İran, İslam dünyasını bölüyor

İran’ın nükleer konusunda P5+1 ülkeleriyle imzaladığı 6 aylık geçici bir anlaşmanın sonuçlarını ORSAM Ortadoğu Danışmanı Arif Keskin’le konuştuk.

GÜNCEL .
iran, islam dünyasını bölüyor
RöportajEngin Dinç

Engin Dinç’in röportajı 

İran’ın nükleer konusunda P5+1 ülkeleriyle 6 aylık geçici bir anlaşma imzalamış olması elbette çok daha farklı ve derin anlamlar içeren ve her iki tarafı da ilgilendiren stratejik bir anlaşma özelliği taşıyor. Bu öncelikle 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden bu yana İran’ın izlediği Batı karşıtı politikada büyük bir kırılma anlamı taşıyor. İran’ın Batılı ülkelerle yaptığı bu anlaşmayla, tabiri caizse ‘bir taşla birkaç kuş vurmak’ istediğini söyleyebiliriz. Ancak olayın sadece İran’ın kazanımları şeklinde düşünülmesi hata olur. Zira Batı da İran’ı yeniden küresel dünya sisteminin içine kabul ederek, bazı stratejik hedeflerini gerçekleştirmek istiyor. Tüm bunları ORSAM Ortadoğu Danışmanı Arif Keskin’le konuştuk. 

BU ANLAŞMA OLMASAYDI İRAN EKONOMİSİ ÇOK DAHA KÖTÜYE GİDEBİLİRDİ

İran ve ABD birkaç kez savaşın eşiğinden döndüler. Ama şimdi barış arayışları oluştu ve nükleer santraller konusunda P5+1 ülkeleriyle İran geçici bir anlaşma yaptı. Bu noktaya nasıl gelindi? 

1979’dan günümüze kadar olan sürece bakarsak son bir kaç yıldır İran’daki durum çok kritik. İran, 1979’dan günümüze hiç olmadığı kadar bir kritik dönem yaşıyor. Özellikle ekonomide Avrupa ve ABD’nin birlikte uyguladığı ekonomik ambargo paketi, İran’ın ekonomisinin yapısal sorunları, ekonomideki kötü yönetim, Arap Bahar’ından sonra komşularla yaşadığı sorunlar bu ülkenin ekonomisine çok ciddi şekilde zarar verdi. İç üretim azaldı. İran’ın doğalgaz ve petrolden kazancı düştü, petrol satamaz hale geldi. İran malları sigorta edilmiyordu. İran’ın finans ağları belli derecede tıkanma noktasına getirildi. Bütün bunlar İran ekonomisini zor duruma soktu. Bu anlaşma olmasaydı İran ekonomisi çok daha kötüye gidebilirdi. Buna ek olarak, İran kendi içinde de çok ciddi sorunlar yaşıyor. Bir taraftan tabandan gelen demokratik istekler var. Bir taraftan kadın hareketleri, gençlik hareketleri var. Buna ek olarak İran’da yaşayan etnik ve dinsel-mezhepsel azınlıkların talepleri var. Eğer bunlar ekonomik krizle bütünleşseydi ve buna ABD ile Avrupa’nın ciddi bir desteği eklenseydi İran ciddi bir sorunla karşı karşıya kalırdı. 

Söylenenin aksine Arap Baharı İran’ın lehine olmadı. Arap Baharı’nda İran ciddi şekilde zarar uğradı. Suriye iç savaşın içine girdi. Mısır’da iktidar değişti. Ancak Mısır’la diyaloğunu bir türlü geliştiremedi. Suriye krizi düşündüğünden daha fazla maliyeti oldu. Hatta Beşşar Esed gitseydi Ortadoğu’daki dengeler tam anlamıyla İran’ın aleyhine değişebilirdi. Bunu İranlılar da fark ediyorlardı. Bu nedenle bir manevraya ihtiyaçları vardı. Hem içerideki ekonomik sorunları, hem de muhtemel farklı sorunları önleyebilecek, bölgedeki süreci kendi lehlerine değiştirebilecek bir manevraya ihtiyaçları vardı. Bunu da nükleer çalışma üzerinden yapmayı yeğlediler. Nükleer müzakere konusunda Batı’yla olan diyaloglarını düzeltmeye gittiler. Bana göre Batı’yla olan diyaloglarını düzeltmeseydiler, İran hem bölgede, hem de içerde ciddi şekilde zarar uğrardı. İran aslında bu diplomatik manevrayla hem içerideki zararın önünü kesmeye çalışıyor, hem de bölgedeki süreci kendi lehine değiştirmeye çalışıyor. 

