Vefa-der mülteci buluşması

KÜLTÜR SANAT .

Bize güven sağladığını düşündüğümüz sınırlar nice zamandır büyük bir karmaşa içinde. Mary Douglas’ın da dediği gibi “Ayakkabı vestiyerde hoş gözükebilir ama yemek masasının üstünde asla. Her şey ait olduğu yerde kalmalı. Tabii öyle bir yer varsa… Öyle bir yerin her zaman olmayacağını mülteciler çok acı bir şekilde tecrübe ediyorlar.”

Mülteciler, yani Araf toplumunun insanları, demografik bir saatli bomba gibi dünyanın çeşitli bölgelerine yayılıyorlar. Ülkemizde bulunan binlerce mültecinin sosyolojik hayatımıza olumlu/olumsuz katkıları uzun bir tartışmanın konusu elbette. Bu değişkenlik bizim onlara bakışımızı kimi zaman şefkatli, kimi zaman tahammülsüz olarak şekillendirebiliyor. Mülteciler, her şeyden önce evinden edilmiş insanlar. Oysa toplumun üzerine kurulduğu düzen evdedir. Yaşadığı en büyük dram ‘evsizlik’ olan binlerce insanla beraber yaşıyoruz.

“Mülteciler de insan, onların da güzel bir hayat yaşama hakkı var. Ama sınırlarımızın diğer tarafında”. Özellikle batılı zihin yapısının ve maalesef ülkemizde birçok kişinin mültecilere bakışı bu şekilde.

‘Hiç bir yer’in sakinleri ile sosyalleşme

İlim Yayma Vakfı'nı hepiniz bilirsiniz; yıllarca insan yetiştirme misyonunu hakkı ile yerine getirmiş aşırılıklardan uzak durmuş, -temkinli- ilmi esas alan mücadelesiyle omurgalı bir duruş göstermiş, Anadolu çocuklarını bağrına basmış, barındırmış okutmuş, sahip çıkmıştır.

İlim Yayma Vakfı'nın mezunları ve mensupları tarafından dayanışma ve vefa temelinde kurulan Vefa Gurubu (VEFA-DER-Vefa İlim ve Kültür Derneği) Suriyeli ailelerle, mensuplarını 26 Mart Pazar günü kahvaltı programında bir araya getirdi.

Boğaza karşı Şişli Öğretmenevinde Suriyeli ailelerle birlikte kahvaltı yapıldı. Gayet mütevazı bir kahvaltı idi. ‘VEFA-DER’ mensubu aileler eşit bir şekilde Suriyeli ailelerin masalarına dağıldı. Onlarla eş dost, komşu, dert ortağı olmak noktasında adımlar atıldı. Suriyeli ailelerle sosyalleşmek dertleşmek mümkün oldu böylece.

Benim bulunduğum masada sekiz tane Suriyeli kadın vardı. Birbirimizden tebessümü hiç eksik etmiyorduk. Hal dilinin bütün lisanları aşan gücüne tanık oluyorduk. Dost oluyorduk; bakışlarımızla muhabbet ediyor, dertleşiyor, söyleşiyorduk. Yorgun iç çekişlerinde 'la ilahe illallah' diyen suya besmele ile başlayan, çocuklarının mutlu olmasına koşulsuz sevinen kadınları görünce aynı kültürün akraba kodlarını paylaştığımızı anlamak hiç de zor değildi.

Bize düşen bunca iftiranın bilgi kirliliğinin kafa karışıklığının arasında kardeş olmayı başarabilmekti. Aramızda dolanan fitneler helezonuna hiçbir şekilde müsaade etmemekti. Kahvaltılarımız bitti. Program yavaşça başlamıştı. Vatanlarına özgü bir marş çalmaya başladığında masada bulunan kadınlar hareketlendiler. Gözlerinin nemlenmesi sebebiyle mendil arayışına giriyorlardı. İnsan tam da burada müziğin ne kadar evrensel bir şey olduğunu fark ediyordu. Yanlarına evlerini, eşyalarını, mülklerini alamamış, itibarlarını, kariyerlerini, sicil numaralarını, mesleklerini hiçbir şeylerini getirememiş insanlar bir marşın namesinde seviniyorlar gözyaşı döküyorlar coşkuya kapılıyorlardı. Yanlarına alabildikleri tek şeyin, cesareti, özgürlüğü, korkusuzluğu zaferi öykünen bir marş olduğu anlaşılıyordu. Kimisi zafer işareti yapıyor kimisinin gözleri parlıyor kimisi için için ağlıyordu.

