Mazlumder’de “fabrika ayarlarına” dönüş

Türkiye’deki siyasi çekişmelerin bir tarafı olduğunda Mazlumder, malesef eksik görüyor meseleyi. Bütün olarak görmesi gerekirken eksik görüyor. Gerek ülkede gerekse ülke dışında mesela uluslararası camiada, İslam dünyasında, Avrupa’da, Amerika’da bir sürü insan hakları ihlalleri var. İslamafobia var, başörtülülere baskı var, ayrımcılık var, ırkçılık var ama biz oranın politik çekişmesine baktığımızda maalesef göremiyoruz.

GÜNCEL .
mazlumder’de “fabrika ayarlarına” dönüş

Genç Öncüler Dergisi Mayıs sayısında olağanüstü kurultay sonucu Mazlumder Genel Başkanlığına seçilen Ramazan Beyhan ile Mazlumder, yaşananlar ve hedefleri konuşmuş. Genç Öncüler’den Dücane Demirtaş ve Uğur Demirel’in gerçekleştirdiği o konuşma...

Genç Öncüler: Mazlumder insan hakları mücadelesinde neyi referans alır? İslami mücadele içerisinde varoluşunu tanımlayan bir kuruluş mu yoksa herhangi bir sivil topum kuruluşu mu?

Ramazan Beyhan: Öncelikle bu konuyu önemsediğiniz için teşekkür ediyorum. Mazlumder 90’lı yıllarda kuruldu. Gerçekte bir ihtiyaca binaen kurulmuş bir dernek. Sebebine gelince, derneği kuranlar, Türkiye’de Müslüman kesimle ilgili haklar konusunda pek hareket etmediğini görüyor. O dönemde gözaltılar, işkenceler, başörtü sorunları, faili meçhuller, cezaevine atılan insanlarla ilgilenmek gibi sorunlar var. Bundan dolayı Müslüman camiadaki insanlar bir araya gelerek böyle bir dernek kurmanın gerekliliği üzerinde tartışıyorlar. Uzun uzun tartışmalardan sonra İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği şeklinde bir oluşum gerçekleşiyor. Derneğin referansları nedir diye baktığımızda, bugün arkadaşlarımızın vurgu yaptığı şey Hilfu’l Fudûl’dur. Hilfu’l Fudûl neden referans alınıyor? Peygamber Efendimiz diyor ki: “Gençliğimde Abdullah bin Cud’a’nın evinde toplantı vardı. İşte o toplantıya bugün de çağırılsam giderim.” Peki bu toplantının özeti nedir? Mekke’ye ticaret için veya başka bir vesile ile gelen insanların malı alıkonuluyor, mesela kızlar alıkonulabiliyor. İşte bu sebepten Mekke’deki aklı başında olan insanlar, böyle bir gidişatın doğru bir şey olmadığını, ilerleyen zamanlarda kimsenin Mekke’ye gidip gelmeyeceğini, dolayısıyla bunun önünde durulması gerektiğinin istişaresini yapıyorlar. Hz. Peygamber’in de içerisinde bulunduğu Mekke’nin ileri gelen insanları kendi aralarında bir ahit yapıyorlar. Böylece birbirlerine yemin ediyorlar: “Burada kim olursa olsun denizlerin suyu kuruyana kadar kesinlikle mücadele edeceğiz.”  Hilfu’l Fudûl gerçekten güzel işler yaptı. Mazlumder tabi ki ilahi emri referans alır. Hılfu’l Fudûl’dan Veda Haccı’na kadar olan süredeki nebevi sünneti esas alınır. Uluslararası sözleşmeler, yapılan anlaşmalar, bütün bunların hepsi bizim için referanstır. Ama olmazsa olmazı tabi ki ilahi vahiy ile birlikte nebevi sünnettir. İslami mücadele içindeki varoluş nedeni ile ilgili şöyle söylenebilir: Mazlumder’i oluşturan irade tabi ki Müslüman iradedir. Çünkü o gün derneği kuran insanlar tevhidi aidiyetleri esas almışlardır. İlkesi ve sloganı da açık ve nettir: “Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana.” Bizim referanslarımızdan ve devlet havzamızdan süzülerek ortaya çıkan sloganlar. Dolayısıyla ilke olarak da benimsemiş ve bunun doğrultusunda insan hakları mücadelesini verilmeye çalışılmıştır. Benim kanaatim hak mücadelesi tevhidi mücadelenin bir parçasıdır. Kendi referanslarımıza baktığımızda hak mücadelesi tevhid mücadalesinin içerisindedir. Peygamberlerin hayatlarına baktığımızda önce insanları tevhide çağırıyorlar sonra da toplumun içindeki haksızlıklar neyse onlarla mücadele ediyorlar. Dolayısıyla Mazlumder tüm insanların haklarını savunur ama kendi kimliğinden feragat etmez. Müslüman kimliği ile insan haklarını savunur. Hiçbir zaman mazlumun kimliği ile aynılaşmaz. Mesela bir gayri müslim haksızlığa uğramışsa onun hakkını Mazlumder savunur. Fakat onun hakkını savunmak için gayri müslim olması gerekmez.  Biz kendimizi Müslüman ümmetin bir kurumu olarak kabul ediyoruz. Genelde maddi manevi desteğimiz de bu kesimden geliyor. Dolayısıyla artık İslami mücadele veren arkadaşların bize nasıl baktıkları artık onları ilgilendirir. Biz bu açıdan ayrım yapmıyoruz. Bütün insanların hakkını savunuyoruz. Biz ismetin dokunulmaz adı olduğuna inanıyoruz. Dinin korunması, aklın korunması, malın korunması, neslin korunması ve canın korunması. Bu ilkeler dahilinde bütün insanların dokunulmaz olduğunu düşünüyoruz. 