Mesela, İran Amerika’ya zeytin dalı uzatmasaydı, ABD Suriye’ye askeri müdahale uygulardı. İran’ın sürece dahil olması Obama’nın tavrını da ciddi şekilde etkiledi. Şu anda bakınız, Esed'in gidip gitmemesi çok fazla tartışılmıyor. İran aslında bu manevrayla Esed'in de ömrünü uzattı. Bu açıdan baktığınızda 1979’dan günümüze kadar süreçte İran kendini bu kadar kıskaçta, bu kadar kötü durumda hissetmiyordu. Eğer İran direnebilseydi, direnme olanağı olsaydı bana göre Batılılarla bu uzlaşmaya gitmezdi. Ancak direnme olanağı kalmamıştı. Ahmedinejad’ın siyaseti devam etseydi, İran çok büyük zararlar ödemek zorunda kalırdı. Bu nedenden dolayı bu girişimi böyle okumak lazım. 

İRAN'IN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ BATI AÇISINDAN CİDDİ BİR KAZANIM

Bundan birkaç yıl önce İran’da büyük gösteriler oluyordu. İran’daki İslami rejimin yıkılacağı düşünülüyordu. Batılılar’da bu beklenti vardı. İran’ı bu kadar köşeye sıkıştırmışken Batılılar neden anlaşma yolunu seçti? Neden İran’ı tekrar o küresel dünya sisteminin içine kabul ettiler? 

Bu çok önemli bir soru. Bana göre Batı, bir defa bu rejimden sonra kimlerin iktidara geleceğini, neyle karşılaşacağını çok net bilmiyor. İran, bu rejim giderse bir istikrarsızlık alanına mı çevrilecek yoksa eskisi gibi o bürokratik aygıtını korumuş güçlü İran mı olacak? Batı bunu net olarak bilmiyor. İkincisi, Batı için en önemli konu şudur; bugünkü İran’a Batı’nın daha fazla ihtiyacı var. Bugünkü İran’ı, tırnak içinde onların anlamında söylüyorum, “dönüştürmesi, ehlileştirmesi” Batı açısından çok büyük, çok ciddi bir kazanım olur. Bu kazanım hem ideolojik anlamda, hem de siyasal-jeopolitik anlamda bir kazanım olur. Anti-Amerikan rejimler ne olursa olsun, sonunda Amerikan sisteminin, kapitalist sistemin bir parçasına dönüşüyorlar diye Batılılar açısından bir imaj kazanımı oluyor. İran bile teslim oldu görüntüsü veriliyor. İran’ın bu anlamda sisteme entegre edilmesi, İran ekseninde ortaya çıkmış bütün siyasi hareketliliği ve İslami hareketliliği kendine entegre etmeyi veya bir çerçevede ehlileştirme olanağı sağlıyor. Düşünün İran rejimi giderse gelen rejimin Hizbullah üzerinde, Hamas üzerinde, Afganistan üzerinde bir etkinliği olmayabilir. Irak’a nasıl bir nüfuz edeceği belli olmaz.  Bu nedenle İran İslam Cumhuriyeti’nden sonra gelebilecek bir rejimin Batılılar’ın ne kadar ihtiyacını karşılayabileceği tartışmalı. Bu da önemli bir soru olarak Batılıların karşısında. Afganistan’dan Lübnan’a, Suriye’den Irak’a bugünkü İran rejiminin önemli bir nüfusu, önemli bir gücü var. Çünkü orada önemli bir aktör. Bundan sonraki gelebilecek rejim, bu gücünü koruyacak mı? Bu belli değil. İran’ın kendi içinde sorunlar çıktığını da düşündüğümüz zaman böyle bir ihtimal söz konusu. Bu açıdan bakıldığında bu rejimin ehlileştirilip sisteme entegre edilmesi, Batı açısından bir devrimden daha doğru olabilir. Diğer taraftan bir devrim yapılabileceği de tartışmalı. Zaten sizin de söylediğiniz gibi öyle hareketlenmeler olmuş, bir türlü sonuç alınmamış. 

