Tacikistan’da hak ihlalleri ve Tacikistan Müslümanlarının mücadelesi

Gülden Sönmez: "Tacikistan Müslümanları 28 Şubat’tan daha ağır air süreçten geçiyor."

DÜNYA .
tacikistan’da hak ihlalleri ve tacikistan müslümanlarının mücadelesi

Genç Öncüler Dergisi Mart sayısında Av.Gülden Sönmez ile Tacikistan’da yaşanan hak ihlalleri ve Tacikistan Müslümanlarının mücadelesini konuştu. Genç Öncüler'den; Furkan Gençoğlu-Dücane Demirtaş- Resul Karaca'nın gerçekleştirdiği ropörtajda Sönmez Tacik Müslümanlarının "28 Şubat’tan Daha Ağır Bir Süreçten Geçtiğini" söylüyor.Bilindiği gibi acikistan'daki hukuk ihlallerini incelemek üzere bölgeye giden Av. Gülden Sönmez yönetim tarafından alıkonulmuştu.İşte Genç Öncüler Dergisi'nin 104.sayısındaki o konuşma..

Tacikistan neresidir? Kimler tarafından yönetilir? Herhangi bir ideoloji veya devletin etkisi altında mıdır?

Sovyetler Birliği dağıldığında ve Tacikistan 1991 yılında bağımsızlığına kavuştuğunda Sovyet etkisi tamamen topluma nufuz etmiş durumdaydı. Yani Komünist sistem toplumsal hayatı tanzim etme noktasında etkisini sürdürüyordu. Bağımsızlık sonrası Tacikistan toplumu bundan sonra nasıl yönetileceğiz sorusunun cevabını ararken kendilerini bir iç savaşın içerisinde buldular. Ülkede üç tip örgütlenme var; İslami mücadele çerçevesinde, hayata İslamı hakim kılma idealini paylaşan örgütlenmeler, Komünist hayat tarzını benimseyen ve bunu bir siyasi harekete dönüştüren örgütlenmeler ve Liberal örgütlenmeler. 

Öte yandan okyanusa açılan koridor olması, Afganistan’ın dibinde olması, Çin’e yakın olması, Rusya’nın da eski Sovyet ülkeleri üzerinde hakimiyetini sürdürme iddaası gözönüne alındığında Tacikistan bölge ülkeleri içinde oldukça stratejik bir konumda bulunuyor. Amerika- Rusya- Çin gibi küresel emperyalist güçlerinde aynı zamanda bir hesaplaşma alanı olarak görülüyor Tacikistan. Amerika’nın Tacikistan’a çok ciddi parasal yardımlar yaptığını biliyoruz. Amerika neden Tacikistan’a yardım etsin? NATO neden tacikistan’a yardım etsin? Aynı zamanda Rusya, Çin ve hatta Tacikistan sünni olmasına rağmen İran’ın da bölgede çok ciddi yatırımları var. Fakat hepsinin ortak olarak buluştuğu bir nokta var. O da Tacikistan’da “islamcılar” iktidar olmasın. İslami hareketler Tacikistan’da özne konumuna erişmesinler.

İran’ın bağı nereden geliyor?

Tacik toplumu Türki özellikler taşımıyor. Farsça konuşuyorlar ve Farsçayı kril alfabesi ile yazıyorlar. Fakat %80 oranında sünniler.

Seküler Sünnilik mi? Yoksa dindar Sünnilik mi hakim?

Baskı altında yaşanan bir Sünnilik diyebiliriz. Çünkü toplumda İslam kültürü hakim. İnsanlar Ak Parti- Saadet Partisi ve eski Refah Partisi çizgisinde siyaset yapan yapılara meylediyorlar. Fakat çok yoğun bir baskı var. 28 Şubat sürecinde de Türkiye’de insanlar namaz kılıyorlardı, başörtüsü takıyorlardı ve toplumda İslam kültürü hakimdi fakat devlet sakal ile ilgili kontroller yapıyordu. Başörtüsü kamusal alanda yasaklıydı. İslami vakıflar dernekler kapatıldı. Yani toplumun İslami olma gibi bir derdi var. Fakat iktidarda bulunan Demokratik Toplum Partisi Rusya ile olan ilişkilerinden dolayı Çin’den Amerika’dan yardım almasından dolayı hedef tahtasına İslami mücadeleyi koymuş ve İslamiyete karşı savaş açmış durumda.

