İhtilaf, rahmet ve ihsan

İhtilaflarımızdanrahmet hâsıl olabilmesi için, tezimizi en güzel bir biçimde savunmalıyız. Burada ki “ahsen” çok geniş bir anlamı ihtiva etmektedir. Keza, “hasen, ahsen, ihsan, muhsin” kelimeleri aynı zamanda, güzel olanı, güzel bir şekilde sunmayı, ihsan etmeyi yani insanların yararlanabileceği bir tarza dönüştürmeyi vurgulamaktadır. Allah insanlara hayatı en güzel bir biçimde ihsan ettiyse, bizler de aynı yöntemi benimsemek zorundayız.

İNANÇ .
 ihtilaf, rahmet ve ihsan

UMRAN Dergisi mart sayısında "Tenkit ve İnsaf" konusunu soruşturmuş. Müslümanlar arasındaki ihtilafları,ihtilafların çözülme- çözülememe nedenleri ve çözüm yollarının tartışıldığı dergide, Şemsettin Özdemir; "İhtilaf, rahmet ve ihsan " başlıklı bir yazı kaleme almış.İşte İhtilaflar karşısında Müslüman'ın duruşu ve tavrını belirlemesi açısından önemli görüşler aktaran o yazı...

İslâm dünyası ve onun bir parçası olarak ülkemiz ne yazık ki ahlaki uyuşukluk ve entelektüel felç, içeride yıkıcı hareketler, dışarıdan boyunduruk altına alma çabaları, adaletin ve adil muamelenin yokluğu, sömürü ve yozlaşma, cehalet,  heva ve heveslere müptela derecesindeki düşkünlük altında kıvranmaktadır. 

Doğrusu böylesine öldürücü hastalıklarla kuşatılmış bir haldeyken, Müslümanların nasıl hayatta kaldığını merak etmemek mümkün değildir.  Kim ne derse desin Müslüman ümmetin bugüne kadar korunmuş ve halen de varlığını sürdürebiliyor olmasının nedeni; hem Kur’an mirasına hem de Peygamberine tutunuyor olmasıdır. Ayrıca ümmet içinde Allah’a dayanmaya devam eden ve onun rehberliği ve affını samimiyetle isteyen bazı doğruluk timsali insanların var olması da göz ardı edilemez.

Günümüzde İslâm ümmetinin başındaki en tehlikeli hastalık,  teknolojik araçların bendeliğinden kaynaklanan uzlaşmazlık ve tefrikaya zemin hazırlayan heva ve heves kaynaklı düşkünlüklerdir. Bu hastalık adeta her bölgeyi, her şehri, her platformu etkileyecek hale geldi. Zararlı etkisi fikirlere, inançlara, kanaatlere,  ahlaka, tutumlara, davranışa, konuşma ve etkileşim biçimlerine nüfuz etti.

Burada şunu da kaydetmemiz lazım. Malum, çağımız malumat çağı. Oysa, geçmiş ümmetlerin sorunları yalnızca çok az bilgiye sahip olmaları ya da bilgilerinin onları yanıltması değildi. Esas mesele bu bilgileri adaletsizlik yapmak ve karşılıklı husumet tohumları ekmek içinin safsızca kullanmalarıydı. Medyayı da nazarı itibara aldığımızda bu durum tüm İslâmî esasları, emirleri ve yasaklarının, yalnızca insanları uzlaşmazlığa sevk ettiği ve onları öldürücü bir çatışmaya sürüklediği izlenimini doğuruyor. Nitekim son yıllarda dinin ya eğlence ya da kavga aracı olarak sunumuna dair pek çok hadise yaşandı.

Tarihin hemen her döneminde İslâm dünyasında Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları uzlaştırma ve İslâm medeniyetini yeniden canlandırma çabalarının filizlendiği devirlerde karşımıza çıkan en büyük engelin, genellikle sonu fırkalaşmaya varan dini ve siyasi ihtilaflar olduğu bilinmektedir.  Düzeyi ne olursa olsun bu ihtilaflar giderilmedikçe arzulanan hedeflere ulaşılması bir hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.  Bunların, yüzyıllardır sebep olduğu acıların, trajedilerin ümmetin hafızasındaki tazeliğini hâlâ koruduğunu düşündüğümüzde, ihtilafın zihinlerimizdeki yeri hiç de olumlu değildir.