Diğer taraftan şu da önemli bir husus; İran eğer bu hamleyi yapmasaydı, ekonomik kriz devam etseydi ve İran’da bir ayaklanma olmasaydı ne olurdu? Batı belki bir askeri müdahale gerçekleştirirdi ama İran yine nükleer çalışmalarına devam ederdi. Askeri bir müdahale bölgeyi bir kaosa sürükler ve Batı’yı işin içinden çıkamayacak bir duruma sürükleyebilirdi. Özellikle de bugünkü Suriye ortamını hesaba kattığınızda… Şu anda Suriye’den, Irak’a ve oradan Afganistan’a Şii-Sünni çatışması görüyoruz. El Kaide’nin bölgedeki varlığını görüyoruz. Buna ek olarak farklı bir etnik milliyetçiliğin ortaya çıktığı bir zeminde Batı’nın ne kadar çıkarlarını koruyabileceği, hatta buna İsrail’in varlığını, petrol ve doğalgaz güvenliğini de dahil edelim, tartışmalı bir hale gelirdi. Buna benzer birçok sebebi sayarsak bugünkü rejim, ehlileştirilirse bence daha fazla işlerine yarayabilir. Eğer devirebilselerdi, bunu başarsaydılar, 1979’dan beri zaten yaparlardı. Bu tecrübeleri de var. 1979’dan günümüze kadar öyle bir tecrübeleri var. Bu süreçte İran’da ayaklanma olup olmayacağı, bu ayaklanmanın başarı kazanıp kazanmayacağı tartışmalı konular. Bu nedenden dolayı ihtimal olup, kesin olmayan bir sürece girmez Batı. Çünkü Batı, en azından önünü görmek, neyle karşılaşacağını görmek istiyor.

Şİİ-SÜNNİ AYRIMI HEM İSRAİL'İN HEM DE ABD'NİN İŞİNE YARIYOR 

Batı’nın İran’la ilişkileri iyileştirmesinin nedeninin El Kaide ve diğer aşırı olarak nitelendirilen İslami grupları dengelemek üzere, Şii dünyasına destek vermesi olduğu şeklinde yorumlar var. Bu görüş için ne söyleyebilirsiniz?  

Böyle yorumlar var. Şii Hilali tartışmasının etkin bir biçimde ortaya çıkması Amerika’nın Irak’ı işgaliyle başladı. Irak’ta nüfusun yüzde 65’ini oluşturan Şiiler Irak’ın en vasat gücü olarak ülkede iktidarı ele geçirdi. Özellikle Irak işgalinden sonra Şii hareket gitgide güçlendi. Irak’ın işgalinin ardından Sünni Arap devletleri açısından, Suudi Arabistan ve diğer devletler açısından, İran ve diğer Şii devletler birinci tehdit olarak algılanmaya başladı. Bakınız 1 milyar 700 civarında Müslüman var. Bunun 200 milyonu Şii’dir. Basra Körfezi’nin yüzde 70’ini Şiiler oluşturuyor. Bu nüfusun yaşadığı yerler petrol alanlarıyla da örtüşüyor. 

Sünni Arap devletleri şöyle düşünüyor; “Bu bölgedeki Şii hareketlenmelerin arkasında ABD var. Zaten ABD, Irak ile birlikte bunu farklı bir aşamaya taşımış, şimdi onu taçlandırmaya doğru gidiyor.” Aslında İran’la yakınlaşmayı, Suudi Arabistan dahil bütün Sünni Arap devletlerini yalnız bırakmak, bir şekilde onları dışlamak, bir şekilde bu ülkeleri İran’ın ateş hattında bırakmak olarak yorumluyorlar. Buradaki doğruluk payı şu; Ben Şii-Sünni tartışmasını Batı’nın yarattığını düşünmüyorum ama Şii-Sünni ayrımı hem İsrail’in işine yarıyor, hem ABD ve diğer Batılı ülkelerin işine yarıyor. Doğal olarak Irak’taki Şiilerin ortaya çıkışı veya güçlü bir İran, İslam coğrafyasını bölebilir, bölüyor zaten. Bu bölündükçe İsrail’e hayat alanı ortaya çıkıyor. Şu anda bakınız; Arap devletleri ve Suudi Arabistan açısından İsrail bir tehdit değil. En büyük tehdit İran’dır.  Şii hareketlenmeleri de bu coğrafyadaki en büyük tehdit olarak görüyorlar. Şiiler de, Suudiler, Selefiler, cihatçılar ve El Kaide olarak görüyorlar. Yani Hizbullah en büyük tehdit algılamasını; Siyonizm, Suudiler ve Selefiler olarak tanımlıyor. Bu önemli bir kırılma. Yani İran’ın Şii bir devlet olarak güçlenmesi ister istemez İslam coğrafyasını bölüyor. Bu bölünme, bu çatışma İsrail’e bir hayat alanı, bir oyun alanı yaratıyor. Amerika’ya bir oyun alanı yaratıyor. Bu ülkelere daha fazla silah satabiliyor, daha fazla Körfez’e girebiliyor. Onlar zaten kendileri Batılıları davet ediyor. Son yıllarda Arap ülkelerinin Batı’dan silah alımları ciddi şekilde artmış. Daha fazla koruma istiyorlar, daha fazla destek istiyorlar. Bu anlamda da İran’ın güçlenmesi tabii ki, Şii-Sünni çatışmasını tetikliyor. 