İslami hareketlerin silahlı mücadele geçmişi var mı?

İç savaş döneminde de İslami hareketler aktif siyasetin içindeler. Fakat Tacikistan’da yapılan dizaynı Özbekistan Kırgısizstan gibi ülkelerden ayırmamak gerek. Yani İslami hareketlerde kendilerini koruma adına bu iç savaş sürecinde silahlı mücadelenin tarafı oluyorlar. Silahlı mücadele uzun süre devam ediyor. En sonunda 1997’de garantör devletlerin devreye girmesiyle İslami Partininde legalleşip legal siyasete entegre olmasıyla bir uzlaşma hükümeti kuruluyor. Normal seçim süreci başlatılıyor.

Tacikistan İslami hareketlerinin nasıl bir çizgisi var?

Tacikistan İslami Diriliş Partisinin çizgisini Ak Parti çizgisiyle özdeşleştirebiliriz. Zaten kendileri de böyle ifade ediyorlar. 15 sene boyunca da seçimlere giriyorlar ve mücadelelerini legal çerçevede yürütüyorlar.

Peki Tacikistan İslami Diriliş Partisi madem legal bir çerçevede siyaset yapıyor. Aşırıcı bir yönü yok. Neden Ruslar ve Tacikistan iktidarı tarafından tehdit olarak görülüyorlar?

Tacikistan İslami Diriliş Partisi git gide toplumda kabul gören bir pozisyona evriliyor. Sadece bir siyasi hareket olarak hareket etmiyorlar. Kadın çalışmaları, gençlik çalışmaları, mahalle çalışmaları yapıyorlar. Tacikistan’ın tamamında örgütlüler.  Bu teveccüh ve yayılma diğer yapıları endişelendiriyor. Tacikistan’da iktidar bu teveccühü seçimler ile durduramayacağını anlayınca başka manipülasyon denemelerine girişiyor. En kolay olarakta seçimleri manipüle ediyorlar.

Tacikistan İslami Diriliş Partisi sandıkta kazanıyor fakat sayımda kaybettiriliyor. 2010 ve 2015 seçimlerinde  yaşanan bu durumu 500’den fazla uluslararası gözlemci raporunda belirtiyor. Hemen hemen hepsinin “hileli seçim” yapıldığına yönelik ortak kanısı var. Ve bu hileli seçim sonucunda aslında Tacikistan İslami Uyanış Partisi aldığı/hak ettiği sonuçların hiçbirisine neticede kavuşamıyor. Peki kavuşamıyor da Tacikistan İslami Diriliş Partisi bunun karşısında ne yapıyor? Farklı bir tavra bürünmüyor. Bu konuda şu sözünü söylüyor; biz hizmet etmek ve çalışmak istiyoruz, derdimiz çalışmak ve üretmek. Seçim sonuçlarına karşı yine de siyasal faaliyetlerimize devam edeceğiz diyorlar.

Ama şöyle bir şey var; bu partiye liderlik eden alimler diyebileceğimiz kurucu ve iştişari kadrolar olsun isterse bu partinin toplum önüne çıkan liderleri olsun( hukukçular, gazeteciler, akademisyenler, eğitimciler, mühendisler) toplum önünde çok sevilip sayılan model alınan ve çok büyük bir samimiyetle takip edilen bir kadrodan oluşuyor. Ama kendisini Tacikistan İslami Diriliş Uyanış partisi içinde görmeyen ve kendisini dindar olarak tanımlanısına karşın farklı siyasi örgütlenmelere giden iş adamları, hukukçular ve gazeteciler de mevcut. Onlar da aynı şekilde Tacikistan hükümeti tarafından sakıncalı görülüyorlar.