Sıkça duyduğumuz ve hadis olarak nakledilen bir söz “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” şeklindedir. Bu sözün ışığında Müslümanların, gerçekten son hakiki dinin ve bu dinin içerdiği hakiki ilim ve rehberliğin rahmetinin doğru emanetçileri mi oldukları, yoksa zayıflıklarının ve onların karşılıklı kıskançlık ve nefretlerinin ve diğer yıkıcı davranışlarının yani taifeci bakış açısının mı mirasçıları oldukları sorulabilir.

Şayet bu sözü doğru kabul eder ve Hz. Peygamberin(s.) bir hadisi olarak ele alırsak kastettiği mana başka bir şey olması gerekli. İhtilafın İslâm’ın ilk dönemlerinde nasıl algılandığını ve toplumdaki yansımalarını değerlendirerek ihtilafın bizatihi kötü olmadığını, ancak alçak gönüllülük, samimi düşünce ve ciddi çalışma esasına dayanması gerektiği mesajını veriyor.  Meselenin olumlu yönlerine ışık tutuyor ve ilk Müslüman nesillerin, ihtilafı ümmete bereket ve canlılık getirmekte nasıl değerlendirdiklerini gösteriyor.

İslâm medeniyetinin ihyası için, Müslümanların ihtilafta uzlaşma becerisini ve ahlakını yeniden öğrenmeleri ve ayrılıkçı sorunlarla başa çıkmada daha yetkin hale gelmeleri gerektiğini vurguluyor. Keza Hayrettin Karaman’ın bu söze atıfla vurguladığı, “şimdiye kadar yaşanan hadiselere baktığımızda hiç rahmete şahit olmadık” hakikatini nereye koyacağımız da ayrıca ele alınmayı hak ediyor. Zira bunu doğrulayacak tarihte birçok çatışmaya vakıfız ne yazık ki! Hz. Peygamberden hemen sonra çıkan ihtilaflar çok kısa zamanda çatışmaya dönüşerek kan akıtılmasına sebep oldu.

FIRKACILIĞIN ELEŞTİRİSİ

İlahi Kelamın şu uyarılarını tekrar hatırlayalım: “Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.” (Al-i İmran, 3/103)

Ayrılığa ve bölünmeye yol açan anlaşmazlıklar, Hz. Peygamber’in rehberliğini terk etme ve ona yabancılaşma anlamına gelmektedir. Allah, Kur’an’da Peygamberimize “dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar”a ilişkin olarak şöyle diyor: “Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz.” ( Enam, 6/159) Bu ayet insanların müsamahasız, diğerlerini dışlayıcı, “ilahi vahyin tek gerçek sahipleri” olma iddiasından doğan bütün hizipçilikleri sert bir biçimde eleştirmektedir.

Bilindiği üzere dört halifeden Hz. Osman’ın yönetim tarzını eleştirenler, meseleyi konuşarak çözmek yerine kanlı bir çatışmayla onu şehit ederek çözmeyi tercih ettiler. Oysa böyle yapılmakla meseleyi çözmüş olmadılar. Dini ve siyasi yorumlar arasındaki ihtilafların yol açtığı suçlamalar hem kan dökülmesini sürekli kıldı hem de var olan bir ihtilafı içinden çıkılmaz bir hale dönüştürdüler. Hz. Aişe ile Hz. Ali arasındaki ihtilaf hakeza; -tarihçiler yedi bin deseler de bunun abartılı olduğu acıkır-  bin kadar insan öldü o çatışmada. Bir ihtilaf, kılıçlar gölgesinde kan dökülmesine sebep oluyorsa, Hz. Peygamberin bahsettiği ihtilafın bu olmadığı aşikârdır. Bu Sıffin Savaşı için de geçerlidir; Hz. Ali ile Muaviye arasındaki savaşta asgari on bin kişi ölür. Kerbela’da ve sonraki yıllarda öldürülenler ise Halife Osman’ın katledilmesinden sonraki gelişmelerle yakından alakalıdır.

