Kütüphaneler

Eğitim sistemi içinde kütüphaneler tarih boyunca çok aktif olarak yer almıştır. Bir okul gibi işlev gören kütüphanelerin Türk eğitimine katkıları neler olmuştur?

EĞİTİM .
kütüphaneler

İslâm dininin İran'daki yayılması sırasında eski İran dini inançlarıyla karşı karşıya gelmesi, Orta Asya'da Türk Budizmi ve Hint Budizmi ile, Anadolu'da başta Hıristiyanlık olmak üzere çeşitli inançlarla karşılaşılması çeşitli mezheplerin ve tarikatların çıkmasına yol açtığı gibi; gerek İslamî gerekse dağılma alanlarındaki değerli kitapların Arapçaya çevrilerek mevcut bilginin "İslâmileştirilmesi çalışmaları" bir çok özel ve yarı-resmî kütüphaneleri doğurdu.

Bu kütüphanelerden "Beytü'l-Hikme"ler, Emeviler zamanından itibaren kurulmaya başlayan ve Abbasiler zamanında da devam eden büyük tercüme, araştırma ve inceleme merkezleri idiler. Başta Circis bin Cibril olmak üzere çeşitli tercümanlar Yunanca, Latince, Pehlevice, Farsça ve Süryanice'den birçok eserleri Arapçaya çevirmişler; bu çeviriler kütüphanelerde okunmaya, araştırılmaya ve çoğaltılmaya başlanmıştı. Özellikle Harun er-Reşit ve el-Me'mun zamanında kitap çevirme ve çoğaltma çalışmaları altın devirlerinden birini yaşamıştır.

Bu kütüphanelerde aynı zamanda bilimsel toplantılar da düzenleniyor ve meşhur tartışmalar yapılıyordu. Bu tartışmalara hadisçiler, fakihler, "mutezile" denen rasyonel akımın temsilcileri de katılıyorlardı. Abbasi halifeleri Bağdad'tan Samarra'ya geçince ve medreseler öğretim faaliyetinin büyük kısmını üzerlerine alınca yavaş yavaş etkinliklerini kaybetmeye başladılar.

Beytü'l-Hikmelerin devamı olarak ortaya çıkan "Hizanat el-Hikme"ler ise gene sultanlar ve zenginler tarafından, araştırmacılara açık olarak kurulmuş kütüphanelerdi.

Bu iki tip kütüphaneden değişik karakterde olan "Dârü'l-İlim"ler ise daha ziyade şii kütüphaneleri ve eğitim kurumları olarak gelişti. Özellikle Mısır'daki el-Hakim Dârü'l-İlimi, şii İsmailiye mezhebinin propagandasını yapacak "dâî"ler yetiştiriyordu. Bu kütüphanelerdeki tartışmaları İsmaili âlimleri yönetiyorlar, buralara topladıkları gençleri uzun ve yoğun bir eğitim sürecinde istedikleri biçimde eğittikten sonra propaganda için Suriye, Irak ve İran'a gönderiyorlardı. Kur'an'ın şii görüşlere göre tefsirinin yapıldığı, hadislerin gene bu anlamda seçilip yorumlandığı bu merkezlerde çalışan öğretmen ve öğrencilere, vakıflar tarafından belli ölçülerde burs ve başka yardımlar da yapılıyordu.

Dârü'l-İlimler daha sonra Suriye ve Irak'a da yayıldı. Bu ülkelerde açılmış olan bu kütüphanelerin ortak özellikleri olarak şunlar tespit edilmiştir: Buradaki çalışmalar vakıf düzenine göre yapılıyordu, özel bir bina içinde idiler, genel kütüphane hizmeti görüyorlardı, şii propagandası yapıyorlardı, âlimler ve öğrenciler burada kalabiliyordu ve düzenli bir öğretim yapılıyordu.

Dârü'l-İlimler, Irak, Suriye ve Mısır'da bulunan Müslümanlar arasında şia görüşlerini yayacak adamlar yetiştirirken uyguladıkları eğitim sistemi ile hem medreselerin kurulma sebeplerinden birini yaratmışlar hem de düzenli öğretim, öğrencilere yatacak yer, malî yardımlar gibi yönlerden onlara örneklik de etmişlerdir. Bunun yanı sıra medreselerle zıt bir öğretim içinde bulunduklarından, bir yerde birisi kurulurken diğeri yıkılma durumuna gelmiştir.

Küttablar ve mektepler

İslâmiyetin doğuşu sırasında Arap harflerinin şekilleri iyice belirlenmiş ve kıvrak denecek bir yazma işlemini de yapabiliyordu. Bu harflerle yazılmış yazıları okuyabilen oldukça fazla adam da bulunuyordu. Zaten Kur'an'ın hemen en doğru şekliyle kaydedilmiş olması, hadislerden hiç birisiyle karışmamış olması da bu yazı ve okuma-yazma bilenler sayesinde mümkün olmuştur. Bu nedenle İslâmiyetin doğuşundan itibaren okuma yazmanın önemi anlaşılmış, okur-yazar sayısını arttırmak için birçok tedbirler alınmıştır.

"Küttab" veya "mekteb" denilen yerlerin esas amacı yazı yazmayı ve okumayı öğretmekti. Zaman içinde okuma-yazmanın yanı sıra Kur'anı okuma, basit dinî bilgiler ve ibadet şekilleri, hattâ zamanla basit hesaplama yolları da öğretilmeye başlandı ve bu eğitim kurumları çeşitli yönleriyle bir eğitim kurumu haline geldi.

Bu şekilde ortaya çıkan mektepler kısa zamanda İslâmiyetin yayıldığı her yere yayıldı. Burada ders veren öğretmenlerin vergiden ve askerlikten muaf olmaları, yaptıkları eğitim-öğretim karşılığında ailelerden belli bir ücret ("hak") almaları bu okulların hızla yayılmalarına neden oldu. Burada ders veren öğretmenlere "kâtib", "fakih", "muallim" gibi adlar verilmiştir ve bizim kültür çevrelerimizde "muallim" ismi yaygın kabul görmüştür. Burada ders veren öğretmenlerin yardımcılarına "kalfa" (halife) dendiği gibi, bu okullar Anadolu'da "mekteb-i sebil", "sıbyan mektebi" gibi adlar da almışlardır.

Görünüm zengin & masaüstü ekranı
Mobile git Kütüphaneler
Yasal Uyarı: on5yirmi5.com'a ait özel içeriklerin metin, görsel ve diğer dosyalarının tüm hakları on5yirmi5.com'a aittir. İçerikler aktif link verilerek kısmen kullanılabilir

Yorumlar

bu haber için ne düşünüyorsunuz
Küfür, hakaret vb. yorumları yayınlayamayız.

Çok Okunanlar

on5yirmi5.com takip edin
Hakkımızda Künye İletişim Reklam

Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Hata Bildir - Görüş Yaz

Copyright © 2008-2019 - Tüm hakları saklıdır.