Genel olarak baktığımızda Tacikistan’daki şu durum Tacikistanlı Müslümanların 28 Şubat’ı olarak adlandırılabilir mi?

Evet. Çok daha ağır bir 28 Şubat. Ve burada şu düşünülmesin hani o zaman da söyleniyordu ya, “bizim derdimiz Refah partisiyle başörtülü kadınlarla değil ya da biz İslam’a karşı değiliz ama islami sermaye, islami müzik vb. bunlar nereden çıktı?” Yani bir taraftan refah partisini hedef gösterirken toplumda İslam karşıtı bir mühendislik hareketinin ve bir baskı ve zorbalığın olduğunu görüyorsunuz. Tacikistan da da durum aynı, Tacikistan İslami Uyanış Partisi üyeleri terörle suçlanıyor, onlara yönelik bir operasyon gibi gözüküyor, ama verilere baktığınız zaman İslam partisine karşı değil İslam’a ve bütün Müslüman gruplara karşı bir operasyon yürüyor.

Peki siz hangi sıfatla Tacikistan’a gittiniz? Tacik hükümeti niçin sizden rahatsız oldu ve sizi tutsak etme gerekliliği hissetti?

İslami parti ve Müslümanlara yönelik zulümler git gide artan bir pozisyon almıştı. Eylül ayı içerisinde hem İslami parti kapatıldı hem de bütün mekânlarına el konuldu, bazı ofisleri yakıldı yıkıldı içerisindeki mescitler harap edildi. Bazı liderlere yönelik operasyonlar yapıldı ve en son 16 Eylülden önce Tacikistan İslami Uyanış Partisi’nin darbe girişiminde bulunmak ve ülkeyi bölmek üzere uluslararası terör örgütleriyle iş birliği halinde bulunduğu suçlaması yapıldı.

Bu suçlamayla partinin bütün üst düzey kadroları kimisi sokakta, kimisi evinde, kimisi işyerinde tutuklandı. 100’ün üzerinde neyle suçlandıklarını bilmeyen gözaltında tutulan insan var şu anda. Bu gözaltına alınan kişilerin haklarını savunmak için avukatlık görevini yapmaya çalışan avukatlarda gözaltına alındı ve tutuklandılar. Ve hiç kimseyle görüştürülmeyecek şekilde bir gözaltı süreci başladı. Hatırlarsınız Human Rights Watch, Freedom House gibi batılı insan hakları örgütleri Tacikistan’da insan hakları ihlalleri olduğuna dair açıklamalar yaptılar.

Tacikistan Müslümanlarına karşı yapılan bu zülüm maalesef İslam dünyasında ise olması gereken karşılığı bulmadı. Oysa içeride işkence ve kötü muamele görüp akrabaları dahi korkudan onların başına gelenleri konuşamadıkları kadınlar vardı. Muhiddin Kebiri İslami partinin lideri şu anda Tacikistan dışında. Fakat 80 yaşındaki babasını dahi sırf baskı olsun diye gözaltına aldılar. İçeride tutulanların bazıları meclisten, bazıları alim ve bazıları da toplumun üst kadrolarında olan insanlar. Soğuk hücrelerde tutmak, tazyikli su, dayak, darp, işkence gibi birçok iddia söz konusu.

