Varoluş mücadelesinin kritik enstrümanı: Türkiye Varlık Fonu

Ulusal varlık fonları, oldukça yüksek meblağlara ulaşabilen atıl kaynakların, risk-getiri dengesi de gözetilmek suretiyle; para ve sermaye piyasalarında genişliğin ve derinliğin arttırılması, yenilenemeyen kaynakların çeşitlendirilmiş likit varlıklara dönüştürülmesi, kalkınmaya yönelik makro altyapı yatırımlarının finansmanı gibi uygulamalar dahilinde, ekonomik istikrarın kuvvetlendirilmesine önemli katkı sunmaktadırlar.

EKONOMİ .
varoluş mücadelesinin kritik enstrümanı: türkiye varlık fonu

UMRAN DERGİSİ Mayıs 207 sayısında "Türkiye Varlık Fonu" ile ilgili bir araştırma yazısı yayınladı.Türkiye Varlık Fonu'nun  kuruluşu esnasında bazı yazılar çıkmasına rağmen;  amacı, dünyadaki uygulamaları,ekonmiye yapacağı katkılar gibi konularda oldukça derli toplu olan bu çalışma, Tahsin YAMAK - Emre SAYGIN tarafından kaleme alınmış. İşte UMRAN'ın Myıs 2017 sayısında yer olan o yazı...

Ulus-devletler üzerinde yükselen ve üretime dayalı reel ekonominin ağır bastığı uluslararası ekonomik sistem, 20. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte yerini, küresel ticari ve finansal ilişkilerin yoğunlaştığı,  olumlu/olumsuz her türlü politik etkileşimin hızlandığı, güç mücadelesi araçlarının çeşitlendiği karmaşık bir işleyişe bırakmıştır.

            Bu küresel ilişkiler ağı içerisinde, Cumhuriyet’in başından itibaren, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki dışlayıcı siyasal kültürünü ve zayıf mali yapısını aşarak sağlıklı bir gelişme trendi yakalamayan Türkiye, AK Parti’nin 15 yılı aşkın iktidarı döneminde nispeten başarılı bir siyasal ve ekonomik dönüşümü hayata geçirmek hususunda muvaffak olmuştur.

            Oldukça yavaş ilerleyen ve ancak tedrici olarak gerçekleştirilebilen bu süreç, birçok yan unsurun yanında esasen güçlü bir Türkiye’nin hem kendi hinterlandı hem de tüm İslam dünyası sathında etki alanını genişletmesinin küresel hükümranlar/hegemonlar açısından ortaya çıkaracağı riskler nedeniyle oldukça kuvvetli dirençlerle karşılaşmaktadır.

            Bu tehdit argümanlarının en etkilisi ise çeşitli aktarım mekanizmaları vasıtasıyla doğrudan toplumsal refaha etki etmesi bakımından, ekonomik yapının can damarı sayılan para ve sermaye piyasalarına yönelik spekülasyonlar ya da finans sektörünün işleyişini etkisizleştirmeye matuf iç ve dış müdahalelerdir.

            Bu noktada, hem dış ekonomik atakların ortaya çıkaracağı yıkıcı etkileri minimize etmek, hem de ulusal kaynakları, belirli stratejik amaçlar doğrultusunda daha etkin kullanabilmek maksadıyla alışılageldik/klasik iktisat politikası araçlarının yanında ulusal/egemen varlık/refah fonu gibi alternatif enstrümanları hayata geçirmek, özellikle Türkiye gibi küresel güç olma yönünde vizyonu bulunan ve bu bağlamda çok yönlü tehdit algısı gerçeğiyle karşı karşıya olan bir ülke için oldukça elzem hale gelmektedir.

Tartışılan Bir Finansal Araç: Ulusal Varlık Fonu

            Literatürde “Sovereign Wealth Fund” şeklinde kullanılan ve Türkçe’ye “Ulusal Varlık/Refah Fonu” olarak çevrilen kavram, esasen; emtia kaynaklı ya da emtia-dışı oluşan tasarruf fazlalarının çeşitli şekillerde değerlendirilerek, elde edilen fayda ve kazanımların gelecek nesillere aktarımını sağlamaya matuf finansal varlıklar ve araçlar bütününü ifade etmektedir.

            Yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi bulunmakta ise de günümüzdeki modern ulusal varlık fonlarına temel teşkil eden ilk uygulamalar, 20. yüzyılın ortalarında petrol, doğalgaz ve benzeri emtia gelirlerine dayanarak oluşturulan fonlarda görülmektedir.

            Şeffaf bir şekilde yönetil(e)memelerinden bahisle eleştirilere muhatap olan ulusal varlık fonları; oldukça yüksek meblağlara ulaşabilen atıl kaynakların, bütçe kuralları ve parlamento denetimi gibi yasal-dışlayıcı kısıtlamaları aşıp, risk-getiri dengesi de gözetilmek suretiyle; para ve sermaye piyasalarında genişliğin ve derinliğin arttırılması, yenilenemeyen kaynakların çeşitlendirilmiş likit varlıklara dönüştürülmesi, kalkınmaya yönelik makro altyapı yatırımlarının finansmanı gibi uygulamalar dahilinde, ekonomik istikrarın kuvvetlendirilmesine önemli katkı sunmaktadırlar.

Dünyada Ulusal Varlık Fonu Uygulamaları

            Ulusal varlık fonu uygulamasının temelleri, 1850’li yıllarda, kaynağı kamuya ait olan taşınmazların Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletindeki eğitim kurumlarının yararına olacak şekilde fona dönüştürülmesi ile atılmıştır. Bilahare, modern anlamda ilk ulusal varlık fonu uygulaması ise petrol gelirlerinden elde edilen mali kaynakların değerlendirilmesi amacıyla 1953 yılında Kuveyt’te oluşturulan ve 1983 yılında da Kuveyt Yatırım Otoritesi olarak kurumsallaşan yapı ile ortaya çıkmıştır.

            Daha sonra, yüksek emtia gelirleri olan başta Körfez Arap Ülkeleri olmak üzere, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Orta Asya ve Afrika ülkeleri ile emtia-dışı ödemeler dengesi fazlaları bulunan Çin, Hong-Kong, Singapur, Güney Kore, Malezya gibi Asya ülkeleri, söz konusu rezerv birikimlerini karlı bir şekilde değerlendirmek maksadıyla ulusal varlık fonu uygulamasını başlatmışlardır.

Varoluş

 

 

 

 

            Her ne kadar mali tabloları açısından tam bir şeffaflık bulunmasa da, yapılan araştırmalar neticesinde, 2000’li yılların ortalarında yaklaşık 2,5 trilyon $ civarında toplam ulusal varlık fonu büyüklüğünün günümüzde yaklaşık üç katı büyüklüğe erişerek 7,5 trilyon $’a ulaşmış bulunduğu tahmin edilmektedir.

Varoluş

            Bununla birlikte, 2007 yılı itibarıyla toplam varlıklarına göre ulusal varlık fonlarının yaklaşık %74’ü emtia kaynaklı iken; finans piyasalarında sistemik risklerin artması, yayılma /bulaşma etkilerinin hızlanması ve nihayet bütün bu istikrarsızlık unsurlarının 2008 yılında başlayan küresel finans kriziyle somutlaşması üzerine ulusal varlık fonları, (kısmî tasarruf fazlası bulunuyor olsa dahi) özellikle gelişmekte olan ülkeler tarafından bir risk kontrol aracı olarak oluşturulmaya/işlevlendirilmeye başlanmış ve böylece bir taraftan dünyadaki toplam ulusal varlık fonu miktarı genişlerken, diğer taraftan da emtia-dışı varlıklara dayanan fonların sayısı ve aktif hacminde %50-60’lara varan ciddi artışlar görülmüştür.

Varoluş

 

 

 

            2015 yılı verilerine göre, bahse konu ulusal varlık fonlarının %40’ı Ortadoğu bölgesinde, yine yaklaşık %40’ı Asya’da, %13’ü Avrupa’da ve yaklaşık %7’si ise Amerika ve diğer bölgelerde bulunmaktadır.