Siyasetten veya uygulamadan gelen yanlışları oturup konuşup, ilahi esaslara uygun olarak hakkaniyetle, adaletle çözmek mümkün olmamış, bu da çatışmaya sebep olmuş ve yok yere çok insan ölmüştür. Eğer bunun adına ihtilaf diyeceksek bu Hz. Nebi’nin o sözüne denk düşmüyor. Keza, bunun adı bir anlamda siyasal isyan, bazıları ise fırkalaşma olabilir ancak. Düşünebiliyor musunuz; Cemel, Sıffin, Kerbela vd. vakıalarda oluşan ihtilaflarda ölenlerin sayısı, o döneme kadar yaşanılan savaşlarda ölenlerin toplamından kat kat daha fazladır. Daha da önemlisi bütün bunlar ve benzerlerinin ümmetin kalbine ektiği kin ve nifak tohumlarının açtığı yaralar kanamaya devam etmektedir.

O sebeple tarihe baktığımızda, ihtilaflardan, Hz. Peygambere atfedilen bu sözün belirttiği gibi rahmet olarak tecelli etmesinin aksine, hemen hemen hepsinde kan ve gözyaşı görüyoruz.  Kasten cana kıymanın son derece ağır şekilde cezalandırıldığı bir dinin mensupları, kendi aralarında oluşan bir takım ihtilaflardan birbirlerini gözünü kırpmadan öldürmüşlerse, bizler Müslümanlar olarak bu sözü tekrar gündemimize almalı ve buradaki kastın ne olduğuna dair kafa yormalıyız. Aksi durumda bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu söze karşı muhalif yani ihtilaflı bir yaşam sürüyor olmanın riskini yaşamaya devam edeceğiz. 

İHTİLAFSIZ BİR YAŞAM MÜMKÜN MÜ?

Bu durumda şu soruyu sormak elzem olacaktır: ihtilafsız bir yaşam mümkün müdür? El-an hayır; mümkün değildir, zira her insan şahsına münhasır bir varlık olduğu için farklı farklı fikirlere sahip olması da gayet doğaldır. Eşler arasında, kardeşler arasında, ortaklar arasında ve tüm aile bireyleri arasında ihtilaf olması mümkündür; olmaması eşyanın tabiatına ters bir şey zaten. Önemli olan bu farklılıkların fırkalaşmaya dönüşmemesi ve barış içinde yönetilebilmesidir.İhtilafın olumlu yönlerine ışık tutarak ve ilk Müslüman kuşakların bölünmeye yol açmaksızın birlik ve bütünlük içinde, sosyal hayatın canlanmasında, farklılıkları nasıl değerlendirdiklerini göstermek elzemdir.

İslâm medeniyetinin ihyası için, Müslümanların ihtilaf ahlakını yeniden kazanmaları ve ayrılıkçı sorunlarla başa çıkmada daha yetkin hale gelmelerinin elzem olduğunun özellikle altını çizmek lazım gelir. Ancak daha da önemlisi, Müslümanların farklılıkları lehlerine, günümüz deyişiyle uzlaşmazlığı avantaja dönüştürebilmeleri gerekmektedir.

İHTİLAFLAR FIRKALAŞMAYA SEBEP OLMAMALI

Buradan yola çıkarak birinci kuralı şöyle koyabiliriz: İhtilaflar fırkalaşmaya sebep olmamalı...

Bu aynı zamanda şu demektir; Ümmet arasındaki ihtilaflar fırkalaşmaya sebep oluyorsa işte o zaman tehlike baş gösterir ve çatışmaya dönüşerek ölümlere sebebiyet verir. O halde ilk kural farklı düşüncelerimiz sebebiyle fırkalaşmayacağız. Böylece Hz. Peygamber’e atfedilen sözün maksadını daha ilk kuralda belirlemiş oluyoruz. Keza fırkalaşmak rahmet değil, aksine kötülük ve savaşların sebebidir. Bu duruma Kur’an’dan birçok misal verebiliriz. Allah bizlere fırkalaşmanın ne menem bir kötülük olduğunu açıkça göstermektedir. 

