Anasayfa / Yazarlarımız / Ozan İncesaraç / "Atatürksüz" Anayasa

"Atatürksüz" Anayasa


etiketler: ozan incesaraç anayasa chp bdp ak parti atatürk

İnsan korkaktır ve doğasının ürkekliğini sosyalleşerek bastırmaya yönelir. Diyebiliriz ki eğilimleriniz çoğunlukla keyfiyetten değil ama mecburiyetten kaynaklanır.

Evet, insan korkaktır; tüm bu Vandalizm ve savaş çığırtkanlıkları da zaten karşısındakinden çekinen zihnin, rakibini safdışı bırakmak için güç kullanımını kendine hak görmesinden ileri gelir.

Korkan insan, sığındığı topluluğa taparcasına biat eder, yüceltir. Yani toplum içinde ‘cemaatleşme’ esasında kişilerden gelen talepler üzerine natürel bir hadise şeklinde cereyan edecektir. Cemaat terimini yalnızca İslami bir genre çerçevesinde değil, daha geniş bir sosyolojik spektrumda ele almalısınız savımızı masaya yatırırken, yoksa çuvallarsınız!

Her türlü düşünce fraksiyonu cemaatleşebilir, nitekim öyle oluyor; Kemalist cemaat, artık kalmasa bile Sosyalist-light Komünist cemaat, sanat/eğitim/kültür/spor cemaati vs vs.. Türkiye’yi 1923’den bu yana militarist-bürokrat cemaati yönetiyordu ve müritlerine kayıtsız şartsız teslimiyeti şart koştu. Emperyalizmi –sözüm ona- Anadolu topraklarından iten bu güç, hemen sonrasında uluslararası arenada her şeye kafa sallayan küçük oğlan hüviyetine bürünmüştü. Varoluşunun arkesi –en temel maddeciği- korku olan 1. Cumhuriyet, aynı zehri vatandaşına da enjekte ederek hastalığı genel geçer ve kabul edilir kıldı.

Bunlar aslında hep söylediklerimizden pek de farklı şeyler değil. 1. Cumhuriyet’in o karanlık ve baskıcı sistematiğini daha kapsamlı analiz etmek için Dr. Rıza Nur’un ‘Hayat ve Hatıratım’ ve ‘Lozan Hatıraları’ eserlerini tavsiye edebilirim.

Halka dayatılan ‘muasır medeniyet doktrinleri’ en çok Kürtler’i ve Müslümanlar’ı etkilemiş, kültürdeki evrimleşme zulüm boyutuna varmıştı, sadece Şapka Devrimi’ne muhalefet edenlerin bile derdest edilişini anımsayın.. Neyse… Özellikle son on yılda bu ‘Makûs durum’ tolere edilir hale geldiyse de, zurnanın son deliğine üflemeden beklenen nağmeyi duyamayacağız. O beste ise yeni Anayasa’dır, kim ne derse desin Anadolu medeniyetinin yeni bir kanun ve hüküm birliğine ihtiyacı had safhada.

Burada bir nokta açalım. İslami kesimi –muhafazakârlar da dâhil olmak üzere- AK Parti temsil ediyorsa, Türkiye siyasetinde Kürt cemaatinin siyasi tasarrufu da tabii ki BDP’dir. Aksini düşünmek saflık değil salaklık olur. Şimdi yazının girişinde neden durup dururken cemaatleşmenin doğal bir eğilim olduğundan bahsettiğimi anlamıştır birileri, sarışın-renkli gözlü-memuriyet kökenli bürokrat Türk cemaati kadar bu ülkenin zencileri olan Müslüman cemaati ve Kürt cemaati de genel çoğunluğu tesis eden üç büyük halk hareketini oluşturuyor.

Meşruiyetini baskı ve cinayetlerden alan katı ulusalcı laisist cephe erimeye yüz tuttu. Bugün CHP’nin –son kamuoyu yoklamalarına göre- oy oranı %22 ve giderek düşüyor. Liberal İslami kesim zaten iktidarda fakat Kürt hareketi artık ötelenen haklarını daha yüksek sesle talep ediyor. Bunu uzun süredir PKK aracılığıyla yürütüyorlardı, örgüt inanırlığını kaybetmeye başlayınca sivil toplum örgütleri ve en nihayetinde BDP üzerinden konuşmaya başladılar. Ben bu yazıyı yazarken -30 Eylül Cuma akşamüstü- haber bültenlerinde Meclis açılışında BDP’nin yemin boykotuna son vereceği haberi geçiyordu. Aklı selim bir karar, siyaset sorun değil sorumluluk sever; BDP bu adımıyla doğru yolu buldu. Kürt siyaseti ile Meclis çatısı cidden ihtiyaç duyduğu sol cephe eksiğini giderme şansı yakalar. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in BDP cephesini ziyaret etmesi de buzları çözmüştü. İşte bu noktada zannımca bir eksen kaymasına maruz kaldı BDP. Kalkıp CHP’yi ziyaret ettiler –edebilirler, bu rutindir aslında- ve inanılmaz bir hareketle ‘Kürt meselesinde çözüm noktasına CHP ile varabiliriz’ dediler.

