Sevcan Orhan: Türkü benim yaşam biçimim

Türk halk müziğinin başarılı temsilcilerinden Sevcan Orhan'la keyifli bir röportaj sizleri bekliyor.

MÜZİK .
sevcan orhan: türkü benim yaşam biçimim

Gizem Gül'ün röportajı

Sevcan Orhan, Türk halk müziğinin yeni kuşak temsilcilerinden biri. Son yıllarda türküleri yorumlamasındaki başarı ile de dikkat çekiyor. Müzikteki başarısının yanı sıra samimi ve içten oluşu da onun diğer sanatçılardan ayıran bir özelliği. Önümüzdeki yıl mart ayı gibi yeni albümünün çıkacağının müjdesini veren sanatçı, hafta içi her sabah Star TV'de Alişan ile birlikte yaptıkları programda türkülerini söyleyemeye devam ediyor. Sevcan Orhan’la türküleri, müzik çalışmalarını ve televizyon programı hikayesini konuştuğumuz keyifli bir röportaj sizleri bekliyor…

Son albümünüzü geçtiğimiz yıl çıkarttınız. Müzik çalışmalarınız nasıl devam ediyor? Biraz bundan bahsederek başlayalım…

Müzik anlamında çağrıldığım her konsere gidiyorum. Konserler, ekstra dediğimiz özel geceler oluyor, dernek geceleri, özel toplantılara katılıyorum. Onun dışında albüme çalışıyorum. Televizyon programım devam ediyor. Bu bir müzik programı değil. Sadece eğlence ve sabah programı. Biraz popüler kültüre hizmet eden bir program. Ama onun içinde yer almanın bana fayda getireceğini düşündüğüm için yaptığım bir proje. Ömür boyu yapmayı istediğim bir şey değil ama hayatımın bir köşesinde durmasını istediğim bir proje. Böyle devam ediyor…

‘Zemheriden Ötesi Bahar’ adlı albümde yalnızca türküler yok, şarkı formatında eserler de seslendirdiniz. Nasıl tepkiler aldınız? Bundan sonraki albümünüzde sadece türküler mi olacak?

Çok güzel tepkiler aldım. Çünkü kimse böyle bir şeyi beklemiyordu. Ben hep türkü söyledim, pek değiştirmedim. TRT’de yaptığım programda ben bir iki defa tarzımın dışında türkü söyledim. Çok beğenildiği için ve ben de sevdiğim için farklı bir iki bir şey koydum. Zaman zaman yine önümüzdeki albümlerde olacak bu. Ama gelecek yıl çıkacak albümümde sadece halk müziği türküleri yer alacak.  Nasıl ki pop müzik söyleyen, sanat müziği söyleyen araya bir tane türkü söyleyeyim diyorsa türkü söyleyen de araya bir tane Türk müziği, bir tane pop müzik, bir tane hafif müzik söyleyebilir. Böyle bir kaide, kural yok. Bu yorumla ilgili bir şeydir. Ben öyle yorumlarım, başkası başka türlü yorumlar. Ara ara olur böyle şeyler benim hayatımda. Belki bir albüm bile olabilir ileride.

Türkülere sahip çıkmak için elimizden geleni yapıyoruz

Türkü formatında eserler halk tarafından çok seviliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Türkülerin Rock gibi başka formatlarda söylenmesi konusunda neler söylersiniz?