Mevcut Uygulamalardan Elde Edilen Tecrübeler

            Yazı genelinde bahsettiğimiz gibi ulusal varlık fonları devlete ait kaynakların tek elden idaresini öngören bir nevi finansal varlıklar havuzudur ve genel olarak tasarruf fazlalarının, stratejik amaçlara ulaşılması amacıyla etkin bir şekilde yönetilmesini sağlayan alternatif bir enstrüman özelliği taşımaktadır.

            Bununla birlikte, liberal felsefeden beslenen cari ekonomik sistemin işleyiş mantalitesi içerisinde devletin ekonomideki rolü ve büyüklüğünün mutlak olarak azaltılması öngörülmekte iken ve ayrıca kamu malî disiplininin sağlanmasına matuf hazine birliği ilkesinin aksine bütçe dışı fon uygulamaları genel olarak tenkit edilirken, ulusal varlık fonları da bütün bu teorik açıklamalara ters bir görünüm arz ettiği cihetle eleştirilere muhatap kılınmaktadır.

            Yine bu doğrultuda ulusal varlık fonlarına aktarılan kaynaklar kamu kaynağı olmasına karşın yeterli şeffaflık ve denetim mekanizmalarını bünyesinde barındırmaması, ciddi bir handikap olarak ortaya konulmaktadır.

            İçe dönük kapalı ve hesap verilebilir olmayan yönetim yapıları nedeniyle bilgi asimetrisi problemlerine neden olmaları yanında, kamu kontrolünde bulunmaları ve oldukça büyük bir portföyü içermeleri dolayısıyla da ulusal varlık fonlarının piyasa bozucu etkiler ortaya çıkarma potansiyeli taşıdığı bilinmektedir.

            Yatırım yapılan ev sahibi ülkeler açısından, kaynak ülkeden yatırım için gelen ulusal varlık fonlarının siyasi ve/veya ekonomik mülahazalar çerçevesinde kritik sektörlere stratejik konumlandırma amacıyla yatırım yapacaklarına dair endişeler ise konunun bir başka veçhesini oluşturmaktadır.

            Ulusal varlık fonları, yine aynı doğrultuda gerek yurtiçinde devlet hazinesine alternatif bir borçlanma potansiyeli taşıdığından faiz oranlarında artışa sebebiyet verebilmekte; gerekse yurtdışındaki yatırımlarında görülebilen esnek ve hızlı alım-satım stratejileri nedeniyle diğer ülkelerin para ve sermaye piyasalarında istikrar bozucu etkileri ortaya çıkarabilmektedir.

            Bütün bu risk potansiyeli karşısında ulusal varlık fonlarının kurumsal ve operasyonel faaliyetlerine ilişkin genel-geçer düzenlemeler yapılması zaruri hale gelmiştir. Bu bağlamda IMF çatısı altında oluşturulan uluslararası nitelikli bir çalışma grubunun raporu doğrultusunda ulusal varlık fonlarına ilişkin genel kabul görmüş prensipler ve uygulamalar, “Santiago Prensipleri” adıyla kayıt altına alınmıştır. Bu kapsamda küresel finansal sistemin istikrarına yönelik temel ilkeler; ulusal varlık fonlarının yasal çerçevesi, hedefleri, makro ekonomik politikalarla eşgüdümü, kurumsal ve yönetişim çerçevesi, yatırım ve risk yönetimi çerçevesi başlıkları altında belirlenmiştir.

            Bu prensipler, ulusal varlık fonlarının yapısı ve yönetimi için önemli kurallar sunmakta ise de esasen fonların hedeflerine ulaşmadaki etkinlik seviyelerini sınırlayacak ve ulusal varlık fonlarını adeta sıradan yatırım araçlarına dönüştürecek önemli kısıtlamalar getirmektedirler.