Ve biz bu süreci takip ediyorduk. Tacikli Müslümanların bu endişeli durumunu yaklaşık 2,5 aydır gündemimize taşımıştık. Müslüman kardeşlerimiz için bir çalışma yapmamız gerektiğini hissettik ve Tacikistanlı tutuklu kişilerle görüşebilmek için uluslararası bir heyet hazırlamayı planladık fakat maalesef bu uluslararası heyeti oluşturamadık. Riske girmek istemeyen batılı kurumlar da zaten dışardan bir rapor yazdılar. Bizse Türkiyeli hukukçular derneği, uluslararası hukukçular birliği üyesi, yeryüzü avukatları derneği üyesi olan avukat arkadaşlarla birlikte gitmeye karar verdik. Heyetimiz altı kişiden oluşuyordu bir de tercümanımız vardı. Fakat üç avukat arkadaşımız fotoğraf mevzusuyla alakalı teknik bir sıkıntıdan dolayı uçağa binemedi. Biz iki kişi uçağa binme kararı verdik. Diğer arkadaşlarda aktarmalı bir tarifeyle geleceklerdi fakat hava şartlarından dolayı ekibimizin geri kalanı Tacikistan’a gelmeyi başaramadı.

İlk etapta Tacikistan Cumhuriyet Savcılığına gittik, ve içerde tutulan kişilerle görüşme talebinde bulunduk. Fakat savcı bizi odasına bile kabul etmedi, zaten binaya zar zor girebildik ve savcıyla ancak koridorda görüşebildik. Ve savcı asla böyle bir müsaade olamayacağını söyledikten sonra ziyaretimizin nedenini sordu, bizse inceleme heyeti olarak herhangi bir insan hakları ihlali olup olmadığını incelemek üzere geldiğimizi söyledik. Bize Dışişleri bakanlığından izin almamız gerektiğini söylediler, orada da bizi ilk önce kabul etmek istemediler fakat ısrar edince kabul ettiler. Fakat burada da dilekçimizi reddedip, kapının önündeki posta kutusuna atmamızı söylediler. Bizse bunu reddettik ve bu belgenin alındığına dair bir imza talep ettik. Epey bir mücadeleden sonra kabul ettiler ve dilekçimizi imzaladılar.Bizim oradaki 2. Günümüzde tutulan bir kişi hakkında 17 yıl mahkûmiyet kararı çıktı. Oysa henüz gözaltına alınalı 4 ay olmuş ve Tacikistan’daki gözaltı süresi 6 ay; yani bu insanlar hiç mahkemeye çıkarılmadı. Mahkemeye çıkmadan nasıl bir mahkumiyet kararı veriyorsunuz? Gerçekten çok vahim ve içler acısı bir durum.

Gözaltı süresi 6 ay mı?

Evet, bizde 48 saat onlar da 6 ay. Yani bu tutulan 100 kişi cezaevinde değil nezaret hanede sorgulanarak tutuluyor.

Bu şeylerde çalışan insanlar neye mensuplar, bu şekilde hükümete yardımcı oluyorlar. Mesela bizde ufak bir azınlık vardır hükümet bu azınlığa –Suriye de olduğu gibi- belli noktalara yerleştirir kendisine istihbarat sağlar buradan. Tacikistan’da da böyle miydi? Yani Sünniler bile bile mi buna alet oluyorlar?

Öyle bir şey yok. Bir bütünle alakalı Mısır gibi düşünün yani, yetkili kendi görevlilerine bunu yaptırıyor. Kendi kolluk istihbaratına polisine. Türkiye’de Batı çalışma grubunun bir metni var, 28 Şubat’ın 18 maddesi vardı. Bunun gibi protokol imzalamışlar. Sakal kesmeler, başörtü yasağı falan hepsi. Böyle bir protokol var. Bunda İslam karşıtlığı konusundaki politikayı ve neler yapılacağını zaten kararlaştırmışlar, kimin eliyle yapıyor bu? Sakallı gençler Türkiye’de 28 Şubat’ta kim tarafından gözaltına alındılar? Başörtülü kızları kim dövdü? Kim hapsetti? Okul önlerinde onları okula almayan kimdi? Yine bu ülkenin polisiydi. Ama o gün o yönetim bunu o emniyete o istihbarata uygulattı.

