En büyük amacımız gençlere cesaret aşılamak

Genç MÜSİAD’ın yaptığı çalışmaları ve Türkiye’de gençliği Genç MÜSİAD Başkanı Faruk Akbal Bey’le konuştuk.

GÜNCEL .
en büyük amacımız gençlere cesaret aşılamak

Abdullah Güner’in röportajı

Müstakil Sanayi ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)’nin hem kendisini hem iş dünyasını hem de ülkesini ve coğrafyasını garanti altına alma amacıyla 2002 yılında kurduğu Genç MÜSİAD,  bugün Türkiye’de 31 şubedeki teşkilatı ve 2 bin 200’ü aşkın üyesiyle Türkiye’nin en etkili gençlik sivil toplum kuruluşlarından biri durumunda.

Genç MÜSİAD, üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin, çoğunlukla girişimci iş adamlarının veya ailelerinin yeni nesil yöneticilerinin oluşturduğu bir organizasyon. Geleceğin işadamlarını ve MÜSİAD yöneticilerini yetiştirmek, onları hayata hazırlamak amacıyla sahip olduğu değerleri ve tecrübeleri gençlerle paylaşıyor, hem ulusal hem de uluslararası anlamda faaliyetler yürütüyorlar.
 
Millî, manevi değerler ışığında, ahlaklı, duruş sahibi, geleneklerine bağlı ve geleceğe yön verecek kuşakların yetişmesi amacıyla genç girişimcilerin yetişmesi vizyonuyla çalışmalarını sürdürüyor.

Genç MÜSİAD’ın yaptığı çalışmaları ve Türkiye’de gençliği Genç MÜSİAD Başkanı Faruk Akbal Bey’le konuştuk.

GENÇ MÜSİAD (MÜSTAKİL SANAYİCİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ GENÇLİK KURULU)

"BİZİM EN BÜYÜK AMACIMIZ GENÇLERE CESARET AŞILAMAK"

Öncelikle bize Genç MÜSİAD’ı anlatır mısınız? Hangi amaçla ne zaman kuruldunuz? Neler yapıyorsunuz?

Şimdi tabi Genç MÜSİAD’dan bahsetmeden önce MÜSİAD’ı’ı ele almak lazım. MÜSİAD, 1990 yılında bundan 23 sene önce yine bu milletin sinesinden çıkmış azimli, inançlı, kararlı iş adamlarının oluşturduğu bir sivil toplum kuruluşu. Aslında bir başkaldırıydı bu Çünkü Anadolu sermayesine emek veren insanların temsiliyetine bir imkan sağlamıştır bu.

Tabi bugün baktığımızda MÜSAİD, bugüne kadar gerek yüzlerce raporlarıyla gerek ilgili kurumlarının iş bilgisi ile her zaman ülkemizi beslemiştir. 2002 yılında ise Genç MÜSİAD’ı kurma kararı almıştır. Neden? Çünkü, “gençleşemeyen kurum dinamizmini kaybeder” Sabahattin Zaim hocamızın deyimiyle. Genç MÜSİAD’ı kurarken MÜSİAD, hem kendisini hem iş dünyasını hem coğrafyasını, ülkesini garanti altına alıyor aslında. Geleceği ipotek altına alıyor. Çok pozitif ve hayati bir karar alıyor 2002 yılında. Genç MÜSİAD’ı kurma projesi bu zamana kadar yapılmış, istikbali yaşatan en önemli tohum olarak görüyoruz. Bu anlamda 2002 yılında kurulan Genç MÜSİAD, bugün Türkiye’de 31 şubede teşkilatlanmış, 2 bin 200’ü aşkın üyesiyle Almanya’daki teşkilatları ve şubesiyle faaliyet gösteren Türkiye’nin en etkili gençlik sivil toplum kuruluşlarından biri haline gelmiştir.

Peki Genç MÜSİAD neler yapıyor? Yaptığınız çalışmaları anlatır mısınız?

Genç MÜSİAD, 18-30 yaş arası gençlerin oluşyturduğu bir organizasyon. Genç MÜSİAD üye profili üzerinden gidecek olursak üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin, yer yer profesyonellerin ama çoğunlukla girişimci iş adamlarının veya ailelerinin yeni nesil yöneticilerinin oluşturduğu bir organizasyon. Asıl amacı girişimciliği aşılamak. Bizim en büyük amacımız gençlere cesaret aşılamak aslında. Gençleri cesaretlendirmek, ‘yapabilirim’ dedirtmek. Bunun yanında iş hayatına tam donanımlı iş adamları yetiştirmek. Tabi bu donanımdan kastımız sadece ekonomik bilgi değil. Siyasi bilgisi, kültürel bilgisi, sosyal duyarlılığı, erdemliliği, liyakati, ahlakı, geçmişine duyarlı vb. Bu anlamda kendini çok iyi yetiştirmiş, Türkiye’yi her anlamda temsil edebilecek bir iş adamı kimliği ile öne çıkartmak.