Türkü formatında eserler kavramını hepimiz kullanıyoruz. Ama böyle bir şey yok aslında. Bu yanlış bir cümle, yanlış bir tabir. Türkü formu diye bir şey yok. Türküler yaşanmışlıktır. Türkülerin ritmi de o bölgenin ritmidir. Hayat bir ritimden ibarettir, müzik de ritim üzerine kurulmuştur, ana kemiği budur. Yani o bölgenin ritimlerinden ve o bölgenin şivesinden halk şairlerinin sözlerinden, tümcelerinden, birbirleriyle konuşmalarından anonimleşerek –bu çok uzun bir süreç, 100 yıl, bin yıl, bin 500 yıl, ne derseniz…- süregelir. O bölgenin yöresel ritimleri olur. Mesela Orta Anadolu’da kostak kostak oynarlar. Erzurum- Kars bölgesinde daha böyle aksak oynarlar, farklı oynarlar. Karadeniz’e gelirsiniz her şey çok hızlıdır. Ege’ye giderseniz daha efedir, yaşam böyledir çünkü. O yüzden türküye bir tane form yerleştiremezsiniz. Neye göre, hangi forma göre… Ama türküleri taklit ederek yapılan ya da o bölgede hala yaşayıp hakikaten üreten çağımızın halk ozanları diyebileceğimiz ozanlarımız da var. Tabi hepsinde bir şehirleşme etkisi var. Çünkü internet ve sosyal iletişim ağları her yerde. En ücra köye bile gidebiliyor artık. Dolayısıyla o bir süreçti, değişerek devam ediyor aşıklık geleneği. Onun için ben olumlu bakıyorum. Olması gereken bu.  Değişmeyen tek şey değişimdir dersiniz ya… Usta çırak ilişkisi biraz azalıyor. Tabi bunlar üzücü şeyler. Türkülere sahip çıkmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni kuşak elinden geleni yapacaktır diye düşünüyorum.

TÜRKÜ BENİM YAŞAM BİÇİMİM

Türk halk müziğinin yeni kuşak sanatçılarından biri olarak türkülerin gençler tarafından tanınmasında önemli bir payınız olduğu bir gerçek. Türk halk müziği söylemek sizin için ne ifade ediyor?

Yaşam biçimim bu. Ben öyle yaşıyorum zaten. Evimde ben doğduğumdan beri türkü söylenir, türkü çalınır, türkü dinlenir. O yüzden bu bir yaşam biçimi. Nasıl ki insanlar su içiyor, yemek yiyorsa ben su içerdim, yemek yerdim, türkü söylerdim çocukluğumdan beri. Bu bir yaşam biçimi yani olmazsa olmazlarımdı. Ve ben bu işi bir gün yapacağımı ve bu işten tabiri caizse hayatımı idame ettireceğimi biliyordum. İlkokul çağındayken de biliyordum bu işi yapacağımı. Onun için hiç sürpriz değil benim hayatımda. Hep beklediğim şeyler oldu. Hep gönlümde ne varsa onlar oldu şükürler olsun.

STAR TV'DE TÜRKÜ SÖYLEYEREK BİR PROGRAM YAPIYORSAM İNSANLAR TÜRKÜ SÖYLÜYOR DEMEKTİR...

Türkiye’de halk müziğinin yerini nasıl değerlendirirsiniz? Özellikle gençlerin türkülere, Türk halk müziğine ilgisi sizce nasıl?

İstanbul’dan öte kocaman bir Türkiye coğrafyası var. Maalesef şehir hayatında yaşayan biz dar görüşlüler, -hep Anadolu’da yaşayanlara dar görüşlü derler ya yok öyle bir şey- İstanbul’da yaşayan dar görüşlüler, türküler eskisi kadar ilgi görmüyor diye konuşuyorlar. Ama Anadolu’ya gitmedikleri, kendi topraklarından ne kadar uzak olduklarını ben oraya gidip konser verdiğimde anlıyorum. Ben türkü söylüyorsam ve herkes bana eşlik ediyorsa, üstelik benim hiç ummadığım türkü bana istek olarak bir kağıda not edilip elime tutuşturuluyorsa insanlar türkü dinliyor demektir. Ve ben hala bugün Star TV’de program yapıyorsam türkü söyleyerek bu türküler dinleniliyor. Star TV dediğiniz kanal 3-5 tane büyük kanaldan bir tanesi. Ben türkücüyüm, üstelik gerçekten türkü söylüyorum, arabesk söylemiyorum, fantezi de söylemiyorum. O zaman demek ki türküler yok olmadı. Halkın gücünü kimse yok saymasın. Biz bir medyanın bir de halkın gücüyle karşı karşıyayız. Bir de iktidarın gücüyle karşı karşıyayız böyle bir çatışma söz konusu. Ama halkın ne istediğine herkes bir kulak verse, aslında her şey çok yoluna girecek. Benim avantajım bence ben halkın ne istediğini biliyorum. Hiç kopmadım onlardan, ailem hala öyle, ben hala öyleyim.