Ezberlerin Bozulması

            Biraz evvel yapılan açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere ulusal varlık fonları esasen, başta emtia gelirleri olmak üzere ortaya çıkan yüksek tasarruf fazlalarının değerlendirilmesine yönelik özel amaçlı fonlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin net doğal kaynak ithal eden bir ülke olduğu ve karşılaştırmalı yatırım-tasarruf oranlarını gösteren tablodan da izlenebileceği üzere toplam yurtiçi tasarrufların sabit sermaye yatırımlarını karşılamakta dahi yetersiz kaldığı hususları dikkate alındığında, oluşturulan ulusal varlık fonunun, klasik örneklerinden ziyade, öğretilmiş sistematiğin dışına çıkmak suretiyle, finansal piyasaları desteklemeye yönelik kuvvetli bir enstrüman olarak tasarlandığı açıktır.

Varoluş

 

            Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi, 2016 yılının ortalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek yasalaşan 6741 Sayılı Kanun ile kurulmuştur. Türkiye’de ulusal varlık fonu uygulamasına ilişkin ilk ve tek olma hüviyetine sahip bu düzenlemenin temel amacı; sermaye piyasalarının derinliğinin ve genişliğinin arttırılmasına katkı sağlamak, kamuya ait yurtiçi kaynakları ekonomik aktiviteye dâhil etmek, dış finansman sağlamak, büyük ölçekli ve stratejik önemi haiz yatırımlara iştirak etmek olarak belirlenmiş ve 2017 yılının hemen başında alınan iki ayrı Bakanlar Kurulu kararı ile Ziraat Bankası, BOTAŞ, Türk Petrolleri, PTT, Borsa İstanbul, TÜRKSAT gibi dev kamu kuruluş arına ait Hazine hisseleri, ETİ Maden İşletmeleri ve Çay İşletmeleri’nin tamamı ile Hazine’ye ait birçok taşınmaz ve Savunma Sanayi Destekleme Fonu’na ait olan veya tasarrufunda bulunan 3 milyar TL Varlık Fonu’na aktarılmıştır.

            Ayrıca, bahse konu düzenlemenin genel gerekçesi incelendiğinde, ulusal varlık fonunun; oldukça büyük bir maddi portföye sahip olan ve esasen bu değerlerini çeşitli yatırım araçlarına da yönlendirmiş bulunan kamu otoritesinin, bütün bu varlıklarını konsolide bir şekilde yönetmek suretiyle, finansal piyasalara yönelik spekülasyonların karşılanması ya da kırılganlıkların azaltılması şeklindeki stratejik amaca yönelik olarak oluşturulduğu görülmektedir.

            Bu fon sayesinde kamu tasarruflarını görünür kılmak ve piyasalarda istikrar sağlayıcı bir etki ortaya çıkarmak suretiyle iç ve dış aktörler nazarında güven tesis edilmesi hedeflenmekte; bunun yanında ülke ekonomisinin yapısal sorunlarını aşmasına yardımcı olması ve önemli bir dış politika enstrümanı olarak Türkiye’nin küresel güç mücadelesi içerisinde daha fazla öne çıkmasına katkı sağlaması şeklindeki beklenti, münhasıran bu ulusal varlık fonunun oluşturulmasına yönelik en önemli ve dahi kritik bir noktayı oluşturmaktadır.

Ekonomi Diplomasisi İçin Kritik Bir Araç

            Son dönem Türk politik hayatının belirleyici aktörü olan AK Parti’nin siyasal hayata, toplumsal yaşama ve dış politikaya dair yakın plandaki hedefleri açıklayan 2023 vizyonu, Türkiye’nin varoluş mücadelesinin odak noktasını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, temel hak ve özgürlüklere dayanan bir hukuk sistemi ve yönetim anlayışı ile uzlaşmacı ve katılımcı bir siyasal sistemin oluşturulması, değerlere referans veren eğitim ve kültür politikaları yanında kapsayıcı sosyal politikalar geliştirilmesi gibi siyasal ve toplumsal alana etki eden hamlelerin etkili bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir.