Genç MÜSİAD, önemli bir gücü ve tesir alanı olan genç iş adamlarını yetiştiren, genç müteşebbisleri yetiştiren, girişimci gençleri teşvik eden, girişime ve değişime yöne veren gençlerin bir arada bulunduğu ve yetiştiği bir kurum.

"GENÇLERİN KENDİLERİNE İTİCİ GÜÇ OLACAK, CESARETLENDİRECEK BÜYÜKLERE İHTİYACI VAR!"

Peki Türkiye’deki girişimcilik profilini nasıl buluyorsunuz?

Tabi girişimcilik son yıllarda çok moda. Her yerde girişimciliği desteklemek adına çalışmalar yapılıyor. Haklı olarak yapılıyor tabi. Çünkü biz 2023 için 500 milyar dolarlık ihracat hedefi koymuş, gayri safi milli hasılası milyon dolarları aşmış bir Türkiye hayal ediyoruz. Bunu mevcut potansiyeldeki ticari teşebbüslerin gerçekleştirmesi mümkün değil. Yeni girişimcilerin olması lazım. Yeni girişimcilerin ve girişimlerin olması bu faaliyeti sağlayacak en büyük etkendir. Dolayısıyla Türkiye’nin hedeflerine ulaşabilmesi için girişimcilik vazgeçilmez, hayati bir öneme sahip. Bu anlamda biz de Genç MÜSİAD olarak bunu destekleyici çalışmalar yapıyoruz. Burada “İşin Merkezi” projemiz var, şu an mülakatları yapılıyor. 30 tane gence ücretsiz ofis, sekreter, ekipman, bütün ofis giderleri de dahil olmak üzere, toplantı salonları, seminerler, seri eğitimler (haftanın üç günü eğitim alacak bu arkadaşlar) olacak. Aynı zamanda bu arkadaşlara abileri koçluk da yapacak şekilde biz bir girişimcilik merkezi kuruyoruz. 30 tane gence bunu ücretsiz vereceğiz. 150’ye yakın başvuru aldık. İki gündür de bunlarla görüşüyoruz.

Girişimcilik projenizin detaylarını anlatır mısınız?

Biz bu projeyi İstanbul Kalkınma Ajansı’na hazırladık ve kabul edildi. Onlarla birlikte bu çalışmayı yürütüyoruz. Buraya katılan arkadaşların yaptığı projeleri şu açından değerlendiriyoruz: Bu arkadaşların en çok bilgiye ihtiyaçları var. Yapılan mülakatlar ve çalışmalar sonrasında biz bunu sezdik bunu fark ettik. Biz başvurularda tam donanımlı ofis, eğitimler ve mentorluk (koçluk) diye yazdık. Biz sanıyorduk ki arkadaşların çoğu ofise gelecek oysa arkadaşların çoğu mentorluk diye geldi. Mentorluk dediğimiz şey de arkadaşlara koçluk yapma, fikir üretmelerine yardımcı olma, yöneticilerin liderlik yeteneklerini geliştirmekle alakalı bir şeydir. Bizim gençlerimizin istediği şeyin abilik olduğunu burada daha iyi gördük. Bir tavsiye ya da itici bir cesaret istiyorlar. Abilik yapılmasını bekliyorlar. Özgüvenimiz ne yazık ki eksik! Yıllarca bu özgüven eksikliğini yaşayan bir kuşak olarak yetiştik. Hamdolsun son yıllarda belki cesaretimiz ciddi manada artış gösteriyor. Ama bu nesil belli ki onların kolundan tutacak, onlara itici güç olacak abilere, büyüklere, cesaretlendirecek kişilere ihtiyaçları var.

Genç MÜSİAD’ın genç girişimciler üzerinde böyle bir misyonu var mı?

Var. Çünkü iş adamı yetiştirmek demek, mal alıp satan insan yetiştirmek demek değildir. Siz, sivil siyasete yön veren bir insan yetiştiriyorsunuz. Ekonomiye yaptığı katkıyla ülkenin gerek yurt içinde gerekse yurtdışında temsiliyeti noktasında da ciddi bir iş düşüyor. Bizim iş adamlarımız ticaret yapmıyorlar sadece. Bu iş adamlarımız yurtdışına gittikleri zaman kamu diplomasisi de yapıyorlar ekonomi diplomasisi de yapıyorlar. Bunlar yurtdışına gittikleri zaman Türkiye’yi temsil ediyorlar. Bizim oradaki diplomatlarımızdan daha çok iş adamlarımızın çalışması lazım. Çünkü onlar daha haşır neşirler. Bugün İslam’a bile baktığınızda İslam’ı yayanlar tüccarların olduğunu görüyoruz. Onların omuzlarından yükselmiş.

"ULUSLARARASI GENÇ İŞADAMLARI PLATFORMU KURDUK"

Genç MÜSİAD’ın 2200’ü aşkın üyesi var. Bu kadar üyenizle neler yapıyorsunuz?