NÜKLEER ANLAŞMADAN EN KARLI ÇIKAN BEŞŞAR ESED OLDU 

İran’ın Batı’yla anlaşması Suriye’de Esed iktidarının işine yaradı. ABD ve Avrupa, İran’ın da onayını alarak Suriye’de Esed iktidarının devamından yana oy kullanmış oluyor. Bu anlaşmadan böyle bir sonuç çıkarabilir miyiz?

İran ile ABD ve Batı’nın yakınlaşmasında en fazla karlı olan Beşşar Esed. Böyle bir nükleer anlaşmadan sonra Cenevre 2’de İran’ı devre dışı bırakamazsınız. İran’ı davet etmeniz ve sürece sokmanız gerekir. Batılılar, hem Amerikalılar, hem de Avrupalılar, Türkiye’den ve hatta Suudi Arabistan’dan farklı düşünüyorlar. Suriye konusunda daha ihtiyatlı davranıyorlar. Ve özellikle de Esed karşıtı muhalefet Batı’nın desteklememesiyle zayıfladı. Bugün Beşer Esed gitsin diyebilecek çok ciddi bir güç yoktur. Rusya, kimyasal silah antlaşmasıyla Beşer Esed’i bir şekilde garanti altına aldı. Diğer taraftan İran, ABD ile diyaloğunu geliştirdi. Ve görünen o ki, bu süreç Esed’in ömrünü uzatacak. Özellikle de Suriye muhalefetine yönelik bir algı var, Suriye muhalefetini El Kaide ile özdeşleştirme çabası var. Batılılar şunu düşünüyorlar; Esed giderse onun yerine El Kaide ve diğer gruplar gelebilir. İran diyor ki; “Bizim ortak bir tehdidimiz var. El Kaide’yi siz de tehdit olarak görüyorsunuz. Ben de El Kaide’yi tehdit olarak görüyorum. Doğal olarak bu tehdit üzerinden birlikte hareket edebiliriz. Suriye konusunda ortak bir paydamız var.” Batı açısından bu önemlidir. Batı’nın gerçekten Esed sonrası tahayyülü, bir arzusu var mı? Bir planı var mı bu da tartışılır. Böyle bir zeminde İran’ın güç kazanması, güçlü olması Beşer Esed’in de güçlenmesi demek. Hatta biliyorsunuz, Esed ne dedi? “İran ve Amerika’nın yakınlaşması bölge için iyi olur” dedi. İran’ın Amerika’yla olan yakınlaşmasını Esed ve Nuri Maliki destekliyor. Çünkü onların lehine olabileceğini düşünüyorlar. İran’ın sisteme dahil olması Amerikalıları da, Avrupa’yı da yumuşatabilir. Bu da Esed’e oyun alanı sağlayabilir, ömrünü uzatabilir. 

TÜRKİYE EN PAHALI DOĞALGAZI İRAN'DAN ALIYOR 

İran’ın ambargonun gevşetilmesi, ekonomik anlamda değerlendirirsek Türkiye’ye nasıl bir artı getirecektir? 