Mazlumder’de

Genç Öncüler: Mazlumder’de değişimi zorunlu hale getiren etkenler nelerdir?

Ramazan Beyhan: Mazlumder şuan çeyrek asrı geride bırakmış bir dernek. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen ama hak ve adalet paydasında birleşen bir platform. Değişik okumalardan gelen insanların aynı zamanda siyasi fikirleri de farklı olabilir. Tabii Türkiye’de hak ihlalleriyle ilgili olaylar  bütün platformları etkiliyor. Bir zamanlar başörtüsü ve kılık kıyafetle alakalı yasaklar bu manada oldukça etkiliyor. Mesela Kürt sorunu çok can yaktığı zaman o daha etkin oluyor ve öne çıkıyor. Fakat  bizim arkadaşlarımızın dikkat ettikleri şey mazlumun kimliğiyle aynılaşmadan bu mücadeleyi yapmaya çalıştılar. Dolayısıyla bu geçmişte bazı kırgınlıklara sebep olmuş. Mesela bir tarihte İslami mücadele için baskın görülmek isteniyor fakat bu kabul edilmiyor ve arkadaşlar ayrılıyor. Kürt sorununda kırılma yaşanıyor. Bizi asıl bu noktaya getiren şey genel merkezin veya bazı şubelerin açıklamalarının bizim ilkemize uygun olmayışı. Kendi içinde mağduriyetlerin yaşandığını, istişarelerin eksik yapıldığını gördük. Bu gerekçelerden dolayı bizim mevcut yönetimimizin tüm uyarılarına rağmen sonuç alamayınca olağanüstü genel kurul istedik ve tüzük neyse onu işletelim dedik. Burada da aramızda ihtilaf çıktı. Sebebi de şuydu: Bizim tüzüğümüzde üyelerin beşte biri diye bir ibare var, biz bu üyelerden maksadın delegeler olduğunu iddia ettik ve onun için delegelerin yarısının imzasını genel kurula taşıdık. Fakat genel merkezdeki arkadaşlar bunların üyeler olduğunu söyledi. Türkiye’de yedi bin üyesi var Mazlumder’in. Bunların beşte biri tashiliyle genel kurulu isteyebilirsiniz dediler. Biz de mahkemeye başvurduk. Mahkeme bir yıl sürdü. Mahkeme bizim yorumumuzun doğru olduğuna karar verdi ve arkadaşları görevlendirdi. Böylelikle olağanüstü genel kurul toplandı ve yönetim değişti. Tabi biz yönetimi değiştirirken bir takım tüzük değişikliği de yaptık. Genel merkezin İstanbul’a alınmasını ve bazı şubelerin  kapatılmasını istedik. Sadece doğu şubeleri değil batı şubeleri de kapatıldı. Çünkü adı şube olanlar şubelik vasfını yitirmişlerdi. Bazı şubeler rapor hazırlarken raporların dilini değiştiren, yandı beyanatlarında bulunan tanık ifadelerini çarpıttıkları için kapatıldı.  