“Konukseverlik kadar hiçbir şey sevindiremez bir mülteciyi

Çünkü o göklere sığınmış kuşlar kadar kırılgandır.”

Edmond Jabes

Yemeğini bitiren kadınlar aralarında Arapça konuşup yenmeyenleri dikkatli bir şekilde istif ediyor bulaşıkları üst üste diziyor çöpleri başka bir tabakta biriktiriyorlardı. Neredeyse izin verseler bulaşıkları da yıkayacak bir mahcubiyetle sürekli işleri kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Otobüste yer varken oturmaya çekinen mahcup sığınmacılar gelmişti aklıma. Çok mahcuptular, hepimize karşı. Hiç kimse vatanından ayrı bir yerde olmak istemezdi.

Kendimi lüks gelişmiş de olsa başka bir şehirde yaşamak zorunda bırakılmış olarak hayal ettim. Her şeyim tam da olsa bir mecburiyet dâhilinde orada yaşamak zorundasın diye söylenseydi ne kadar ağrıma giderdi tahmin edebiliyorum. Bu empati onları anlamam için bir fırsattı. Onlarda biz gibi hastalanan yeme içme sosyalleşme ihtiyacı duyan dertleşme ihtiyacı olan fakat vatanlarından uzak kalmış insanlardı. Belki de alışmadıkları bir ülkede olmak zorundaydılar Onlara her gün boğazda kahvaltı da verseniz ülkelerinde yaşayacakları mutluluğu veremezdiniz. Tozlu taşlı sokaklarında doğdukları mahallelerde yaşamayı hiç bir şeye değişmeyecekleri belliydi.

Sibel Eraslan’ın bir yazısında dediği gibi “Mülteci; kardeşleri tarafından kuyuya atılmış bir çocuğa benzer. Üstelik onu göz göre göre kuyuya atanların mazereti de hazırdır. ‘Kardeşimizi kurt yedi’”

Belki de orada bulunanların tek amacı, kardeşlerini atıldıkları kör kuyulardan dostluk ipini sarkıtarak yüzeye çıkarmaktı. Edward Said’e göre üstesinden gelinmeyecek kadar derin bir hüznü olan mültecileri hiçbir teselli avutmayacaktı. Ama denemek üzerimizde bulunan imtihan ağırlığını bir nebze hafifletebilirdi.

15 Temmuz ve Suriye marşlarının çalındığı programda Kuranı Kerim de okundu; okunan ayetin meali manidar bir teselli idi. "Allah kuluna baş edemeyeceği/gücünün yetmeyeceği yükü teklif etmez" Bakara 2/286

Vefa-der Başkanı Mücahit Yentür, konuşmasında kardeşliğe ümmet olma bilincine dair önemli vurgular yaptı. "Karanlığın en şiddetli olduğu an aydınlığa en yakın olan zamandır. Elbette yaşanan bu insanlık dramı bir gün son bulacaktır. Rabbimiz bize başa çıkamayacağımız takati yüklemez. O halde kardeşlerimizle birlikte yaşamak sınavını başarı ile geçebiliriz." Şeklinde sözlerine devam eden Mücahit Yentür; bu yaşananların sadece onların değil hepimizin imtihanı olduğunu belirtti. Ney dinletisinin ardından çocuklara çeşitli hediyeler dağıtıldı. Doğaçlama kurulan oyunlara bakılırsa çocuklar arasında dil ya da ırk ayrımı olmadığı o kadar aşikârdı ki. Müzik öğretmeni İsmail Uslu Hoca çocuklara Salat-i Ümmiyeler ve ilahiler söyledi. Herkesin birbirinin telefonlarını aldığı derdini dinlediği programda ortak bir dil konuşamadığımızın üzüntüsü hâkimdi. Yeni dostluklarla güzel kardeşlik bağlarıyla oradan ayrılanların üzerinde hüzünlü fakat rahatlatıcı bir yük vardı.

“İnsanın vatanından edilmesi ölüm gibidir.

Kişi bunun hep başkalarının başına geleceğini sanır.”

(Mourid Barghouti)

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Vefa-der mülteci buluşması | Betül Şatır

Yorumlar

bu köşe yazısı için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.