Yusuf Özalp
etiketler: yusuf özalp dost arkadaş Zifiri karanlığın çığlıklarını attığı şu günlerde, kalplerinizde boş olan sandalyelere otağını kurmak isteyen o kadar çok gönüllü olacak ki siz onlara yer verme düşüncesi içinde iki büklüm olacaksınız. Önce, gönül dünyanıza atılan ilk tohumların üzerine, bir miktar ab-ı mutahhar serpiştirerek yeşertmeye çalışma gayretine gireceksiniz. (yol gözlemek)Bir an için ayn-i rah’ken sirkeci tren garında kuruyan dudaklarınıza bir damla bile olsa ab-ı hayattan sürerek şu dünya hayatında, çevrenizde semazenler gibi dönenlerin arkadaş mı dost mu olduğunu sinelerinizi hesaba çekerek ahd-ü peyman edeceksiniz. Belki de ahd-ü peymanlar içinde hercü merc bir hayat yaşarken Fuzuli’nin şu sözü aklınıza gelir. ‘Sözü insan olur amma özü insan olmaz’. İnanamayacaksınız ama bir vakt-i sabahın engin dakikalarına kadar düşünüp karar verme heyecanı içinde kıvranırken kararsız bir duygu içinde bulunduğunuz şimendiferin gittiği yöne doğru hareket edeceksiniz. "Varak-ı mihri vefayı (dostlukla sevgi vefasının yazılmış olduğu kâğıdı) elinize alıp okumaya başlayacaksınız. Pencereden dışarıya bakmadan önce yanınızda ki koltukta hiç kimsenin olmadığını gördüğünüz an, derin bir his yoksunu içinde ellerinizin üşüyüp birbirlerini ovduğunun farkına varacaksınız o an diyeceksiniz ki dost böyle olmalı: On parmak gibi bir değil ama on parmak gibi birbirine sımsıkı sarılıp ayrılığı hiç düşünmeyendir. Geceyi yarıp doğmak için vaktini beklemiş olan güneşin kızıllığını görüp ufuktaki ince çizgiye şimendiferin penceresinden daldığınız an, gözlerinizin önünde ki sis perdesini yaran kızıllığın kaybolduğunu hissettiğiniz vakit iç dünyanızda kıpırdamaya başlayan şu sözcükler dökülmeye başlayacaktır. Arkadaş mı? Dost mu? Şimendiferin koltuğunun soğuk olduğunu hissetmeden yakaza halinde olduğunuzu anlayamadan daha sonra uyuduğunuzu fark edeceksiniz.
Rüyada ve hülyalarınızda çok şanslı olduğunuzu düşünürken; içinizde ansızın beliren bir korkunun kalbinizi terk etmediğini, dudaklarınızın mırıldanmasında anlayacaksınız. Bu korku size çevrenizde hiç kimsenin kalmayacağına şahit olacağınız anı düşünmeye itecektir. İşte bu zaman da size lazımlık olan ebedi dostluğu aramak için ufukta gördüğünüz ince çizginin peşine düşeceksiniz. Ufukta kızaran tan yerini görüp his dünyanızı harekete geçirdiğiniz an aklınıza düşecek bizim genç adam. Sonrada "Varak-ı mihri vefayı (dostlukla sevgi vefasının yazılmış olduğu kâğıdı) elinize alıp son kısımlarına yazmaya başlama gayretine girersiniz. Düşüncenin içindeki düşünceyi sorgularken der ki bizim genç adam her gün babasına; 'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi. Baba, itiraz eder bu duruma ve derki: Olmaz öyle çok dost, hakiki dost belki bir, belki iki tane olur. Baba ile çocuk arasında devam eder durur konuşma... Aralarında tam bir tartışma başlarken karar verirler bir sınava. Bu sınav sonucunda dostun hakikisini anlamaya çalışacaklardır. Bir akşam bir koyun kesip, koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür bildiğin bütün dostlarına'.Çuvaldan kanlar damlarken, dışarıdan gören insanlar derler ki sanki bir adamı öldürüp de, çuvala koymuş. Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostunun kapısına. Açar ilk gittiği kapıdaki dostu, bakar ki bir çuvala, hem de kanlı, almaz içeri arkadaşını ve kapar hızla kapıyı delikanlının suratına.
Böylece tek Dost mu? Arkadaş mı?
Dolaşır delikanlı, kendince sevip saydığı bütün dostlarının kapısına. Ne çare, hepsinde de yüzüne kapanan kapılar vardır.
Genç adam gerisin geriye döner. Ama içten içten viran olup yıkılır. O anda belkide Hayali’nin şu beyiti (O mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler) aklına gelir ve dost bildiği kişiler için bu beyiti sayıklaya sayıklaya babasının yanına gider.
Babasına dönerek; 'haklıymışsın baba ' Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana. Baba 'hayır evlat 'der, benim bir dostum var ve sen şimdi çuvalı al sırtına bir kerede git benim dostuma.
Genç adam, çuvalı sırtlayarak alnından ter, çuvaldan kanlar damlar. Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye ekerler üzerine sarımsak...
Genç adam gelir babasına; 'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz der. Şimdi sen yarın git O'na, çıkart amansız bir kavga ve o arada atacaksın iki tokat, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, maksadı dostun hakikisini anlamaktır.
Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!
Der ki tokadı yiyen Dost; 'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını öyle iki tokada'! .
O anda tokadın sıcaklığını yüzünüzde hissedeceksiniz. Uyanıp neler oluyor demeye kalmadan ellerinizi yüzünüze götüreceksiniz ve bakacaksınız ki güneş tam yüzünüze vurmakta.
Yüzündeki sıcaklığın tesiriyle rüyadan uyanan genç bir hanım efendi gerçek dostunu aramak için o zaman sahralardan geçecektir.
Son Güncelleme 19 Aralık 2011 | 10:46