Üyelerimize yönelik bizim kurum içi eğitimlerimiz oluyor, tecrübe paylaşımlarımız oluyor. Başarı hikayelerini dinliyoruz. Abilerimizi çağırıyoruz buraya, bize anlatıyorlar. Başarısızlık hikayesi olan abilerimizi dinliyoruz, neden başarısız olduklarını anlatıyorlar.

Biz bu arkadaşlarla eğitimler yapıyoruz, çalışmalar yapıyoruz. Bu arkadaşlarımızın sosyal teşebbüslerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz. Mesela toplantı yönetimidir, öfke yönetimdir, stres yönetimdir, zaman yönetimidir vb. bunlar üzerine odaklanıyoruz kurum içerisinde. Bir yandan kendimizi biriktirirken bir yandan da ulusal ve uluslararası çalışmalar yapıyoruz. Uluslararası Genç İşadamları Kongresi yapıyoruz. Geçtiğimiz sene yaptığımız kongreye yurtdışından 300 tane genç iş adamı getirdik. Yine burada 2 binden fazla genç işadamını toplayıp dünyadaki değişim ve dönüşüm üzerine bir kongre yaptık. Bu kongremize birçok bakanımızı ağırladık burada. Filistin’den Gençlik Bakanını ağırladık. Burada yine Egemen Bağış Bey açılışta bizimleydi. Şu an ki bakanımız Ömer Çelik Bey bizimleydi.

Buna ek olarak yine Zafer Çağlayan Bey himayesinde Uluslararası Genç İşadamları Platformu’nu kurduk. 12 tane EMOYU anlaşması ile beraber ortak bir birliktelik yapıyoruz. Şu an uluslararası vizyonu olan, ulusal ve uluslararası çalışmalar yapan bir kurumuz.

"BİZİM İÇİN REFERANS ÇOK ÖNEMLİ"

Peki Genç MÜSİAD’ın iş hayatında kendine özgü kuralları var mıdır? İş hayatındaki kurallarınız, öncelikleriniz nelerdir?

Şimdi çok keskin konuşmamak lazım ama öncelik olarak biz referansa bakıyoruz, referans önemli. Çünkü bir insana eğer kefil oluyorsanız o insan da bir anlamda ‘sizin gibidir’ anlamına gelir. Biz bu şekilde üye kabul ediyoruz. Bizim burada en önemli durduğumuz nokta ahlaki yapısıdır. Tabi burada ahlak bekçiliğine soyunmuyoruz elbette. Bizim için erdemli olmak çok önemli. Yani yaptığı işin helal olarak kazanılması o kadar önemli ki harcarken de buna dikkat etmesi gerekiyor. Bu bizim için çok önemli.

"GENÇLER MİLYARLARCA BÜTÇE İSTEYEN PROJELER YAPIYOR"

Toplantıdan geldim dediniz, girişimcilikle ilgili son parantez olarak bunu ekleyelim sonra diğer sorulara geçelim. Böyle yetenekli, bişeyler yapmak isteyen, önü açık, kafası zehir gibi çalışan genç arkadaşlar var mı?

Kafası zehir gibi çalışan çok arkadaş var. Mesela bakıyoruz, 17-18 yaşındaki arkadaşlar geliyorlar. Ve anlattıkları şeyler böyle milyarlarca bütçe gerektiren çalışmalar. Ben gerçekten hayret ediyorum, bu ne cesaret! Çok güzel gelişmeler var. Ben şu anda Türkiye’nin gidişatını çok olumlu görüyorum. Önümüz açık!

Genç MÜSİAD olarak ‘gençlik’ kavramını nasıl tarif ediyorsunuz?  Ya da gençlik sizin için ne anlam ifade ediyor?

Gençlik, durdurulamaz bir güç, imanı başka, heyecanı başka, tutkusu başka, öfkesi bambaşka bir güç demektir. Dünyadaki gelişmelere bakarsak bütün değişimlerin, dönüşümlerin göbeğinde gençler vardır. İslam’ı gençler yaymıştır. Onların omuzlarında yükselmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) 40 tane genci etrafına aldığı zaman Kâbe’ye doğru yürümeye başlıyor. İslam’ı bütün inşalara anlatacak cesareti (önce Allah’tan tabi) kendinde buluyor. Tabi etrafındaki gençlere güvenerek bu şekilde hareket ediyor.

Diğer taraftan çağı açıp çağ kapatan imparatorumuz Fatih Sultan Mehmet kaç yaşındaydı?.. Yine Fransız İhtilali’ni geçekleştirenler yine gençler. Yine Arap devrimini gerçekleştirenler gençler. Yine 21 yaşında ‘Kaldırımlar’ şiirini yazan yine genç Necip Fazıl var. Yine 19 yaşında ‘Mona Roza’yı yazan Sezai Karakoç var. Baktığınız zaman hayatın en etkili noktasında hep gençler var. Ve bu insanlar yine en verimli çalışmaları hep gençken yapmışlar. 