KUR'ANDA FIRKALAŞMA

Kur’an’da fırkalaşma kavramı yetmiş iki yerde geçmektedir. En can alıcı bir kaç tanesini paylaşmak, meselenin vahim boyutları hakkında bizlere oldukça aydınlatıcı fikir verecektir: 

Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran/105)

“Bu benim dosdoğru yolumdur, onu izleyin, başka yolları izlemeyin! Yoksa bu hal sizi O´nun yolundan uzaklaştırıp parçalara böler. Sakınıp korunasınız diye O bunu önermiştir size.” (Enam/153)

“Sizin için, dinden, Nuh’a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim´e, Musa’ya ve İsa´ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: "Dini ikame edin; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.(Şûra/13)

Son ayetin verdiği ana mesaj şudur: Eğer dini ikame etmek istiyorsanız, dinde fırkalaşmayın fırkalaşırsanız şirk koşanların durumuna düşersiniz.

DİRİLİŞİN GERÇEKLİK KAZANABİLMESİ İÇİN

İslâm dünyasında bölünme ve çatışmaların altında yatan Müslümanların ümmetin yüksek amaçları ve maksatlarını tamamen unutarak önemsiz fıkıh ve kelam konularında kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeye başlamalarıdır. İnsanların bunları gördüklerinde, kitlelerin içine düştüğü hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz?  Öyle ki “hakiki” İslâm’ı temsil etme iddialarını destekleyebilmek için bu gruplardan bazıları diğerlerini kâfirlik ve irtidatla suçlayabilecek kadar ileri gittiler. Birbirlerini itham etmekle uğraşmaktan, Müslümanlara fıkıh ve usul konularındaki ilmi tartışmalar veya çatışan argümanlar arasındaki ince ayrımların sağladığından çok daha geniş bakış açıları sunan şeriatın yüksek ilke ve amaçlarını gözden kaçırdılar. Tecrübeler, böylesine yararsız tartışmalara girmenin, Müslüman aklını gerçeği kavramaktan ve değişen şartlara ilişkin değer yargılarına ulaşmaktan alıkoyduğunu göstermektedir.

Çağdaş Müslümanların geleceğe umutla bakmalarını sağlayacak dirilişin gerçeklik kazanabilmesi için salgın halini almış sayısız hastalıklara bağımlı olmaktan kurtulmak gerekmektedir. Ancak ahlaki emirlere olan saygımızı, İslâmî davranış ahlakı kurallarını da kaybettik. Bu yüzden kolaylıkla ayrılığa ve ölümcül çatışmaların tuzağına düştük. İşte Kur’an’ın “dar ve sınırlı bir varoluş” ve bir başarısız yaşam olarak adlandırdığı miras budur. Bu miras yüzünden sonunda acizlik ve yıkım içinde kalakaldık.

Gerçekten de Rabbimizin pek çok uyarısı bu yöndeydi. Kur’an-ı Kerim bu noktada bize çeşitli hatırlatmalarda bulunmaktadır: “Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler. Eğer belli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onların ardından Kitap´a mirasçı olanlar da onun hakkında, işkillendiren bir kuşku içindedirler.” (Şûra/14)

“Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah´a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (Enam/159)

Kötü Hasletlerden Kurtulmak- Kıskançlık ve azgınlık- azgınlık/bâği

Kur’an-ı Kerim bize peygamberlerin ümmetlerinin tarihini anlatarak onlardan ders çıkarmamızı istiyor. Bu tarih bize medeniyetlerin kuruluşunu ve gelişimini açıkça gösteriyor. Ayrıca nasıl gerilediklerini de anlatıyor. Gerileme ve çöküşün; dar görüşlü hizipçiliğin, ihtilafın ve uzlaşmazlık hastalığının doğrudan sonucu olduğu konusunda bizleri uyarıyor:Allah’a yönelerek ona karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkanın da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.(Rum, 30/31-32)

“Yemin olsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve kendilerine temiz yiyeceklerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler. Hiç kuşkusuz, Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.” (Yunus/93)

“Cumartesi tatili, sadece onda ihtilaf edenlere farz kılındı. Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında, onlar arasında kıyamet günü hüküm verecektir.(Nahl/124)

“Onlara, iş ve yönetime ilişkin açık seçik belgeler verdik. Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki haddi aşma/azgınlık/bâği yüzünden ihtilafa düştüler. Hiç kuşkusuz, Rabbin, onlar arasında, tartışıp durdukları şeyle ilgili olarak kıyamet günü hüküm verecektir.” (Casiye/17)