GELECEKTEN HİÇ UMUTSUZ DEĞİLİM

Ben üniversite konserlerine çok gidiyorum. Belki İstanbul’daki üniversitelerde çok fazla bulunamadım ama Anadolu’daki hemen hemen tüm üniversitelere gitmişimdir. Orada üniversite şenlikleri dendi mi uça uça gidiyorum. Çünkü inanılmaz güzel geçiyor. Yani çok ciddi bir potansiyel var, görmesi bilene. Ben gençlere çok teşekkür ediyorum. Hiç umutsuz değilim gelecekten bu anlamda.

OZANLIK GELENEĞİ ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Büyük usta Neşet Ertaş’ı yakın bir zamanda kaybettik. Neşet Ertaş ozanlık geleneğinin son halkasıydı. Bundan böyle sizce ozanlık geleneği bitmiş midir? Bu topraklardan yeni ozanlar yetişir mi?

Ozanlık geleneği şekil değiştiriyor. Bizim bellediğimiz ozanlık geleneğinin gerekleri vardı. Ama tabi toprak yaşamından koptuğumuz için hepimiz. Çünkü halk ozanı demek toprağa yakın demek, üreten demek. Biz topraktan uzaklaşıp tüketime döndüğümüz için üretmemiz her anlamda kısıtlandı. Maalesef piranalar gibi üretilen şeyleri tüketmeye hazır bekliyoruz hepimiz. Bir de onlara şans verecek kurumlar ve kuruluşlar çok azaldı. Bireysel çabalarla onlara biz ulaşabiliyoruz. Halbuki bir TRT vardı zamanında. Gidip derleme çalışmaları yapacak ekipler gönderilirdi oraya, ödenekler ayrılırdı. Şimdi böyle olması gerekiyor, derleme, saha çalışması yapılması gerekiyor. Gittim bir yaşlının ağzına kayıt cihazı dayadım, hadi bana söyle demek değil. O bölgede yaşamak, coğrafyasını bilmek, o yörenin düğününü, ağıdını bilmek, o insanların yaşayışını görüp hepsini alıp öyle derleme yapmak lazım. Derleme çalışmaları çok önemlidir. Bireysel çabayla ben giderim köyüme bir türkü duyarım, a ne güzelmiş hadi albüme okuyayım. Artık böyle yapıyoruz. Ozanlar da böyle üretiyorlar. Ve hepsi başka iş yapmak zorunda. Çünkü bu işten para kazanılmıyor. Bitmesine de sebep günümüzde para.  Para maalesef herşey….

 

video yukleniyor

SEVMEDİĞİM HİÇBİR TÜRKÜYÜ SÖYLEMEM

En çok söylemeyi sevdiğiniz türkü hangisi? Daha çok hangi yörelerin türkülerini söylemeyi tercih ediyorsunuz?

Ben bu soruyu hiç cevaplayamadım, hiç de cevaplamayayım. Ben söylediğim her türküyü çok seviyorumdur. Sevmediğim hiçbir türküyü söylemem. Ama yöre olarak kendi bölgem Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu biraz daha benim için farklıdır. Ama İstanbul’da büyüdüm hepsi de beni ayrı etkiler. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu türküleri benim çocukluğum. Semahlar ve deyişler benim çocukluğum.