“GENÇLER BİZİM GELECEĞİMİZDİR” DEMEK GENÇLERİ HALININ ALTINA SÜPÜRMEK, İLERİYE ATMAK DEMEKTİR"

Peki, insan gençken daha savruk, daha gözü kara, daha hesapsız oluyor. Bu anlamda gençlerin doğru yönlendirilmesi zorunlu oluyor. Gençlere kılavuzluk yaparken, örnek olurken hareket ettiğiniz temel dinamikleriniz, değerleriniz nelerdir?

Şimdi Genç MÜSİAD’a baktığımız zaman buradaki genel tablo, aslında bunu ortaya koyuyor. Genç MÜSAİD neden kuruldu? Gençlik için, heyecan için… MÜSİAD, tecrübe, birikim, geçmişle bağlantı. Baktığınız zaman, bu ikisini bir araya getirdiğiniz zaman geçmişine bağlı, geleceğe sağlıklı adımlar atabilen, gününü iyi muhafaza edebilen, bir taraftan da değişim için hiç sabrı olmayan bir an önce harekete geçmek için can atan, heyecanlı, dinamik bir gençlik oluşuyor. Bu ikisini bir araya getirdiğiniz zaman, doğru kontrol edebilirseniz, ikisini birleştirebilirseniz o zaman itici güç olur. İşte gençlik budur.

İnsanın ve toplumun hayatında da gençlik en büyük kıymettir. “Gençlik gelecektir” deniyor her zaman ama biz sadece gençliği gelecekte de görmüyoruz. Gençler, gelecek için elbette önemli ama gençler sadece geleceği değiştirmemişlerdir, aynı zamanda günlerini de değiştirmişlerdir. O günü, o zamanı değiştirmişlerdir. Az önce verdiğim örneklerin hepsi o yaşlarda, o çağda yapmış bu etkileri. Evet, “gençler bizim geleceğimizdir” demek gençleri halının altına süpürmek, ileriye atmak demektir. Yok, gençler dünde de vardı, bugünümüzde de var, yarınımızda da olacak. Ama bugün olmayacağı anlamına gelmiyor.

"BİR İNSANIN DAVASI YOKSA BAŞIBOŞ BİR GENÇLİK OLUR"

Peki bu anlamda Türkiye’de yıllarca gençlerin önüne birtakım idealler servis edildiğini ama yapılanların genellikle bunların anlatılmasından ibaret kaldığını görüyoruz. Bu anlamda geleceğin inşası için gençlere ne yapmak gerekiyor?

 Çünkü bu ideallere de gençler sahip çıkmıştı. Şimdi bir gence bir şeyi inandırırsan onun arkasından gider ve dünyayı değiştirir, toplumu değiştirir. Hiçbir şeyi değiştiremiyorsa kendini değiştirir o fikirle.

Mesela yaş anlamında daha koruyucu bir dönemden geçmiş bir insan bunları yapmaz. Başbakan inançlı ve dindar bir gençlik istiyoruz diyor ya, aslında ben onu dindar değil de inançlı bir gençlik olarak algılıyorum. Çünkü gençlik doğru bir şekilde bir şeye dava edinmezse gençlik boşa gider. Bence günümüzün en büyük sıkıntısı kendine dava edinmiş bir gençlik yok. Bazen bu dini bir dava olur, İslam’ı yayma davası olur, ticari bir dava olur, bu komünizm olur ama bir davadır bu. Yani bu nedir? Bu bir altyapı gerektirir. Bir çalışma temposu gerektirir. Bu adam faydalı bir şey yapmak istiyor. İnandığı şey de onun davasıdır. Ama bir insanın davası yoksa başıboş bir gençlik olur.

Gençlerle ilgili çalışmalarınızı yürütürken gelenekten nasıl besleniyor, geleceğe nasıl bakıyorsunuz?

Bizim bir sözümüz var: “Kökü ezelde, dalı ebette” diye. Geçmişten ayrıştırılarak geleceğe gitmemiz mümkün değil. Hakeza sadece geleceğe takılıp da geçmişi görmemek de bizim için mümkün değil. Ecdadımızı hayırla yad ediyoruz birçok konuda.  Onları örnek alıyoruz. Bu noktada da önümüzü ufkumuzu hep açık tutuyoruz, ileriye yürüyoruz.



"ÖZGÜRLÜKLERLE İLGİLİ İYİYE DOĞRU BİR GİDİŞAT VAR"

Türkiye’de yakın zamana kadar özgürlüklerle ilgili ciddi sorunlar yaşanıyordu. Bunlarla ilgili birtakım iyi yönde çalışmalar olsa da önümüzde özgürlüklerle birçok sorunun olduğu da aşikar. Türkiye’deki özgürlüklerle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’deki özgürlükler yeterli seviyede mi? Bence yeterinden fazla iyi niyet gösteriliyor, bu bir gerçek. Türkiye’de özgürlüklerin gerçekleşmesi adına birçok çalışma yapılıyor. Biz bunu takdirle takip ediyoruz. Bugüne kadar geciktirilmiş, ötelenmiş, sümenaltı edilmiş bir konuydu bu özgürlük konusu. Özgürlük gerek gençliğin gerek toplumun diğer kesimlerinin ufkunun açık olması açısından kaçınılmaz bir şey. Özgürlük yoksa hiçbir şey yoktur.