Burada da sözde sivil olanlar Sarı Sendikalar falan hepsi teşne oldular. Bir kısım medya teşne oldu. Sonuçta bu tür şeyleri uygulayanlar menfaatsel hesaplar gereği kimin borusu ötüyorsa ona teşne olabiliyorlar. Bu kendi halkına ihanet bile olsa gruplar bunu yapabiliyorlar. Tacikistan halkının bundan memnun olduğunu söyleyemem, görüyor her şeyi. Ama ne kadar gücü var ne yapılabilir ne söyleyebilirler?

Bu kadar zamandır,  16 Eylül’den bahsediyorum. Bizim tutulma olayımıza kadar İslam Dünyası, en dışarıyı takip eden Türkiye bile Tacikistan’da kadınların, erkeklerin Müslüman olduğu için zulüm gördüğünü biliyor muydu? Haber değeri bile yoktu. Öyle olunca o halk sesini nasıl duyurabilsin, o halk nasıl kendi içinde ses çıkarsın, neye güvensin? Bir de korku çok hakim. Öyle bir korku hakim ki sözünü söylesin falan yok, yani bizim alınma şeklimize baktığımızda bunu çok net nasıl bir plan üzerine olduğunu anlıyorsunuz. Bize bunu yapıyorsa akreditasyon yapmış ne olduğunu nasıl girdiğini ülkeye ne yaptığını resmi olarak yazmış bir heyete bunu yapıyor. Tacikistanlıyı kim koruyacak, o kime, nereye, nasıl başvuracak?

Gideceği bir yargı yok. Savcılık binasının kaç kapı dışında güvenlik var. Kapıdaki güvenlik Sovyet ajanı gibi, adamın canı isterse sen gelip suç duyurusunda bulunursun, adam seni almıyorum dediği zaman sen gidip suç duyurusunda bile bulunamazsın. Burası böyle bir yer yani. ‘’Biz avukat dayanışması yaparak içerideki bayanlarla görüşmek istiyoruz diyoruz.’’ Adam diyor ki ‘’Avukat tutma haklarına ulaşmada bir problem yok, biz avukat atıyoruz ‘’ diyor.

Devletin atadığı avukat, tutuklanan kişiye onun neyle suçlandığını, ne yapacağını söylemiyor diyor ki “gizli”.İçerde tutulan kişinin akrabasına söylemiyor, eşine, oğluna demiyor bir bilgi vermeyerek gizli diyor. Ama oturuyor o kişi adına mahkumiyet kararı imzalıyor. Böyle bir tablo ile karşı karşıya orada ki insanlar. Kime, nerde, nasıl savunulma haklarını kullanacaklar. Onun için bizim gerçekten işimiz, dönüşte bir rapor hazırlayıp dünya kamuoyuna ve İslam Dünyasının dikkatini çekelim “Bakın Tacikistan’daki Müslümanlara bunlar yapılıyor.’’ demekti.

Biz işimizi de bitirmiştik. Geleceğimiz uçağa sabah binecektik, temaslarımızın hepsini tamamlamıştık. Görüşmemize de zaten müsaade etmemişlerdi, talebimizi verip gelirse bir olumlu cevap sonra gitmek üzere Tacikistan’dan ayrılma kararı almıştık. Biletimiz de öyleydi zaten. Biz kasıtlı olarak orada herhangi bir şeye maruz kalmamak için işte odamızın basılması, eşyalarımıza odamıza uyuşturucu koyulup, uyuşturucu bahanesiyle tutmak gibi bir takım klasik istihbarat oyunlarına maruz kalmamak adına özel anlaşmaları olan güvenlikli bir otel tuttuk. 

Ama Tacikistan’da işler hiç öyle olmuyor. O otel bile, görevlilere çok farklı senaryolar söyletilerek bizim hakkımızda, görevliler mum gibi dizilip o korkuyla ayar çekilmişti. Odamızda uçak saatini beklerken bize ‘’Polis geldi sizi götürmek istiyor ‘’dediler. Biz de gerginlik var biliyoruz her şey olabilir diye önceden büyükelçiliğe bilgi verip biz bunun için buradayız haberiniz olsun şurada kalıyoruz herhangi bir şey olursa pasaport numaramız bu adımız şu kaldığımız yer bu falan diye bir yazışma gitmeden önce yapmıştık.