            İç ve dış politikaya oldukça geniş bir perspektif kazandıran bu vizyonun hayata geçirilebilmesinin en önemli unsuru ise refah seviyesinin arttırılması ve ekonomik güvenliğin sağlanmasına yönelik enstrümanlarının oyuna sokulmasıdır. Öyle ki bu sayede, iç milli güvenlik tehditlerini bertaraf edebilecek, dış kaynaklı politik ve ekonomik ataklara karşı da etkin bir savunma mekanizması geliştirmiş olacaktır.

            Kaldı ki, yönetimde istikrarı sağlamak maksadıyla uzun zamandan bu yana kamuoyunun gündeminde bulunan ve zihinlerde olgunlaşan cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin, 15 Temmuz darbe girişiminin de itici gücüyle hukuki alana tahvil edilmesine yönelik gerçekleştirilen halkoylaması neticesinde beklenilen düzeyde “yüksek” bir desteğin alınamamış olması, hem anılan “siyasal çalkantıyı” fırsat bilerek oluşturulmaya gayret edilen karmaşa ortamını önlemenin, hem de sosyo-ekonomik yaşamın daha istikrarlı hale getirilmesinin bir aracı olarak ulusal varlık fonlarını ve benzeri kurumsal ve operasyonel faaliyetleri daha da elzem hale getirmektedir.

            Bu bağlamda, kurgusal olarak birçok dünya örneğinden farklı bir şekilde sistematize edilen Türkiye Varlık Fonu, finans sektöründe piyasa derinleştirici etkiler sağlaması, makro yatımlara iştirak edilmesi, yurtiçi ve uluslararası projelerin finansmanı, gibi birçok kritik ekonomik hamlenin gerçekleştirilmesi yanında, esasen ekonomik diplomasi açısından Türkiye’nin çoklu ajandasının stratejik yönetimi bağlamında kritik bazı uygulamaların önünü açmak maksadıyla hayata geçirilmiş ve bu nedenle de, henüz hiçbir faaliyeti bulunmamasına rağmen ulusal düzeyde politik ve akademik camia yanında uluslar arası seviyede ise başta derecelendirme kuruluşları olmak üzere muhtelif piyasa aktörleri tarafından tenkit ve tartışmalara konu ve malzeme edilmiştir.

            Henüz yapılanma ve kaynak konsolidasyonu aşamasında bulunan Türkiye Varlık Fonu, yol gösterici dünya örnekleri, finans piyasalarına yönelik uluslararası standartlar ve Santiago Prensipleri’ni de dikkate almak kaydıyla proaktif ve risk odaklı bir yönetim politikası belirleyerek küresel düzeyde kredibilitesi yüksek bir yapı oluşturulması ve Türkiye Varlık Fonu’nun emtia gelirleri ya da yüksek tasarruf fazlalarına dayanan bir fon olmadığı dikkate alınarak, sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik olarak hem ilgili fonun mali yapısının daha da kuvvetlendirilmesi hem de kendi öz kaynaklarını geliştirebileceği bir alanın sağlanması yönündeki siyasi iradenin varlığı, Türkiye’nin uzun vadeli bölgesel ve küresel hedeflerine ulaşması açısından büyük önem arz etmektedir.

          Bu şekilde bir yönetim anlayışı, Türkiye’nin, Varlık Fonu’nun vasıtasıyla özellikle gelişmiş ülke piyasalarındaki operasyonları için elini kuvvetlendireceği gibi, yoğun şekilde dış kaynak ihtiyacı bulunan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gerçekleştirilecek faaliyetler için de rekabet avantajı sağlayacak ve işbu ülkelerin küresel hegemonik sisteme olan bağımlılıklarının azaltılması için de kendilerine önemli bir fırsat sunacaktır.

            Aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu’nun, ülkenin siyasi güvenlik çıkarları da göz önünde bulundurularak ekonomi diplomasisinin bir aracı olarak etkin bir şekilde kullanılarak, orta gelir tuzağından çıkılmasında ve sürdürülebilir ekonomik kalkınma sağlanmasında son derece önemli bir enstrüman olacağı değerlendirilmektedir.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Varoluş mücadelesinin kritik enstrümanı: Türkiye Varlık Fonu
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.