Anasayfa / Yazarlarımız / Özgenur Reyhan Güler / Balıkçı Deyip Geçmeyin…

Balıkçı Deyip Geçmeyin…


Özgenur Reyhan Güler

etiketler: özgenur reyhan güler rosenbergler ölmemeli alain decaux şehir tiyatroları

Fransız yazar ve tarih araştırmacısı Alain Decaux tarafından kaleme alınmış olan “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunu 19 Ocak Perşembe akşamı Harbiye Muhsin Ertuğrul Şehir Tiyatroları’nda izledim. Aslında Türkiye’deki prömiyeri 1976’da İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından yapılmıştı. 70’li yıllarda TRT Televizyonunda oynamış, orjinal adı “Les Rosenberg Ne Doivent Pas Mourir” olan bir Fransız dizisi olarak yayınlanmış(tı). Tiyatro oyunu olarak ikincisiyse, 2011-2012 sezonunda yine İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çıktı karşımıza. Öyle Bir geçer Zaman ki dizisinin Balıkçısı Orhan Alkaya’nın yönetmenliğinde ve müziklerde Timur Selçuk farkıyla.

Konusuyla, oyuncularıyla, müzikleriyle bilhassa zaman zaman gözlerden yaş getiren dramıyla bu sezon izlenmeye değer bir oyun olan “Rosenbergler Ölmemeli”nin özellikle sahnelenme tekniğine değinmek istiyorum. Oyunda akıllıca kullanılan dekor başta basit gözükse de, sahne ilerledikçe anlam kazanıyor. Sahnelemede kullanılan video kamera tekniği aslında yönetmenin Avrupa’daki oyunları takip ettiğinin göstergesi. Avrupa ve Amerika’da kullanılan bu teknik Şehir tiyatrolarında da uygulandı nihayet. Oyun esnasında oyuncuların yüz ifadelerini dekorun önündeki perdeden görebildiğiniz bir teknik. Böylece dönemin duygusunu ve dramını daha iyi yakalayabiliyor ve oyunun içine daha iyi girebiliyorsunuz. Mazlum Kiper, Ali Mert Yavuzcan, Aslıhan Kandemir, Mert Tanık, Ali Gökmen Altuğ, Ozan Gözel, Yeşim Koçak, Kutay Kırşehirlioğlu, Ertuğrul Postoğlu, Buket Yanmaz, Murat Coşkuner, Osman Gidişoğlu’nun da muhteşem oyunculuklarıyla elbette.

Oyunda gözüme çarpan aksaklıklarla ilgili söyleyebileceğim tek şey sanatçıların interaktif bir şekilde diyalog halindeyken arkalarını döndüğünde seslerinin seyirciye zor ulaşmasıydı. Repliklerin duyulması için ufak bir sistem ile bu sorunu giderebilirler diye düşünüyorum.

Oyunun konusuyla ilgili çelişkili yorumlar olmasına rağmen kısaca değineceğim.  1950’lerin Amerika’sında Sovyetler Birliği’ne atom bombasının yapımıyla ilgili veri aktarmak ve ABD’ye ihanet etmekten suçlanan Rosenberg ailesinin idamlarıyla sonuçlanan olaylar zinciri, aslında ilk olarak bayan Rosenberg’in kardeşinin iftiralarıyla başlamaktadır. Suçsuz olduklarını söyledikleri halde, işlemedikleri suçu üzerlerine almaları halinde cezalarının hafifletileceği söylenmesine rağmen kabul etmeyip onurlu bir şekilde ölmeyi tercih eden Rosenberg’lerin öyküsünü farklı değerlendirenler de var. Sabah Gazetesinde okuduğum Engin Ardıç’ın Kruşçevin, 1950 yılında ilk Sovyet Atom bombasının yapımında "Rosenbergler'in katkılarından çok yararlandıklarını" söylediğine ve suçlu olduklarına değindiği yazısında, "Nükleer denge sağlamak yoluyla barışa katkı" safsatası olarak değerlendirdiği Rosenbergler davası, bir Çernobil çocuğu olarak bana göre ister barışa katkı olsun ister suç, sonuç itibariyle bir görüşe hizmet etmiştir. Nitekim yarım asırdır hala kahramanlık örneği olarak işlenmekte ve anılabilmektedir. Orhan Alkaya’yı ve ekibini bu davayı bize görsel bir şölen olarak aktardıkları için tebrik ediyorum.

 

Son Güncelleme 28 Ocak 2012 | 10:56




  • Yorumunuz:

  • e. coşar
    Yazınızı okumadan önce Engin Ardıç'ın yazısını okudum.Çok da üzüldüm doğrusu.Davada ki iddanameleride incelesymiş keşke ama incelemez o. İddanamede Rosenbergler'in evinde bulunan bir masa tasarısının çizimlerini delil olarak gösteren idda makamının sorduğu soru; Evet sayın jüri bu masa tasarısı olan çizimi (kağıtı jüriye göstererek ) sizlere gösteriyorum. Bu çizim de masanın bir çekmecesi de var. Acaba o çekmece de ne var. Aslında cevap basitmiş. O çekmece de Engin Ardıç varmış. Kim nasıl çıkarttıysa onu o çekmeceden yargılanmalıdır bence.Kaç yıldır takip ediyorum bu adamın yazılarını be vatandaş bir insan hiç mi hükümetin bir uygulamasından şikayet etmez. Yada muhalefetin hiç mi bir tavrını beğenmez. Başa geldiğinden beri bu hükümete karşıyım ama beğendiğim uygulamaları da yok değildir. Bu ülkede köşe yazarı tarafsız olamıyor demek ki.
    10 Nisan 2012 23:49