Alişan ile hafta için her sabah televizyon programı yapıyorsunuz. Daha önce de TRT’de ‘Tatlı dile güler yüze’ programını yaptınız. Ramazan boyunca da Burak Kut’la Ramazan Neşesi adlı bir program sundunuz. Siz televizyon programı yapmayı seviyorsunuz galiba…

Evet seviyorum. Doğaçlama gelişen her şeyi seviyorum. Hazırlıksız yapılan her şeyi çok seviyorum. Ekranı da seviyorum. Ekranda beni görmeyi seven yapımcılar olduğunu görünce de seviyorum. Ekranda izlemeyi de seviyorum. Canlı performansı seviyorum ama her şeyden öte.

Alişan’la birlikte sürdürdüğünüz programa da konuk olarak gidip iş teklifi almışsınız. Bu nasıl oldu? Biraz bundan bahseder misiniz? Siz de biraz önce popüler kültür içerisinde yer alan bir projede olduğunuzu söylediniz. Türkü söyleyen biri olarak böylesine popüler bir işte yer aldığınız için tepki alıyor musunuz?

Benim programa katıldığım gün Ayşe Özyılmazel yapımcı ekibiyle birlikte programdan ayrılma kararı almış. O gün de program çok iyi reyting alınca yapımcı Serdar Bey beni aradı. Aynı gün saat 5’te sizinle görüşmek istiyoruz dedi. Ben bir program için görüşeceğimizi tahmin ettim. Nezaketen gitmek zorundaydım. “Hayır gelmiyorum, teşekkür ederim.” demek terbiyesizlik olurdu. Gittim. “Kısaca söyleyeceğim, biz sizinle çalışmak istiyoruz.” dedi. Ben de “Kısaca söyleyeceğim, ben sizinle çalışamam.” dedim. Aynı gün akşam ben oradan çıktım. “Teşekkür ederiz ama ben bir şekilde sizinle çalışacağım bir gün” dedi Serdar Abi. Sonra cuma, cumartesi, pazar ben konser için Erzurum’dayım. Orada 3 gün kaldım. Cuma günü bana dair hayatımda ne kadar özel, kıymetli insan varsa, onun yanında bana dair bütün belgeler, dökümanlar, yaptığım programlar, çıktığım mekanlar, tanıştığım insanlar… Hepsine dair bir bilgi edinip, üstelik o zaman bir yarışma programı olacaktı başka bir programda, onun yapımcısıyla bile görüşüp izin alıp bana öyle dökümanlarla ve öyle insanlarla geri döndü ki bu reddedilemeyecek bir noktaydı.

ELEŞTİRDİĞİM BİR ŞEYİN İÇİNDE VAR OLMAK BANA YAKIŞIR MI DİYE DÜŞÜNDÜM...

Ama bu orada olmak için kendime yeterli bir cevap değil. Dedim ki ben neden buradayım? Müzik bana yetmiyor mu ki ben bu kadar popüler kültürün olduğu bir programda varım. Çünkü ben kendimi çok acımasız eleştiririm. O kadar eleştirdiğim şeyin içinde var olmak bana yakışır mı diye düşündüm. Ama sonra dedim ki türkü söyleyen insan her yerde var olmalı, ben orada bir tane bile türkü söylesem bu önemli bir şeydir benim için. Üstelik türkü söyleyen insanın adını duyurması o kadar zor ki son dönemlerde. Ben orada gerçekten ama doğru düzgün türkü söyleyen biri olarak var olmaya çalışayım dedim. Hiç değilse insanlar görsün ki ünlü türkücü diye başlayan hiçbir insan aslında türkücü değil. Peki programda türkü söyleyebiliyor muyum? Çok vakit kalmıyor ama ben söylediğim zaman türkülerimi en azından bir tanesini bile söyleyebilsem kardır… Çünkü Alişan gerçekten bir televizyoncu. Ben henüz daha yeni başladım bu işe. Türkü söyleyen insanın her yerde olması gerektiğini düşünüyorum. Ama neden ordasın diye bana bir gün hesap sorarlarsa bir 5-10 yıl sonra türküler adına bir şey yapamazsam ben o gün bu eleştirilerin tamamını kabul edip bu işten ayrılırım. Bu benim işimin olması gereken kısmı. Bundan ben mesleğim adına nemalanacağım.