Özgürlüklerle ilgili genel tablonun iyi olduğunu düşünüyorum. Ha bu yeterli mi diye soruyorsanız yeterli değil elbette. Ama iyiye doğru bir gidişat var.

"YENİ ANAYASA RAPORU YAYINLADIK, TUNUS’TA YENİ ANAYASAYI KONUŞTUK"

Peki yeni anayasayla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Yeni anayasadan beklentileriniz neler?
 
Biz Genç MÜSİAD olarak anayasayla ilgili biz bir rapor yayınladık. Hatta bir anayasa hazırladık ve bunu ilgili makamlarla da paylaştık. Bu da zaten MÜSİAD’ın sadece bir iş adamları derneği olmadığı, toplumun, sosyal ve kültürel dinamiklerine karşı da duyarlı olduğunun da bir örneği bu. Çünkü kurulu ticaretin önünün açılabilmesi için istikrar gerekiyor. İstikrarın sağlanabilmesi için hak ve özgürlükler gerekiyor. Hak ve özgürlüklerin sağlanabilmesi, bunun gerçekleştirilebilir olması için sivil bir anayasa olması gerekiyor. Bu halkın içinden çıkmış, halkın kendi hücresiyle, ilikleriyle örtüşen bir anayasa olması gerekiyor.

Aslında anayasa konusunda da ben bilinçlendirmeyi çok zayıf buluyorum. Bizim gençliğin bu noktada hiçbir hareketi yok. Sanki yapılacak bu anayasa gençlerin anayasası değil de sanki bizim abilerimizin, amcalarımızın, dedelerimizin anayasası olacak. Onlar için değil de bizim için 20 sene, 30 sene, 100 sene götürecek bu anayasa bizi. Ve bunun büyük bir dönemini biz de yaşayacağız, bizi etkileyecek. Biz bu anayasayla amel edeceğiz tabiri caizse.

Biz yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili olarak mesela Tunus’a gittik iki ay önce. Dedik ki biz Türkiye çapında anayasa bilinçlendirmesi çalışması yapacağız tüm şubelerimizde. Buna dedik ki Tunus’tan başlayalım. Neden? Çünkü Tunus’tan davet geldi bize. Tunus’ta bizim kafamıza yattı. Çünkü Tunus, devrimin de başladığı bir yer. Coğrafyamızda özgürlüğün adımının atıldığı yer. Ve orada da yeni bir anayasa dönüşümü var şu anda. Bizde, gidelim orada anayasayı konuşalım dedik. Belçika milletvekili Mahinur Hanım vardı, kendisi geldi misafirimiz oldu Tunus’ta. Hakeza buradan milletvekilimiz Bilal Macit Bey var, o da bizimle beraber geldi. Orada Tunus’un en genç milletvekili Usam El-Sagir var, o da geldi. En genç milletvekilleri vardı aramızda. En Nahta Hareketi’nin gençleri, devrimi gerçekleştiren gençler, sivil toplum kuruluşlarıyla beraber nasıl bir anayasa olmalı, modeli nasıl olmalı diye bütün bir coğrafyayı da ele alacak şekilde konuştuk, tartıştık.

İşte Belçika anayasasını inceledik. Mahinur Hanım anlattı bize. Belçika Anayası’nın 1800’lü yıllardan gelme bir anayasa olduğunu, anayasanın üç haftada yazıldığını ve hala kullanılmakta olduğunu anlattı. Anayasa yazmak çok detaylı bir şey değil, anayasa toplumun dinamikleriyle örtüşürse, onun ruhunu yansıtırsa onu yazmanız daha mümkün olur. Oturduk orada Türkiye’deki ve Tunus’taki dönüşüm sürecini konuştuk. Şimdi de Anadolu’da başlayacağız bu çalışmalara.

Tunus’ta yapmış olduğunuz anayasa çalışmasının detaylarına nereden ulaşabiliriz?

Okumak isteyenler için web sitemizde de paylaştık. Oradan okuyabilirler.

TÜRKİYE’DEKİ GENÇLERİN EN BÜYÜK PROBLEMİ, CESARET"

Türkiye’deki gençlerin en büyük probleminin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Cesaret. Çünkü gençler cesur değil. Eziklik psikolojisiyle yetişmiş bir toplumuz. Yapamaz, edemez, beceremez vb. şey dolanmış dilimize. “Sen mi yapacaksın? Sen kim oluyorsun? Kaç yaşındasın sen? Otur oturduğun yerde! Sus, sen bilmezsin!..” Otobüste bile çocuğumuzu “bu ne?” dediğinde susturuyoruz.