Genç Öncüler: Siyasi partilere yakınlaşma da dahil mi? HDP’nin açıklamalarıyla aynılaştığını görmeye başladık çünkü.  

Ramazan Beyhan: Mazlumder başından beri hiçbir partiyle birleşmiş değildir. Bazı haklı mücadeleler vardır, bir sendikayla birlikte hareket edebilirsiniz ama bir siyasi parti olduğunda görüşü ne olursa olsun ortak bir açıklama yapmayı, aynı bildirinin altına imza atmayı ilkesel olarak doğru bulmuyoruz. Zaten bunu açık ve net bir şekilde tüzükte bildirdik.

Genç Öncüler: Sol marjinal örgütlerle işbirliği halinde olan insan hakları kuruluşlarıyla ortak faaliyet yapmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ramazan Beyhan: Körfez krizlerinde savaşı durdurmak için bütün insanları ilgilendiren konularda Mazlumder bu tür örgütlerle birlikte çalışmıştır. Ama daha sonra gayri ahlaki bulduğumuz eşcinsel vb. örgütlerin birleşeni olan hiçbir platformda kesinlikle bulunmuyoruz. Örgütün adı değil önemli olan bir insan hakkını savunmakla ilgiliyse bu konuda biz herhangi bir sınır koymayız. Gezi olaylarından sonra da arkadaşlarımız Gezi ile ilgili açıklaması olmuştu. Biz bundan sonra İstanbul yönetimi olarak bu tür derneklerle, platformla hareket etmek yerine kendi açıklamalarımızın daha doğru olduğuna karar verdik. Burada şöyle bir şey de var; ülkemizde insan hakları anlayışı çok zayıf. Sizin insan hakları ihlali olarak gördüğünüz bir şeyi başkası bu şekilde görmüyor olabilir. Dolayısıyla bu konuda duyarlı olan kim varsa -düşüncesi önemli değil, gerçekten amacı hak ihlaliyse ve bizim kriterlerimize aykırı değilse- birlikte faaliyet yapmak için önümüzde  bir engel yok. Bu kriterlerin bazıları uluslararası kurumların, devletlerin finanse ettiği bir kurumsa bunlardan uzak duruyoruz. Bütün işleri insan hakları dışında faaliyet yapmaksa bu oluşumlardan da uzak duruyoruz. Kimin finanse ettiğine, ne yaptığına, kimin neye hizmet ettiğine dikkat ediyoruz.

Genç Öncüler: 2013’ten itibaren artık şöyle bir algı var: Biri size biz hak adalet arayışı içindeyiz deyince mutlaka bunun arkasında olmamız gerekiyormuş gibi bir söylem gelişti.