Orada aşağı indik  ‘’Aşağı lobiye gelmiş polis (Ama bilmiyoruz polis olduğunu polis diyorlar bize) Biz aşağı iniyoruz bizden haber alamazsanız bizi takip edin, başımıza ne geleceğini bilmiyoruz.’ İHHya haber verdik. Zira biz oradayken bazı Tacikler tutuklandı, avukatlar tutuklandı, avukatın kız kardeşi tutuklandı, olaylar yürüyor yani. Ve otelin kapısında istihbaratçılar bekliyor, fark ediyoruz bizi takip ediyorlar. Her şeyi yetkililerle konuşarak yapıyoruz onun için de tedbirliyiz, dikkat etmeye çalışıyoruz ama bir taraftan da yapmamız gereken işi yapıyoruz. Aşağıya indik tercümanımızı 10 kişi döve döve arabaya bindiriyor. Tekme tokat döverek.

gülden sönmez 2

Tercümanınız Tacik miydi ?

Yok Tacikler bu konu da tercümanlık yapmaya cesaret edemediler, etmemeleri de gerekirdi doğru olan buydu. Başka ülkeden bir tercüman vardı. Onu da biz beraberimiz de götürmüştük. Tanıdığımız bir arkadaştı. Oldukça iri yarı bir arkadaş olmasına rağmen o arkadaşı otelin girişinde döve döve arabalarına aldılar. Sonra da bizim üzerimize doğru yürümeye başladılar, asansörden indiğimiz ve onlara doğru yöneldiğimiz bir vaziyetteyken, bütün otel görevlilerini dizmişler tabi. Bize çok sert bir şekilde ‘’Derhal otelden çıkışınızı yapacağız ’’diyorlar.

 Biz de karşılıklı bağrışmaya başladık. “Kimsiniz” diye. Sivil olduklarını görünce anladık bu bir polis operasyonu değil, bunlar istihbaratçı, her hallerinden de belli ve onlar da götürdüğü zaman Özbekistan ve Tacikistan istihbaratı Rus eğitimi KGB eğitimi almış tipler ve çok acımasız olurlar. Biz de endişelendik istihbarat olunca tabi. Ama binmemek ve gitmemek üzerine de direnmeye çalışıyorduk. Son noktaya kadar da direndik ‘’Binin’’ dediler biz de “biz sizin arabanıza binmeyeceğiz siz kimsiniz ‘’ dedik. Çok gerildikleri yerde “oturalım,  probleminiz ne, derdiniz ne, biz açık resmi bir çalışma yapan heyetiz.” dedik.

En son nokta ya dayak yiyip darp edilerek binecektik  –ki telefonlarımızı pasaportlarımızı orada zorla elimizden aldılar ve en son şunu anlaştık bir taksiye bineceğiz ve sizi havaalanına götüreceğiz dediler ama halleri de hiç havaalanına götürecek bir hal değildi. Yukarı çıktık bizimle beraber geldiler, eşyalarımızı aldık otelden çıkış yaptık ve bir taksiye güya havaalanına gitmek üzere bindik ama taksiye binmeden önce bu onların dışişleri bakanlıklarıyla yaptığımız yazışma metnini onların o operasyonu yöneten adama yanına nüsha olarak götürüp dedik ki –ki tercümanı arabadan indirttik, sonra biz tercümanımız olmadan hiçbir yere kımıldamayacağız diye getirttik ve bu adama dedik ki “Biz ülkenize Turistik olarak gelmedik, biz ülkenize girerken ülkenizin hukukunu çiğnemeden girdik, niçin geldiğimizi beyan ettik, Cumhuriyet savcılığınıza gittik ve ne yapmak istediğimizi açıkça söyledik ve onun yönelmesi üzerine yaptık.

