Özgür Atasoy
etiketler: özgür atasoy necip fazıl hüzün kant İnsan doğasında bulunan bir duyguyla selamlaşalım sevgiliyle… Hüzünlenmek kimi zaman insanın en haz aldığı zamanlarda cereyan ederken kimi zaman da en sıkıntılı anlarda sıkıntıya daha çok sıkıntı olarak beliren bir duygu olarak tanımlanabilir.
“Hüzünlü değilim mizacım böyle“
Hüzünle kavuşmanın ön koşullarından biri de Aşk kavramına içten bağlılıktır. Aşk insanın kendisinden vazgeçip ve tekrar kendisini aramaya koyulması olarak düşünülecek bir nosyondur. Sevgi, tutku, alışkanlık, kendini bulma… Gibi temellendirilen yollarda arayışın birer simgesi olarak da düşünülebilir.
Dünyada bu konuda hemfikir olacak birçok insanı da selamlayabilirim. Bu nu tahayyül ederken asla tereddüde düşmem. Onlarda benim samimiyetimle beni selamlayacaklarından da eminimdir. Çünkü onlar, benim haldaşlarımdır.
Aşk kavramının tanımlanma konusunda farklı farklı tanımlamalar yapılmıştır. Bu tanımlamaların doğru olduğu kadar yanlış olduğunu da tartışılması gereken bir diğer noktadır. Bir kavramın insanları bu şekilde tesir altına alınmasını da anlamış değilim. Alışkanlıktan başka ne olarak görülebilir merak ediyorum. İnsan her baktığı yerde görmek istemediği insanı görmek istemezse o insanı diğer yüzlerde nasıl bulur. Demek ki insan doğası özü gereği acıdan kaçan hazza da yanaşan tavır sergileyen bir yapısı olduğunu söyleyen faydacılık ekolüne bir eleştiriyi de doğurabilir. Faydacılık ekolü bu noktada sekteye uğramaktadır. Her şey güzel olacak diye olumlamalar ile her şey gerçekten güzel mi olacak. İnsan zihninde sürekli olarak tasarlamaktan kaçmadığı bu hayaller dünyasından somutlaştırdığı kavramlarla kurtulabileceğini düşünenlerde nitekim az değildir.
İnsan doğası gereği hazzı istediği kadar acıdan da keyif alabilen bir yapısının olduğunu söylersek yanlış bir ifade olmayacaktır. Âşık olduğu insandan yeterince karşılık alamayan veya yeterince karşılık almaya çalışırken âşık olunan insanın bir an için uzaklaşıp kaybolması... Vs Bu duruma şahit olan âşık olunan değil de âşık olanın en büyük acılardan birini yaşamasının olanaklı kılınması. Yaşa bu acı seni yüceltecek. Korkmadan veya üzülmeden yollara düşünmeden yürümeni de sağlayacak olan da bu dur.
Önünde ki yaşamı bir an için kaçırmaya başladığın andır o an. Dün bugünün yarının olduğunu da asla unutmayacaksındır. Çünkü dün de kalarak bir şeyler çözmeye çalışacaksındır.
“Geçmişe bağlı kaldığın sürece geleceği kaçırırsın “ diyen zatla da hemfikir olduğumu da belirtmem de yarar var. Tarihsel süreçler iyice anlaşılmalı denmesi elbette bu konudan farklı olarak düşünülmesi gereken bir diğer husustur.
Titrek dudakların, üşüyen gözlerin ve sesinin dokunuşunu seyre daldım.
Katılımsız gözlem araştırmacının izlediği deneğe müdahalede bulunmadan yaptığı gözlemdir. Deneğin araştırmacı tarafından gözlenildiği de bilinmemektedir. Doğal seyri içinde araştırma şekillenmeye çalışılmaktadır. Âşık olan bir araştırmacı olarak, Âşık olunan kişi ise bir denek olarak düşünülmeli. Platonik aşk denilen kavramın bununla aslında uzaktan yakından bir alakası yoktur. Platonik aşk uzaktan sevmek anlamına gelmediği de aşikârdır. Platonik aşk ta sevgiliyle görüşüldüğü halde sevgilinin hiçbir kusurunun olmadığına şahit olmaktır. Sevgi mükemmel yaratılmış insan ötesi bir varlık olarak bile düşünülmüştür.
Katılımsız gözlemle seni izlemekten haz alıyorumdur. Bu acıya karşı duyduğum büyük bir sevgidir aslında. Bu yöntemle izlenen sen platonik aşkla bağdaştırılması da yanlıştır.
Sen seni aramaya koyulmaya başladığında, sen seni zaten bulmak için çaba harcayacaktır.
Kant ” insan iki dünya da yaşayan bir yaratıktır”.
Asıl aşkımız metalaştırdığımız bir kavram olmasını reddediyorum. Dogmatik olarak kabul ettiğimiz aşkımıza olan aşkımız da karşılıklıdır. O aşk bizim kendimizi kabullenmemizde en büyük yardımcımızdır. Kendimizi tanımlamamızda en büyük amaç için kapılarına aralık bırakır…
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...
Necip Fazıl Kısakürek
Son Güncelleme 30 Ocak 2012 | 11:17