Allah nezdinde tek (hak) din, (insanın) O´na teslimiyetidir; daha önce vahiy verilenler, haddi aşma/azgınlık/bâği yüzünden, kendilerine (hakikat) bilgi(si) geldikten sonra (bu konuda) farklı görüşlere sarıldılar.Allah´ın mesajlarının doğruluğunu inkâr edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.” (Âl-i İmran/19)

 

Maalesef buna rağmen Müslümanlar, tartışmasız bir şekilde, yalnızca Allah’a iman ve ibadet inancını unuttular ve birbirleriyle güçlerini birleştirme çağrısını terk ettiler. Yukarıdaki ayetler meselenin vahimliğini gayet iyi ortaya koymaktadır fakatŞura/14, Casiye/17, Âl-i İmran/19.ayette gösterilen gerekçeler son derece önemlidir. O sebep kıskançlık ve azgınlık- azgınlık/bâği yüzündenşeklinde anlatılmaktadır.

Bu gerekçeler bizlere ihtilaf konusunda ne yapmamamız gerektiğini söylemektedir. Yani ihtilaflarımıza heva ve hislerimizi karıştırdığımız takdirde fırkalaşma meydana gelmekte ve çatışmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla günümüzde aramızda oluşabilecek ihtilafları tartışırken nefsimizi ve hislerimizi dizginlemek durumundayız. Aksi takdirde tarafların arasında nahoş duyguların yaşanması kaçınılmaz olacak ve çatışmalar meydana gelecektir. Böylece bu ayetlerle birlikte ikinci ihtilaf kuralını da belirlemiş oluyoruz. Daha doğrusu ihtilafta fırkalaşmanın gerekçesini anlamış oluyoruz: “Kıskançlık ve azgınlık- azgınlık/bâği yüzünden

Bir müellifin de ifade ettiği üzere: “Şiddetli uzlaşmazlık, bencilce arzu ve istekler (heva) sürekli gelişme ve büyüme eğilimine sahiptir. Kişinin ruhunun derinliklerine nüfuz etmekte, aklını, tavırlarını ve duygularını kontrol altına almaktadır. Sonunda o kişi, olayların genel ve bütüncül görüntüsünü kaybetmektedir. Süreç içinde İslâm’ın ortak, yüce amaçlarını ve temel esaslarını görmezden gelmektedir. Böyle bir kişi hikmet ve uzak görüşlülükten yoksun kalmakta, İslâmî ahlakın temel ilkelerini unutmaktadır. Tüm denge ve öncelik duygusunu kaybetmektedir. Bilgiye dayanmadan konuşma, ilim sahibi olmadan hüküm verme ve destekleyici kanıt olmaksızın uygulama böyle bir kişiye kolay gelmektedir.”

 Şayet bu kalbi hastalıklar atlatılabilirse, bölünmeler duracak ve ümmet yeniden dosdoğru yola, sağlıklı ve hayat dolu yola girecektir. Son ilahi mesajın sunduğu bu imkânlar, İslâm ümmetine önemli sorumluluklar yüklemiştir.Bütün bunlardan şu sonuca varıyoruz. Evet; “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” sözü doğruysa ki doğru olma ihtimali oldukça yüksek, o halde Müslümanlar olarak bu sözün gereğini yerine getirip Hz. Peygamberin son derece yerinde ve doğru bir tespit yaptığını ispatlamakla yükümlüyüz.

Bu yükümlülüğün ilk şartı da, yukarıdaki birinci kural olan “fırkalaşmama” emridir. Tabi bunu başarabilmek için de kıskançlık ve azgınlık/bâği” taşıyan hislerimizi tartışma konularına bulaştırmamamız gerekmektedir. Şayet görüş farklılıkları sağlıklı bir çerçevede işletilirse, aklı zenginleştirir, entelektüel gelişimi hareketlendirir ve bakış açılarının genişletilmesine yardım edebilir. Böylece sorunlara, konulara geniş ve derin etkileri çerçevesinde, daha doğru ve daha ayrıntılı olarak bakabiliriz.