Bu dışişleri bakanlığınızın alıntı evrakın nüshasıdır. Ne yapmak istediğimizi söyledik ve buraya bizi almaya geldiğiniz resepsiyondan söylendiğinde Türk büyükelçiliğine ve kurumlarımıza, herkese haber verdik bizi nereye götürüyorsanız buna göre götürün. Bunun üzerine adam sinirlendi aldı kağıdı epey bir döndü dolaştı ve biraz daha hava değişti. Biz taksiye bindik onlardan bir kişi bizimle bindi ve bir sürü koruma aracı, kendi arabalarıyla (sivil arabalar) hepsi bizi takip ederek otelden ayrıldık.

Bizimkiler buradan arayıp sordukların da otel şunu söylüyor “Bir anormallik yoktu, normal check out yaptılar ve taksiye bindiler ve gittiler. Klasik kaybettirme oyunu, problem yok normal ayrıldılar gibi, bu çok daha endişe verici bir şey ama bizimkilerin haberi vardı bir şey var yani ulaşamıyorsanız bilin ki bizi götürüyorlar diye buradaki arkadaşlarımız onu bilmiş oldular. Hava alanına götürdüler, büyükelçiliğin ulaşamayacağı bir noktaya götürdüler yaklaşık bir buçuk saat ayakta sorgulandık. ‘’Neden bu insanları ziyaret etmek istiyorsunuz, bunlarla neden ilgileniyorsunuz?” Defalarca söyledik “onların insan hakları açısından, insani açıdan durumlarını görmek istiyoruz, kötü muamele görüp görmediklerini anlamak, tespit etmek istiyoruz, bunu dünyanın birçok yerinde böyle ziyaretler yaparak gerçekleştiririz, kötü muamele yapmıyorsanız neden onları bizden saklıyorsunuz, biz size açık beyanda bulunuyoruz ve insan hakları açısından gelmiş bir heyetiz diye tekrar tekrar söyledik epey tartıştık.

Onlar bizi ikna edemedi biz de onları ikna edemedik derken, en nihayetinde ilk altı saat orada geçtikten sonra –ki bizi orada bir kenarda tuttular yanımızda da kendileri nöbetçi duruyorlar, tavırlar birden bire değişmeye başladı. Türkiye’deki kamuoyu tepkisi, Türkiye hükümet yetkililerinin tepkileri, sadece Türkiye değil dünyanın birçok ülkesinden bizim için oraya tepki yağmıştı. Derhal onları serbest bırakın diye. Bunun üzerine tavırlar değişti ama yine de telefonlarımızı pasaportlarımızı vermediler, yaklaşık 12 saat bizi orada tuttular. Uçak gelip de bineceğimiz saate kadar ve o şekilde serbest bırakıldık.

Açıkçası dönüp geldiğimizde, Tacikistan bizim üzerimizden gündeme gelmiş oldu. Kendi yaşadığımız, kimsenin başına gelmesini arzu etmediğimiz bir şey. Ama şunu da gördük ki, biz bunu yaşamasaydık, orada ki mazlumların durumunu dünya duymayacak, bilmeyecek ve konuşmayacaktı. Rapor hedefimizi gerçekleştirdik, hazırladık yakında da basın toplantısıyla duyurusunu yapacağız, orada neler yaşandığına dair. Açıkçası kendi mücadelemizi de orayla alakalı devam ettirme konusunda da kararlıyız. O kişiler ne kadar uzun mahkumiyet kararlarıyla karşı karşıya kalsalar da haksız yere tutuluyorlar, sadece Müslüman oldukları için tutuluyorlar. Ne terörizmle bir bağlantıları var ki zaten böyle bir suçlama, delil vs. öyle bir dosya da yok ortada. Ne bölücülükle ilgili bir mesele.

