Samet Doğan
etiketler: suriye sınırlara sayanıyoruz samet doğan gençlik Bu güne kadar Ortadoğu’ya gerçekleştirdiğim tüm gezilerimde, yaşadığım topraklardan sınırın ötesine geçtikten sonra ayrı bir dünyaya kapı araladığımı ve orada bir yabancı olduğumu hissetmiş değilim. Yozgat veya Şam, hiç farketmez. Doğu, binbirgece masallarını andıran efsanevi şehirleriyle, esrarengiz, sessiz ve duygusal insanıyla, sokakta koşuşturan neşeli çocuklarıyla hep aynı terennüm oldu benim için. Doğu biziz, biz doğuyuz. Sınırlar hiçbir şekilde bizi birbirimize karşı sınırlayamaz.
Söz konusu Ortadoğu olunca, sınırlar ancak devletlerin derdi olabilir. Doğu insanının ruhuna sınır koymak isteyen rejimler, asırlardır bu zengin coğrafyada varlık gösteren yüksek ve mümbit ruhun dizginlenemeyeceğini bugün acı bir şekilde öğrenmiş oldular. Suriye’nin despot hükümetinin devrilmek üzere olan lideri Beşar Esad ülkesinden Türkiye sınırına kaçan halkını –sınır tanımayan, sınırsız kucaklanmak isteyen- tüm engellemelere ve silah zoruna rağmen durdura bildi mi? Tüm çağrılarına insanlar, “Al ülke senin olsun, biz Meksika Sınırı’na vardık çoktan” diye karşılık vermedi mi?
Evet, Suriye halkının Meksika Sınırı Türkiye sınırı oldu. Bu, Türkiye ve Türk halkı için tarihi bir kazanımdır. Bir komşu halkı, çıkarsız, sebepsiz ve sınırsız bir sevgiyle kucaklamak ancak bize yakışırdı. Uzun bir zamandır sınırlarla bağlarımızın koparılmaya çalışıldığı bu coğrafyada bugün yaşadığımız gurur verici hadise sebebiyle sınırlarımızın ötesinde yaşayan kardeşlerimizin bize hala nasıl bir güvenle baktığını birçoğumuz yeniden keşfediyoruz. Ruhun ve sistemin dayanılmaz gıdası olan vicdan ve adalet, dün nasıl dünyanın imrendiği bir konuma getirmişse bizi, yarın insanlık vicdanının tarihinde bizleri istikbalin başköşesine oturtacak.
Yanı başımızdaki Suriye’yi bugün anlamlandırmak, İslam coğrafyasında yaşananları anlamak demektir. Senaryo hep aynı, birileri katliam yapıyor, insanları işkenceden geçiriyor. Bu zalimliğe sesini yükseltenleri ise, “Hayır, bunlar işbirlikçi, ajan, bakın biz anti-emperyalist bir ülkeyiz, sakın bu özgürlük adı altında ayaklananlara inanmayın, siz işinize bakın biz onların hakkından geliriz.” şeklinde mesaj vererek halkın kafasını karıştırmaya ve içlerinde yeşeren isyan duygusunu bastırmaya çalışıyorlar.
Dünya değişti, insanlar değişti, kalıplar değişti, biz değiştik. Artık binlerce kilometre uzaklıktaki acıyı yanı başımızdaymış gibi duyabiliyor, hissedebiliyoruz. Suriye’deki, Ortadoğu’daki gerçekleri görmemek için batı insanı gibi ruhsuz olmak gerekiyor. Rejim askerlerinin halkına ve bütün dünyaya korku salmak için yayınladığı işkence videoları bize sadece gerçekleri gösteriyor. Korkmuyoruz, Suriyeli devrimci kardeşlerimizin yanındayız...
Bu ülkenin gençleri Tahrir Meydanı’nda yakılan ilk ateşten beri kendi coğrafyasında olan biten her şeyi takip ediyor. Ülke rejimleri kendi halklarının ayaklanmasından korkarak yanı başlarında yapılan bütün katliamlara sessiz kaldılar. Fakat bu topraklarda yaşayan gençler, Ortadoğu’yu sömüren bütün güçlerin dayattığı bütün korkulara rağmen yapılan zulme, adaletsizliğe ve işkenceye duyarsız kalmıyor. Aylardır düzenlenen bütün gösterilere akın akın gittiler. Yazdılar, çizdiler, tepkilerini gösterdiler.
Şimdi de Mavera Gençlik, Genç Öncüler, MTTB, Anadolu Gençlik, Özgür Açılım Gençliği, Hür Beyan Gençliği, Kurtuba ve İhtiyar gibi büyük gençlik hareketleri yeniden bir araya gelerek çok anlamlı bir protestoya imza atıyor.
Bu ülkenin duyarlı ve onurlu gençleri artık meydanlardan Suriye sınırına koşuyor. 16 Temmuz tarihinde, Baas zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Suriyeli kardeşlerimizi kucaklamak ve "Hoşgeldin" demek için, gözlerini korku bürümüş çocuklara oyuncak götürmek için, çocuklarının geleceği adına endişe içinde kalan annelere moral vermek için bir gece orada kalmak üzere yüzlerce genç bu organizasyonla Suriye-Türkiye sınırına gidiyor.
Genç kardeşlerimizin bu onurlu davranışıyla, bütün dünyaya bu ülke gençliğinin haksızlıklara, adaletsizliklere nasıl bir sivil vicdan ile başkaldırdığını gösterecek. Büyük partiler, büyük cemaatler, büyük STK’lar ve büyük komiteler sessizliğe bürünmüşken, Suriye’den kopan çığlığa Türkiye’den diri, coşkulu, cesur ve gür bir ses DUR diyecek.
Genciz, bacaklarımız ve ruhumuz diri, bütün hızımızla meydanlardan sınıra koşuyoruz!
Hey!
Sen de genç misin?
Gelecek misin?
Son Güncelleme 25 Haziran 2011 | 12:40