Anasayfa / Yazarlarımız / Yılmaz Yılmaz / Kendini tanı önce

Kendini tanı önce


etiketler: yılmaz yılmaz

Elimde çayım, odamda kendi halimde otururken, eski bir öğrencim,  can ciğer öğrencim, sıkıntılı olduğunu söyleyiverdi. Konuştuk… İnsan olmak zor, ama tercih yücelerden yüce olan tarafından yapıldığı için de kabul edilemez değildi. Hem en şerefli yaratılmış olmak hem de istemediğimiz durumlarla yüz yüze kalınca pes etmek ya da istifa etmek hayattan… Hiç olur mu? Keşke her insanın kalbi senin kalbin gibi huzursuz olsa, dedim… Evet, huzursuz olsa dedim; ama bu huzursuzluk başka huzursuzluk… Hani büyük bir dimağın ifadesiyle “bizde stres yoktur, biz de hafakan vardır” denilen halden farklı değildi aslında onun bu hali… Halini, halim bildim ben de…

Aslında bir şeylerden sıkılmaya başlamışsa insan...
Dönüp kendi içine bakmanın zamanı gelmiş demektir.
İç...
Evet, her şeyin başladığı ve bittiği yerdir "iç"
İçimizde başlıyor tüm problemler
İçimiz iyiyse biz de iyi oluyoruz haliyle...
Hani, Allah Rasulünün bir kutlu hadisinde buyurduğudur:
“Sizde bir et parçası vardır,
O bozulursa bütün vücut bozulur,
Ama o salah bulursa ( sağlam olursa, temiz ve taze kalırsa)
Bütün vücut da öyle temiz olur...
Dikkat edin o et parçası KALP'tir”
Ne de güzel koymuş teşhisi Efendiler efendisi…
Bizim hastalığımız kalbimizde başlıyor
Önce ona laf anlatamadığımız,
     Söz dinletemediğimiz için kaybediyoruz
Ne kızacağımız şey belli ne de içten gelerek, samimi bir biçimde sevineceğimiz hâl belli...
Ağız dolusu gülmelerimizde bile bir sathilik, yüzeysellik var...

Zaten kalbin; üzülme, merhamet etme, hüzün gibi melekelerini, özellikleri olduğunu da çoktan unutuverdik…
Hani şairin ifadesiyle “Hüzün ki en çok yakışandır bize” idi.

Hiç olur mu?

Yani üzülmeyen, hüzünlenmeyen ve merhamet etmeyen kalp...
Milletimiz ne güzel bir isim bulmuş böylesi bir kalbe sahip olana bakın: Taş kalpli...
Hatta mecazlaştırmış, soyut kimliğe bürümüş "kalpsiz" demiş…
Af Allah'ım...
Af Allah'ım...
Nimet olarak verdiğin kalp; şimdi sinelerimizde "nikmet" oldu...
Aslında bir dolu güzelliğe barınak olan kalbimiz şimdi kimsesiz, sahipsiz kuşları bırakın yol ortası cinayetlerinde hayata veda edenlere dahi acımıyor, acıyamıyor...
      Sonra…
Alçakgönüllü olmanın en güzel örneğini yaşayan...
Karanlık gecede kör misali ilerlemeye çalışan biz insanlara kandil olan, ışık olan
Efendiler Efendisi
...
O değil miydi tevazu sahibi olmanın erdem olduğunu buyuran...
Hani nerde kaldı bizim tevazuumuz...
Rica ederim, kiminle yarışıyoruz, kime neyi kanıtlamaya çalışıyoruz...
Bırak birileri bize "sen bir şey bilmiyorsun"
"İşe yaramazsın, senden adam olmaz" desin...
Desin de: Evet, Allah'ım... Bugün bana böyle diyorlar, ama doğru söylüyorlar biliyorum... Diyelim...
Çünkü ben nasılsam insanlar da öyle aslında...
Yani birileri benden şikâyetçi ise kendi halimi düzeltmeli, değil miyim?
Bunları demedikten sonra...
İstediğin kişisel gelişim kitabını oku...
Sadece burnun biraz daha büyür...
Ama kulak ver Habib-i Şefik'in sesine.

Ey Sâlik!
Haktan özge yâr aradın ve şimdiye değin kimlere gönül düşürdün bilmem kaç defa?
İçindeki benlik putunu yıkamadın, boyun eğdin onun her dediğine…
Akşam olmadan sabahı değerlendir bir an evvel…
Kulak ver ve kendine gel…                   

Son Güncelleme 14 Haziran 2011 | 14:59




  • Yorumunuz:

  • cevahir
    yazi biraz siradan ve genel gecer olmamis mi? yazici arkaads biraz citasini yukseltmeli.
    15 Haziran 2011 22:27