Biz bunu birçok ülkede gördük. Mısır’da gördük. Bu oyuna onları yem edip onların derdi islami çizginin, Tacikistan’da hiç hayat bulmayacak şekilde bu üst kadronun tamamen içerde ölmesini istiyorlar. Ve kimsenin bunlar gibi cesaret edip, islami kimliğini ortaya dökmesini istemiyorlar. Bunun için o bütün üst kadroyu katledecekler ya içerde öldürecekler ya da ölüme terk edecekler. Akrabalarıyla bile görüştürmüyorlar. Biz de bunun için kurtarmak mümkünse kurtarmak, dünyanın dikkatini çekmek en azından Tacikistan’daki bu Müslümanların yaşadıkları ızdıraba dikkat çekmek için çalışmaya devam edeceğiz.

 

gülden sönmez 3

İHH’nın Tacikistan ile ilgili başka bir çalışması var mı?

Yardım çalışmaları var dönem dönem gerçekleştirdiği çalışmalar söz konusu. Ama Tacikistan o kadar kolay çalışılacak bir bölge değil. İnsanlar bir korku imparatorluğuyla yönetiliyorlar. Onun için zor ve kısıtlı olduğumuz bir bölge. Ama İHH çalışmalarını sürdürür.-Genç Öncüler Dergisi-Mart 2016

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Tacikistan’da hak ihlalleri ve Tacikistan Müslümanlarının mücadelesi

Yorumlar

bu röportaj için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Diğer Röportajlar

bunlar da ilgi çekebilir Röportaj Anasayfa
Sultan Vahdeddin'in sürgün yılları
Tarih

Sultan Vahdeddin'in sürgün yılları

Sultan Vahdeddin'in Sanremo'daki sürgün yılları, İtalyan araştırmacı Riccardo Mandelli tarafından kaleme alındı. Son Sultan/ Osmanlı İmparatorluğu'nun Sanremo'da Ölümü adlı kitapta; Vahdeddin'in hayatından Mustafa Kemal'le ilgili anılara, uluslararası entrikalardan günlük hayata dair trajedilere, casusluktan cinayete kadar bir çok konu var.

'Muhafazakâr Kürtler sahipsiz'
Fikir

'Muhafazakâr Kürtler sahipsiz'

Yazar Müfit Yüksel, Güneydoğu’daki çatışmalı sürecin ardından muhafazakâr kesimlerin kendilerini sahipsiz hissettiğini, bu kesimleri kazanmak için Kürt sorununa yönelik reformların başlaması gerektiğini söylüyor.

İslamcılık ezberini dergiler bozdu
Kitap

İslamcılık ezberini dergiler bozdu

Son 100 yılda yayımlanan İslami dergiler üzerinden İslamcılık okumaları yapan Vahdettin Işık, İslamcılık düşüncesinin en sağlam temellerinin İslamcı dergilerde attığını dile getiriyor. Mevdudi, Seyid Kutup gibi Radikal İslamcı yazarların ilk tercümelerinin nur talebesi Salih Özcan tarafından yapıldığınına dikkat çeken Işık, Radikal İslamcılık ve nurculuğun bir dönem aynı dergide okurla buluştuğunu söyleyerek ezber bozuyor.

Ersin Çelk:
Medya

Ersin Çelk:"İnternet haberciliği risk,risk almazsan yapmazsın"

"Bilgiyi teyit ettirmektense bu haberi önce ben gireyim anlayışı ile bilgi, haber teyit ettirilmeden yayına sokuluyor. Gezi olaylarında bu ülkenin önemli medya organları Avrasya Maratonu fotoğraflarını “binlerce kişi köprüden geçti” şeklinde geçti. Bunlar hep twitter yanılgılarıydı, yani teyit edilmemiş sosyal medya bilgisiydi."

'İçi boş ümmetçilik bitti'
Fikir

'İçi boş ümmetçilik bitti'

'Neoliberal İslâmcılık' adlı kitap yazan Ercan Yıldırım Türkiye’de Neoliberal İslâmcılık’ın yerini Milli ve Yerli İslâm’a bırakmaya başladığını söyledi. Yıldırım, "Neoliberal İslâmcılar 2011 e kadar içi boş bir ümmetçilik kavramı içinde çırpınıyorlardı" diyor.

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.