Düşünsenize; yukarıda belirtilen “kıskançlık ve azgınlık” gerekçeli, “fırkalaşmama” kuralını, hayatımızın her alanındaki meseleleri tartışırken uyguladığımızda, ihtilafa da düşsek, o tartışmadan rahmet hâsıl olmaz mı? Elbette olacaktır, zira tartışılan meselelere “kıskançlık ve azgınlık” kötü hasletlerimizi bulaştırmamış oluyoruz. Kötü hasletin olmadığı ve toplumun faydasına güzel işlerin yapıldığı her ortamdan rahmet hâsıl olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın, zira Kur’an ayetleri de bunları net bir şekilde ortaya koymaktadır. “(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir? İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde (ihsanda bulunarak) sav/def et. Zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet/33-34)

Onlar ki sözü dinlerler, ihsanlı (güzel/topluma bir faydası) olanına tabi olurlar” (Zümer/18)  

“Kullarıma söyle, sözün en ihsanlı/ güzel/faydalı olanını söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.(İsra/53)

“Bu Kitabı sana şunun dışında hiçbir şey için indirmedik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.”( Nahl/64)              

Yine aynı şekilde Nahl/64.ayette kitabın, kılavuz ve rahmet olma dışında hiçbir şey için gelmediği vurgusu yapılmaktadır. Bundan kasıt, Kur’an’ın yaşam kılavuzluğu eşliğinde hayatı rahmete dönüştürme zorunluluğumuz olduğudur.Şimdi bu ayetler de ikinci bir kuralı ortaya koymaktadır. Yine ihtilaflarımızdan rahmet hâsıl olabilmesi için, tezimizi en güzel bir biçimde savunmalıyız. Burada ki “ahsen” çok geniş bir anlamı ihtiva etmektedir. Keza, “hasen, ahsen, ihsan, muhsin” kelimeleri aynı zamanda, güzel olanı, güzel bir şekilde sunmayı, ihsan etmeyi yani insanların yararlanabileceği bir tarza dönüştürmeyi vurgulamaktadır. Allah insanlara hayatı en güzel bir biçimde ihsan ettiyse, bizler de aynı yöntemi benimsemek zorundayız. Kaldı ki bizim ihsan edeceklerimizin sahibi de yine rabbimizdir.

İhsanın bilincinde olmalı ve İslâm dünyasındaki bölünmüşlük krizinin köklerine inmeye çalışmalıyız. Başlangıç olarak, Müslümanların kalbindeki “iman ve ihsan boyutu”nu yeniden canlandırmalıyız. Bu boyutlar Müslümanların birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen ana faktör olmaktan neredeyse tamamen çıktı. Bu durum İslâm anlayışının bozulmasının, zararlı uygulamaların ve gayrimüslim toplumların baskıları ve dayatmalarının bir sonucudur. İman ve ihsan boyutunun yeniden canlandırılması ve doğru İslâm anlayışı, ilişkilerimizi pekiştirmenin, farklılıklarımızı anlamanın ve güzellikle bu farklılıkların kalplerimizde pas tutan tüm kötü izlerini silmenin tek garantisidir.

İslâm’ı doğru öğrenmek ve anlamak, bize çeşitli eylem kategorilerini doğru dürüst takdir etme fırsatı verecektir: Neyin tavsiye edilir veya izin verilir olduğunu, neyin zorunlu veya yükümlülük olduğunu vs. Böylelikle davamızın yüksek hedeflerini göz önünde bulundurabilecek, uzlaşmazlık ve tartışma yoluyla sürekli itişip kakışmaktan kurtulma imkânına kavuşmamız mümkün olacaktır. Müslümanlar varoluşunun temel ve en yüksek meşruiyetini yeniden Kur’an ve Sünnete bağlılıktan aldığında; işte o zaman İslâm’ın mesajını yüceltebilecek, maddi şartların ağırlığına ve önümüzdeki engellere rağmen bir medeniyet inşa edilebilecektir.

Sonuçta, Müslümanlar yalnızca Allah’a iman edip ibadet ettiklerinden, peygamberleri, kitapları, namazda yöneldikleri kıbleleri ve varlık nedenleri tek ve aynı olduğundan, ortak bir davada birleşmeleri gerekir.Bizi kuşatan derin trajediden ancak bu sayede kurtulmamız mümkün olabilir. Tekrar hatırlamalıyız ki; “Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfal,8/46)

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git İhtilaf, rahmet ve ihsan
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2015 - Tüm hakları saklıdır. Yıldızlar Eğitim Organizasyon A.Ş.