İran-Amerika yakınlaşmasının hem olumlu hem olumsuz sonuçları var. Salt olumlu diyemeyiz. Olumlu olarak bakarsak bana göre Türkiye-İran ekonomik ilişkileri genişleyebilir. Tabii bunu abartmamak kaydıyla. Gelişebilir, bu potansiyeli vardır. Türkiye-İran ilişkilerindeki özellikle bu ambargo baskısı kalkarsa iki ülkenin ekonomik anlamada ilişkileri gelişebilir. Ayrıca İran’da halkın ekonomik durumu düzelirse, bu düzelmeye paralel olarak Türkiye’ye gelen turist sayısı artabilir. Toplumsal anlamda ilişkiler artabilir. Oradaki ekonomik ilişkiler düzelince İran’ın orta boy şirketleri, Türkiye’de daha farklı ilişki kurabilir. Ama ben bunu çok abartmak istemiyorum. 

Türkiye’de belli yorumlar var; ticaret hacmi 30-40 milyar üzerine çıkabilecek gibi… Ben öyle bir abartma yapmak istemiyorum ama Türkiye-İran ilişkilerine olumlu katkı sağlayacak. Hatta şu anda bile Türkiye, İran’dan petrol alımını artırmak istiyor. Hem Türkiye, hem İran tarafında ekonomik ilişkilerin daha fazla ilerlediğine dair somut adımlar da var. Ancak Türkiye-İran açısından ekonomik ilişkilerini sadece Batı’yla ekonomik ilişkilere indirgeyerek yorumlamak hatadır. Sorun sadece Batı’dan kaynaklanmıyor. Kendi ekonomik yapısı, kendi kültürü, kendi ekonomik ve siyasi ilişkileri zaten bunu zor duruma sokuyor. Şimdi düşünün İran, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye değil. İran’ın banka sistemi çok farklı çalışıyor. İran’daki ekonomik kültür çok farklıdır. Bütün bunlar Türkiye’nin işini zorlaştırıyor. İran’da ekonomiyle siyaset iç içedir. Ekonomiyle siyasetin iç içe olması özellikle de devrim muhafızları gibi, askeri ve güvenlik grupların ekonomide daha baskın olması anlamına geliyor. Bütün bunlar İran- Türkiye ekonomik ilişkilerini çok zorlaştırıyor. Diyelim İran, Türkiye’ye “gel burada yatırım yap” diyor. Türkiye yatırım yapıyor. İşi öğrendikten sonra Türkiye’yi kovmaya çalışıyorlar. Türkiye-İran ilişkilerinde çok farklı sorunlar var. Bunu sadece Batı’yla olan ilişkilere indirgeyerek söyleyemeyiz. 

Türkiye şu anda en pahalı doğalgazını İran’dan alıyor. İran en pahalı doğalgazını Türkiye’ye satıyor. Şimdi ambargo döneminde Batı-İran gerginliğinde, Türkiye bu kadar desteklemesine rağmen, İran Türkiye’ye fiyat indirimi yapmadı. Şu anda İran’dan 505 dolara doğalgaz alıyor. Azerbaycan’dan 330 dolar, Rusya’dan 405 dolara alıyor. İran en pahalı doğalgazını Türkiye’ye satıyor. Bunu ambargo olayıyla yorumlayamayız. İran, Türkiye’nin kendi pazarında çok fazla güçlenmesini istemiyor. Biraz önce saydığım faktörler de etkili. Bakınız mesela Türkiye’nin her yıl 90 bin TIR’ı İran üzerinden Ortaasya’ya gidiyor. Türkiye’nin ciddi şekilde ulaşım sorunu var. İran bu ulaşım sorununu çözmek istemiyor. Türkiye’ye öyle bir pahalı bir yakıt satıyor ki İran, öyle bir sorunlar çıkarıyor ki, Türkiye’nin ulaşım şirketleri bu işin içine girmek istemiyorlar. Çok farklı sorunlar var. Türkiye-İran ilişkilerinde sorun sadece Batı değil. İran’ın hem siyasi, hem de ekonomi yapısından kaynaklanan ciddi sorunlar var. Bu iki ülke ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Şu anda ticaret hacmine bakın, ticaret hacmi İran’ın lehine, Türkiye’nin aleyhinedir. Türkiye bu ticaret hacmini bir türlü değiştiremiyor. 

on5yirmi5.com

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git İran, İslam dünyasını bölüyor

Yorumlar

bu röportaj için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Diğer Röportajlar

bunlar da ilgi çekebilir Röportaj Anasayfa
on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz


paykasa

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.