Ramazan Beyhan: Şöyle bakmak lazım: Hak, adalet, özgürlük; bunlar erdemli hayatın kavramlarıdır. Bu kavramların bir grup tarafından kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Hak, adalet ve özgürlük herkes için samimi bir şekilde kullanılmalı. Biz zaten bu iddialarla varız. Ama bu kavramların  manipüle edilerek kullanılmasına kesinlikle karşıyız. Özgürlükten ne anlıyoruz? Özgürlük tüm şehveti serbest bırakıyorsa bu özgürlük değildir. Özgürlük aslında insanın kendi onurunu korumasıdır. “Adalet sadece bizim taraftakilere adalet olsun, diğeri beni ilgilendirmez.” diyemeyiz. “Hak sadece benim hakkım.” diyemeyiz. Bu kavramların doğru kullanılması gerektiğine ve bunun mücadelesinin doğru verilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bundan sonraki Mazlumder nasıl olur derseniz, biz açıklamalarımızda fabrika ayarlarımıza döneceğimizi söyledik. Peki bu ne demek oluyor? Biz üye tabanlı bir derneğiz. Bizim üyelerimizin siyasi görüşleri veya İslami düşüncesi ne olursa olsun hak ve adalet platformunda üyelerimizle buluşuyoruz. Bu hissiyatı paylaşmak isteyen herkes bu platforma üye olabilir. Belli bir siyasi anlayışı öne çıkarıp diğer görüşleri yok saymayı reddediyoruz. Nasıl ki üyelerin ortaklaşmasını önemsiyorsak yönetimin ortaklaşmasını da önemsiyoruz. Derneğin kendi kararlarını mutlaka istişare ile alması gerekiyor.  İktidara veya muhalefete yakın olmak gibi bir derdimiz yok. Sadece hakka şahitliğini yapan Mazlumder diyoruz. Mazlumder mümkün mertebe dilini insan hakları dili olarak kullanır. Herhangi bir siyasi söyleme destek vermek yerine siyasi beklenti hissetmeden doğru neyse onun şahitliğini yapar. İnsanlar zaten buna güvenerek destek veriyorlar. Mazlumder her siyasi olaya açıklama yapan değil de daha çok sahada çalışıp raporlar hazırlayan dernek olsun istiyoruz. Bu konuya duyarlı olan herkesin yardım ve desteğine ihtiyacımız var.

Genç Öncüler: Öteki yönetimden farkımız bu olacak diyorsunuz yani?

Ramazan Beyhan: Kimseyi suçlamak istemiyorum ama bu ilkelerden vazgeçilmemesi gerektiğine inanıyorum. Kuruluş şartları neyse o şekilde hareket etmek gerekiyor. Mesela Türkiye’deki siyasi çekişmelerin bir tarafı olduğunda Mazlumder, malesef eksik görüyor meseleyi. Bütün olarak görmesi gerekirken eksik görüyor. Gerek ülke de gerekse ülke dışında mesela uluslararası camiada, İslam dünyasında, Avrupa’da, Amerika’da bir sürü insan hakları ihlalleri var. İslamafobia var, başörtülülere baskı var, ayrımcılık var, ırkçılık var ama biz oranın politik çekişmesine baktığımızda malesef göremiyoruz.

Genç Öncüler: Bundan önceki süreçte Mazlumder farklı toplumsal kesimlere karşı gerçekleşen insan hakları ihlallerini göz önünde bulundurdu ama -sizin bahsettiğiniz süreçten dolayı veya eski kadrodan dolayı olabilir- özellikle  bazı toplumsal kesimlere karşı gerçekleşen mevzuları da siyasi sebeplerle bağdaştıracak pozisyonda sürekli gündeme getirmişti. Ama İslami kesime karşı sol ve marjinal örgütler tarafından gerçekleştirilen olaylarda “Evet böyle bir şey oldu arkadaşlar biz de buna karşıyız.” deyip geçiştirilmişti.

Ramazan Beyhan: Diyelim ki Mazlumder’in bir kesimi bu şekilde düşünüyor halbuki biz İstanbul şubesi olarak kesinlikle böyle davranmadık. Adil durmaya çalıştık, herkesin söylediğini ortaya koyduk ama bizim okuyucularımızın veya izleyicilerimizin sosyolojimize hitap eden medya tarafı Mazlumder’in haberini hiç yapmıyorsa ve sizin eleştirdiğiniz kesim Mazlumder ne derse hemen onu manşete taşıyorsa herkes o medya ayağının söyledikleri üzerinden Mazlumder’i okumaya başlıyor. Bence bu bizim de eksikliğimiz. Bizim kesime hitap eden medyanın, Mazlumder’i diğer arkadaşlara bakarak ötekileştirmesinin getirdiği bir şey. Yoksa İstanbul şubesinin sitesine girerseniz birçok olaya ilk zamandaki gibi tepki vermiştir. Genel merkezin yanlış bulduğumuz açıklamalarına karşı açıklamalar da yapılmıştır. Bizim medyamız ne kadar ilgi duyuyor? Bizim arkadaşlar ilkelerine aykırı hareket ediyorlar, sonra sol basın vs. gündeme taşıyor ama bizim açıklamalarımıza gelince bizim medya buna sessiz kalıyor. Burada aslında sosyolojimize hitap eden medyanın tutumunda da problem var. Peki ne olması gerekir? Bence doğru şey şudur: Hakikaten hak ve adaleti önemseniyorsa ve bu konuda bir şey söyleniyorsa bunun kamuya taşınması gerekir. Mesela Suudi Arabistan Şii bir alimi astığı zaman biz tepki gösterdik. İran Sünni kökenli insanları idam ettiği zaman tepki gösterdik. Çünkü her ikisinin bu idamları adalet üzerine nasıl yaptıklarını bilmiyoruz. Dolayısıyla kim ideolojik tutum takınırsa biz tepkimizi aynı şekilde gösteririz. Mesela İran devletine bakışı nedir derseniz, Mazlumder için devletler ve rejimler ilgi alanının dışındadır.