Anne bu nedir diyen çocuğa “sus döverim seni” diyor anne. Aynı şeyi Avrupa’da göremezsiniz ama. Ben Londra’da kaldım bir süre. Orada otobüste çocuk soruyordu “anne bu ne?” diye. Anne hemen cevap veriyordu. Bu, budur diye, şu şudur diye… Orada anne her soruya umursamadan cevap veriyor. Şimdi düşünsenize 3 yaşından, 5 yaşından itibaren her sorduğunuz soruya “sus, sen bilmezsin, seni ilgilendirmez; yeri değil, zamanı değil” diye ne zamana kadar erteleyebilirsiniz ki!

Türkiye’deki gençlerin en güzel özelliği ya da davranışı nedir sizce?

Necip bir milletiz biz. Yani duyguları ağır basan, hassas bir milletiz. Bizim insanımız öyle bir necip toplum ki dünyanın neresinde zulme uğrayan bir toplum varsa yüreği acıyan bir toplum oluyoruz.
Belçika’da MÜSİAD’ın bir toplantısı olmuştu, orada bir milletvekili demişti ki Türkiye siyasetinden bu dünya iki şey öğrenmiştir: Birincisi, Türkiye siyasi ilişkilerinde (komşularıyla ve diğer devletlerle) dürüst ve şeffaf olabilme güzelliğini göstermiştir tüm dünyaya örnek olmuştur. Türkler dürüst siyaset yapar. İkincisi de dünyada kriz yaşanırken bütün herkes elini cebine koyup cebindekini tutmaya çalışırken dünyada açlık ve kuraklık, birçok felaket ortaya çıkarken yardımlarına hız kesmeden devam eden tek ülke belki de Türkiye’dir, dedi. Bunları Türkiye’den öğrenmemiz lazım demişti.

"GENÇLERE TAVSİYE EDİYORUM, MUTLAKA YURTDIŞINA GİTSİNLER"

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’deki gençlerin büyük bir çoğunluğu imkânı olsa yurt dışına gidebileceğini ve orada yaşayabileceğini söylüyor. Sizce gençler Türkiye’den neden gitmek istiyorlar? Gençler, Türkiye’de neyden memnun değil?

Çünkü insanlar yurtdışında kendilerini daha cesur görüyorlar, daha geniş görüyorlar. Teşebbüsle ilgili bir sıkıntı var. Benim kanaatim o dur ki Türkiye’de teşebbüs ruhu eksiktir.

Biz Milli Eğitim Bakanlığı’na bir rapor yazmıştık ve o raporda bir maddemizde demiştik ki, “Sayın Bakanlık, Üniversite öğrencilerine sadece bir kereliğine mahsus pasaport çıkartıp bu öğrencileri bir kere de olsa yurtdışına gönderin” diye. Ve bir şey beklemesinler bu arkadaşlardan. Bir kereliğine gidip gezsinler, o sokaklarda bir dolaşsınlar, o ülkeyi bir görsünler. Oranın havasını bir solsunlar, sonra gelsinler. Bu da gençlerimizi birkaç adım öne atacaktır. O pasifliği, pısırıklığı atacaktır üzerinden. Bir cesaret gelecektir, dik duracaktır. ‘Ben gittim geldim, bunlar da bizim gibiymiş’ diyecekler ve rahat olacaklar, sorun budur. Gençlere kesinlikle tavsiye ederim, yurtdışına mutlaka gitsinler.



"BİZ HER ŞEYİ TÜKETMEYE ALIŞMIŞIZ"

80 sonrası gençlerin hepsi televizyonla büyüdü. Şimdi buna bir de sanal dünya eklendi. Gençlerin algılamaları, hayal dünyaları, zihinlerinin çalışması, bakışları, görüşleri, kodlamaları, hepsi görsel ya da sanal dünyanın kurallarına göre şekilleniyor. Bu dünyanın nimetleri ya da kötülükleri gençleri nasıl etkiliyor? Bu anlamda gençlere ne yapmalarını tavsiye edersiniz?

Bilginin en çok olduğu, bilginin en ulaşılabilir olduğu, en çok şey öğrendiğimiz bir anda bir sayfaya girerek dünyada birçok şeyi tarıyoruz biz. Gazete, televizyon bir tarafa sosyal medya, internet bir tarafa her şeyi biliyoruz biz. Öğrenmek isteyip de öğrenemediğiniz bir şey var mı? spesifik şeyler dışında. Açın, yazın, bulun, bakın, bu kadar.

Eskiden bir adam, bir ayetin anlamını öğrenmek için yayan bir şekilde belki yüzlerce kilometre yol yürüyordu. Falanca alime sor demişler sadece ondan dinlemek için gidiyor bu kadar yolu. Bir de hediyelerle gidiyor. Hediyeleri veriyor, gönlünü alıyor, ondan bu sorunun cevabını alıyor ve sonra dönüyor. Bakın bir ayetin meali. Bir ayete ne kadar büyük bir kıymet vermiş. Şimdi her yerden o ayetin (farklı farklı hocalardan) mealini okuyabiliyoruz. Burada bir çelişki var değil mi? O zaman bilgiye ulaşım o kadar zorken şu an bu kadar kolayken biz neden birikimimizi üst üste koyamıyoruz. Neden şu an daha fazla adam yetişmiyor? Çünkü biz bilgiyi doğru yorumlayamıyoruz. Bilgi kirliliği var. Çünkü bilginin bizde oturmuş bir zemini yok. Geçici hafızaya atıyoruz. Amel etmiyoruz onunla.