Siz halk müziği söyleyenlerden farklı bir yerde duruyorsunuz. Tüm yenilikleri takip ediyorsunuz. Bununla ilgili neler söylersiniz?

İstanbul’da doğdum büyüdüm, Erzincan kökenli bir ailenin çocuğuyum. Annem, babam, anneannem dahil İstanbul’da doğdu. Anneannem güzel bir Türkçe’yle konuşurdu. Fakat dedem ve babaannem Erzincan’dan çıktıkları gibi kalmış iki insan. Babaannem hala hayatta, dedem rahmetli oldu. Şöyle bir şey var ki benim hayatım boyunca yapılan şey şuydu. Okul hayatım başladığında da okulda halk müzikçiler, sanat müzikçiler diye ayrılır Türk müziği devlet konservatuarı. Benim elimde bağlamayı gördükleri zaman, çünkü bağlama derslerimiz olduğunda bağlama getiriyordum yanımda. Aaa sen bağlama mı çalıyorsun, halk müziği öğrencisi misin diyenler çok oldu. Onlara inat bağlamayı taşıdım.

12 YILDIR BİR ŞEYLERİ TIRNAKLARIMLA EŞELİYORUM, HALA YENİ DİYE SÖYLÜYORLAR

Bunu kendimi büyük göstermek adına söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Bir iş adamının yanında gezip de bana albüm yapsın diye dolandım, biraz kaba tabirler olacak ama kusuruma bakmayın. Ne bir büyüğümün yanında dolandım ki belki bana bir iki tane iş kapısı açar diye. Ne büyük paraları vardı da ailemin; tutup da bana al kızım bu parayı istediğini yap diyen bir ailem de yoktu. Tırnakla gelmek diye bir şey varsa, 12 yıldır bir şeyleri tırnağımla eşeliyorum. Hala yeni diye söylüyorlar. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Yanlışlarım çok fazla, ama doğrular da onlar kadar ki kafa kafaya hayatta yol alabiliyorum diye düşünüyorum.

ŞU AN BENİM YAPTIĞIM PROGRAMI YAPMAK İSTEYEN BİR SÜRÜ İNSAN VAR

Şu an benim yaptığım programı yapmak isteyen bir sürü benim işimi yapmayan halk müziği söyleyen anlamında söylemiyorum pek çok insan vardır ama programı ben istemedim o bana geldiği için kabul ettim. Hiç bunun peşine düşmedim yani. Derdim o değildi, derdim türkü söylemekti. Türkü söyleyen insan hayatın herkesten daha fazla farkında olan insanıdır diye düşünüyorum. Türkü söyleyeni dinleyen insan da en az o kadar kıymetli ve farkında olan insandır.

İTÜ’deki öğretim görevlisi göreviniz devam ediyor mu? Bundan sonraki müzik çalışmalarınız nasıl devam edecek?

Şu anda devam etmiyor, ben çok isterim ama ya öğretmen olmalıyım ya ekran önünde madalyonun öbür yüzünde olmalıyım. İkisini aynı anda ben yapamadım. Belki yaşım biraz daha ilerlediğinde artık hani unumu eledim, eleğimi astım dediğim zaman okula geri dönebilirim. Ama şu an maalesef mümkün değil. Bundan sonra da yeni albüm çalışmaları var, program devam edecek, festivaller var. Kısacası ben istenilen her yerde türkü söylemeye devam edeceğim.

On5yirmi5

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Sevcan Orhan: Türkü benim yaşam biçimim
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.