Genç Öncüler: Mazlumder’in İran devletine bakışı nedir? Kudüs gününün artık İran rejiminin propaganda aracı olduğu ayan beyan ortada iken Mazlumder Kudüs günü kutlamalarına destek verecek mi?

Ramazan Beyhan: Kudüs her şeyden önce bütün Müslümanların meselesidir. Sadece İran’ın değil. Tabi ki İran’ın Suriye meselesinde rejimi desteklemesi suçtur, biz bunu hiçbir zaman uygun görmedik ve her fırsatta eleştirdik. Belki genel merkez ve genel başkan bu manâda çok net bir şekilde İran’ı karalayan bir başlık koymadılar ama biz bunu her fırsatta dile getirdik.

Mesela diyelim ki Kudüs gününde İran bunun propagandasını yapıyorsa propagandayı elbette doğru bulmuyoruz ama mutlaka özgün bir şekilde Kudüs’ün dramını,  oradaki haksızlıkları dile getiren bir günün olması gerekiyor. Yani bir rejimin değil gerçekten oradaki insanların dramını dile getirecek bir şey olması lazım. Mesela burada Kudüs günü yapacağız Allah izin verirse. 17 nisanda tutuklularla ilgili basın açıklaması olacak. Filistin’deki insanların hak mücadeleleri, Cezayir’deki tutuklu insanların işkenceleri, uğradıkları haksızlıkları sürekli gündemimizde tutmamız grekiyor. Ama Kudüs’ün haklı mücadelesini kimsenin kendi politikasına araç yapılmasını doğru bulmuyoruz. Bu bir manipülasyon olur.

Genç Öncüler: Son olarak komuoyuna göndermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ramazan Beyhan: Bundan sonraki Mazlumder’in her siyasi olaya bir açıklama yapmak yerine raporlarla çalışan bir dernek olmasını istiyoruz. Bu konuda duyarlı olan herkesin yardımına  ihtiyacımız var.

Genç Öncüler:Teşekkür ediyoruz.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Mazlumder’de “fabrika ayarlarına” dönüş

Yorumlar

bu röportaj için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Diğer Röportajlar

bunlar da ilgi çekebilir Röportaj Anasayfa
Fetih’ten sonra tarihi yarımada
Fikir

Fetih’ten sonra tarihi yarımada

"Bizim kültürümüzde meydan diye bir kavram yoktur. Bizdeki meydan caminin avlusudur, çeşme başıdır. Meydan Avrupalılaşma, Batılılaşmadır."

İstanbul fotoğraflarda çok hor kullanılıyor
Görsel Sanatlar

İstanbul fotoğraflarda çok hor kullanılıyor

"Sadece İstanbul’u değil şehrin vatandaşlarını da bu anlamda hor kullanıyoruz maalesef. Artık Süleymaniye sokaklarında para vermeden çekim yapamıyorsunuz. Bizlere de daha kolay geldi küçücük çocuklara sevgisiz yaklaşmak ve her seferinde bunu bir lirayla çözmek. Şimdi o çocuklar bir nesne, eşya olduklarını düşünerek büyüyor maalesef."

YPG’nin olduğu yer güvenli bölge olmaz
Politika

YPG’nin olduğu yer güvenli bölge olmaz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Ankara’da yaptığı temaslarında konuşulanları Brüksel yolunda kendisine eşlik eden gazetecilere anlattı.

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.