Bilgi sadece bizim için şu an Mevlana’yı belki 1 ay dinlemiş bir adam o dönem de belki dönemin önemli bir alimi olacakken bugün herkes Mevlana’nın binlerce sözünü biliyoruz. Herkes paylaşıyor sosyal medyada, bilmediğimiz sözü yok Mevlana’nın. Mevlana’dan dörtlü bir beyit yazılsın bilirim ben onu, birçok insan da bilir artık. Ama bu fark nedir? Zeminimiz yok, temelimiz yok, alanımız yok.

Yaşamakla alakalı bir durum bu. Çünkü tüketim çağındayız. Biz her şeyi tüketmeye alışmışız. Zamanı tüketiyoruz, dostluklarımızı tüketiyoruz, çok hızlı hareket etmeye alışmışız… Bir şeyi hemen elde etmeyi seviyoruz. Bilgiyi bile tüketmeye çalışıyoruz. Bilgi tüketilmez, sindirilir.

Peki bu anlamda gençlere ne yapmalarını tavsiye edersiniz?

Bence bu dönemde bilgiye ulaşmaktan ziyade bilgiyi yorumlamak daha önemli. Bilgiyi de yorumlayabilmek demek şu demek değil; Daha sabah okuduğunuz bir gazete köşe yazısından aldığınız çalıntı fikirle konuşmak değil. Hepsini okuyacak ve tarayacak ama kendi içinde oturmuş bir fikri, derinliği olacak ki onları bir harmanlayıp, kendi içerisinde sindirip öğüterek dışarıya vermesidir. Bu birikimin olması lazım içimizde. Biz sadece copy paste yapıyoruz ya da okuyup, güzelmiş deyip geçiyoruz. Sonra bırakıp bu daha güzel diyip bırakıyoruz. Halbuki kendi derinliğimiz olsa bunu kendi içimizde harmanlayabilsek çok daha iyi şeyler, nice cevherler çıkacak belki. O yüzden birikmemiz lazım. Biz birikmeyi sevmiyoruz. Biz hazır tüketiciyiz. Oturup bir kitabı okumaktan çok sıkılıyoruz.

"SOSYAL MEDYA, İNSANIN HEM KENDİ İÇİNE HEM DE DIŞA BAKAN YÜZÜ"

Sanal dünyanın nimetlerinden biri de gençlerin sosyal medyada kendilerini ifade etmelerinde aracı olması. Hatta son dönemde ‘Arap Baharı’yla sosyal medya üzerinden gerçekleşen ayaklanmaların, devrimlerin olduğu söyleniyor. Sosyal medyayla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Sosyal medya bugüne kadar görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz bir hareket alanıydı. Birden ortaya çıktı ve hiç kimsenin hayal etmediği bir şeydi bu. Hayal etseydi o zaman yapılırdı. Birçoğumuz Facebook’u gördükten sonra “Aaa biz nasıl böyle bir şeyi düşünemedik? Nasıl böyle bir şeyin ihtiyacını duymadık?” demeye başladılar. Şimdi ihtiyaç duyuyorsak o zaman da ihtiyaç duyuyorduk. Neden? Çünkü bizim zihnimiz gördüğünün daha ötesini bazen hayal edemeyebiliyor. Steve Jobs’un bununla ilgili bir sözü vardı: “Elinizdeki teknolojinin hepsini vermeyin müşterinize. Müşterinin ihtiyaç duyduğu kadarını verin. Çünkü teknoloji insanların beklentilerinden daha hızlı ilerler.” İnsanlar bunu mu istiyor; onu ver, kalsın elinde.  Dolayısıyla bugün biz sosyal medyaya amaaan diyoruz! Yarın bir şey çıkar, biz hayal edememişizdir, şu an konuşamayız. Ama o gün o ürün çıkar, biz deriz ki ‘biz bunu nasıl düşünmedik? Nasıl bir iletişim ağıydı bu?’

Sosyal medya çok şeyi değiştirdi, çok şey kattı belki de çok şey götürdü bilmiyorum. Artısıyla etkisiyle televizyon gibi belki. Sosyal medyaya kötü bir alan demek körü körüne bir reddediştir. Kötü alan diyemeyiz ama verimli kullanmak önemli. Ben kullanıyorum. Demek ki verimli görüyorum. Ne yapıyorum, yaptığımız çalışmaları paylaşıyorum. Bazen dile getirmeye fırsat bulamadığım kendi içimdeki hissiyat ve fikirlerimi, duygularımı paylaşıyorum. Belki hiçbir mecrada bunu paylaşamam ama bazen orada yazıyorum, paylaşıyorum. Ben sosyal medyayı şöyle görüyorum: İnsanın hem kendi içine bakan yüzü hem de dışa bakan yüzü.

