dedemden dinlediğim için biliyorum; kulakları sağır eden o top gürültüleri asker üzerinde en ufak bir korku meydana getirmiyordu. Dedem” burada korku kavramını tamamen unutmuştuk ; o korkunç gürültüler arasında siperlerde nöbetleşe bir iki saatlik uyku molaları bile veriyorduk” diye esprili bir dille hatıralarını anlatırdı.

Dedem İlyas Çanakkale mahşerinden sağ olarak kurtuldu. 1918 yılında terhis olarak memleketine döndü. 1919 yılının kasım ayında kurtuluş savaşına katıldı. 9 Eylül 1922 yılında Yunanı denize döken kuvvetler arasında İzmir’e girdi.

Savaştan sonra kırmızı şeritli (en değerli) istiklal madalyası ile taltif edildi. Bu madalyayı hayatı boyunca gururla taşıdı. Öldüğünde madalya yasal olarak büyük kızı anneme intikal etti. Annemden de bana intikal eden bu şeref madalyasını gururla muhafaza ediyorum.

Bu gün 18 Mart 1915, yani aradan tam yüz yıl geçmiş. Bu savaşta hizmeti geçen Yusuf ve İlyas dedemi tarihe kayıt düşmek istedim. Onları yazılı tarihin sayfalarına aktarmak istedim. Bir torun olarak ancak elimden gelen bu .

Çanakkale, insanın uhrevi alemi en yakından yaşadığı yer. Çanakkale, imanın en muhkem kalesi . Ölümün hiç de korkulacak bir şey olmadığının en büyük şahidi. Çanakkale bir gül bahçesine girer gibi ölüme koşan ve onu kucaklayanların diyarı. Kısacası Çanakkale binlerce isimsiz Mehmetçiğin koyun koyuna yattığı yer .

Bu anlamlı zaferin yüzüncü yıl dönümünde bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Şehitlerimiz için yazılmış sayısız şiirleriz arasında müstesna bir yeri olan  Arif Nihat Asya’nın “Bir Bayrak Rüzgar bekliyor” isimli şiirini takdim ediyorum.

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR

şehitler tepesi boş değil,

Biri var, bekliyor...

Ve bir göğüs nefes almak için

Rüzgâr bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,

Yattııı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli.

Kim demiş Meçhul Asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış...

Bir el ki ahiretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer

Öpsün diye fâniler.

Öpelim temizse dudaklarımız...

Fakat basmasın topraıına

Temiz değilse ayaklarımız.

Rüzgârını kesmesin gövdeler...

Sesinden yüksek çıkmasın

Nutuklar, kasideler!

Geri gitsin alkışlar, geri...

Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!

Ona oğullardan, analardan

Dilekler yeter...

Yazın sarı, kışın beyaz

Çiçekler yeter.

Söyledi söyleyenler demin...

Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar,

şimdi sen söyle, söz senin!

şehitler tepesi boş değil,

Topraıını kahramanlar bekliyor...

Ve bir bayrak dalgalanmak için

Rüzgâr bekliyor.

Destanı öksüz, sükutu derin

Meçhul Askerin...

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattııı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli...

Kim demiş Meçhul Asker diye?

ARiF NiHAT ASYA

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Bir dedem şehit bir dedem gazi | Mehdi Çetinbaş

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
  • Fevzi Erbay Çarşamba, 13:36

    Şehitlerin makamı Cennet olsun.Dilinize,gönlünüze sağlık değerli ağabeyim.

Site yazarları

Diğerleri

Genç yazarlar

Diğerleri
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.