‘Arap devrimi’nde sosyal medyanın etkisi oldu mu sizce?

Sosyal medyadan ziyade gençlerin etkili olduğunu düşünüyorum. Gençlik öyle bir şey ki bir şeye inandıysa, bir şey yapacaksa ona ulaşmak için her türlü yöntemi kullanır.

Gençler sosyal medyayı buldu, onu kullandı. Sosyal medya bunu yapmadı. Gençler sosyal medyayı bu iş için kullandı. Bu ayrımı iyi yapmak lazım. Sosyal medya çıkarmadı bu ayaklanmaları, devrimleri... O gençler her gün usanmadan, bıkmadan Tahrir’e çıkmasaydı o devrim gerçekleşmeyecekti. Tunus’taki o seyyar satıcı kendini yakmasaydı olmayacaktı belki de... İşte gençlik böyle bir güç. Neyi bulursa onu kullanır. Su gibi yani buldu mu kanalını akar gider, yeter ki bir şeye inansın. Hızlandırmıştır belki sosyal medya. Onlar da hızlandırsın diye onu kullanmıştır.


"TEKNOLOJİNİN TAKİPÇİSİ OLURSAN MAKASI KAPATIRSIN"

Yeni kuşak gençlik “Y kuşağı gençlik” olarak da adlandırılıyor. Bu kavram genellikle 90’ sonrası doğumlular için kullanılan bir ifade. Y kuşağı gençler; iyi seviyede teknoloji algısı, bilgisi, kullanımı olan gençler olarak ifade ediliyor… Sizce teknoloji gençleri nereye götürüyor? Gençlerin teknolojiyle kurmuş olduğu irtibatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi dönüp baktığımızda eskiden kuşak farkları belki bin yılda bir olurken belki son zamanlarda 100 yılda bir, 30 yılda bir diye aradaki mesafe daralıyor. Bakıyorsunuz artık dede-torun kopmuş, baba-oğul zaten kopmuş, abi-kardeş bile farklı dünyalarda yaşıyor artık. Kardeşine bakıyorsun, bir de kendine bakıyorsun beklentilerin, hareket alanın,  çalışmaların, hayata bakış açın çok farklı. Eğlendiğin şeyler bile farklı. Bu neyi gösteriyor?: Bilgi katlanarak gidiyor. 5 senede bir kuşak yeniliyorsa kendisini artık bu bir yıla inecek. Artık 3 ay uzak kaldığınız zaman belki de dünyaları kaçırıyor olacaksınız elinizden. Bugün Avrupa bizden 300 sene önde mi deniliyordu Osmanlı zamanında, belki son 100 yıla kadar 100 sene mi öndeydi?.. Giderek makas daralıyor. Artık bizden 3 sene, 5 sene önde belki de. Belki artık toplumlar, firmalar bile böyle. Rekabetlere bakın bilgi o kadar hızlı akıyor ki kendinizi yenilemeniz lazım. Eskiden işimiz, gücünüz iyiyse, formülünüz, malzemeniz ve ürünümüz iyiyse o sizi götürüyordu. Artık öyle değil. Arkamızdan hemen geliyorlar, düşen ona düşüyor. O yüzden takipçi olursan makası kapatırsın. Bu yüzden bunun önünü açmak lazım, yol açmak lazım.

Kuşaklar arasındaki, toplumsal hayattaki, ticari hayattaki sınırlar çok hızlı kapanıyor artık. Çok çabuk kapanıyor. Ve daha da hızlı kapanacak. Bu ticareti etkiledi, siyaseti etkiledi. Bugün Avrupa Türkiye’den kaç sene önde olabilir? Bir dursun yerinde saysın bakalım, Türkiye yakalar hemen. Çünkü bilgi çok hızlı akıyor. Belki sosyal medya, internet, iletişim çağının getirdiği yeni kazanımlar çok hızlı bir şekilde kuşak farkını kapattı. Artık kuşaklar arasındaki geçiş 3 sene, 5 sene belki . Belki de daha kısa olacak.

Peki Türkiye’yi gençler üzerinden düşündüğünüzde nasıl bir gelecek tasarlıyorsunuz? Gelecek hayaliniz nedir?

İki hafta önce Genel Kurul’da paylaşmıştım nasıl bir Türkiye hayal ettiğimizi. Onu sizinle paylaşmak istiyorum:

Siyasi sınırlarını kırmış, yıkmış, zihin duvarlarını kırmış; ama bir taraftan da dünyanın dört tarafına uzanabilen gönlündeki duvarları kırmış, insanların ruhuna, gönlüne hitap eden, yaptığı işte de Hakkın rızasını arayan bir gelecek, bir toplum, bir nesil hayal ediyorum açıkçası. Hem zihnen hem kalben önündeki duvarları kırmış, yıkmış (siyasi olarak da) bir gelecek hayal ediyorum.

Ayrıntılı Bilgi İçin: www.gencmusiad.org.tr

On5yirni5

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git En büyük amacımız gençlere cesaret aşılamak
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.