Ya ben kafamı sert bir yere çarptım ve geçici zihin bulanıklığı yaşıyorum veya BDP yönetimi ‘Gardiyanına âşık olan idam mahkûmu’ psikozundan kurtulmamayı erdem zannediyor. Ülke ve milletin Devlet yapısına bir aparat olarak sunulmasını ve devlet kavramını fetişleştirmeyi siyaset sanan bir CHP ile BDP nasıl bir ortaklık güdecektir? 61 yıldır tek başına iktidara gelemeyen ve lideri Kılıçdaroğlu’nun inandırıcılık oranının % 14’e düştüğü bir CHP… Anayasa’nın ilk dört maddesini ‘Kırmızı Çizgi’ olarak gören ve dayatan bir CHP… Başkent siyasetinde kangren olan zihin trafiği, Meclis’in yeni döneminde tam katılım ve akışkanlık kazanacakken, yeniden tıkanmaya yüz tutabilir.

BDP’lilere hep yüklenen ‘Haydi PKK’ya terörist deyin’ kamburu kadar, ‘Türkiye Türkler’indir’ sloganları ve ‘Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu Türk yurdu’ ibareli Anayasa da Kürt realitesinin sırtında kamçı gibi şaklıyordu. Eğer ki BDP hala vizyonist demokrat AK Parti’ye dirsek çevirip, ezberlerin klasiği CHP’ye buse gönderecekse karşılığında alacağı tek şey yine inkâr yine yok sayılma ve ‘terörist’ yaftası yemek olur. Zira bir ulusalcıya göre bir Kürt sadece ‘terörist’, bir Müslüman ise yalnızca ‘geri kafalı’ olabilir.

Bütün bu gerçeklerin ışığında ‘Atatürksüzleştirilmemiş’ bir Anayasa, eski metinlerin milenyum versiyonu olmaktan öteye gitmez. Düşünün yeni araba alıyorsunuz fakat eski patlak lastiklerinizi o araca takarak seyahat etme huyunuzdan vazgeçmiyorsunuz.

Batı menşeli ve perde ardından Türkiye’yi manipule etmekten haz duyan ‘Büyük adamlar’ Atatürksüzleşebilmiş bir Türkiye’nin net demokrat bir kimliğe bürüneceğini bildiğinden yeni döneme çomak sokacaklardır. İsrail ve Ermeni sorunu üzerinden Ankara’yı vurmaya hazır bir Obama yönetimi var mesela karşımızda, seçim dönemine hazırlanan Başkan Obama kesif ve yıpratıcı bir gözlük takacaktır bize karşı. ‘Muasır medeniyetin’ istemeyeceği şey Türkiye’nin kendi rotasını çizip, Kazananlar Kulübü’nde aday olmasıdır. Bu nedenle Türkiye’nin ayağındaki prangalardan kurtulmasına da razı gelmezler; alın size ısıtıp ısıtıp sofraya getirilen Kürt sorunu ve kanayan yara Laik-Müslüman çatışması. Bu iki ağırlık, global güç odaklarının Türkiye’ye tasma niyetine taktığı iki subjektif travmadır.

Biliyorum ki mızıkçı CHP ve siyaset fakiri küçük muhalefet MHP sarılacak başka dal bulamadıkları için Anayasa’nın ilk dört maddesine sarılacak ve BDP’yi de yanlarına çekmeye çalışacaklar. Akıl tutulmasına maruz kalan BDP, bırak İmralı inisiyatifini hiç değilse kendi tabanının sesini dinlese çözümü antin-kuntin adreslerde değil, Başbakan Erdoğan’ın katışıksız özgürlükçü siyasetinde yakalayacaktır.

Samimi bir itirafta bulunayım mı? Hep aynı şeyi konuşmaktan sıkıldım, ezberlerimize olan köleliğimizden hem hayıflanıyoruz hem de kurtulmak için en ufak bir çaba harcamıyoruz.
Off!

HÜRRİYET’İN İRAN SEVGİSİ
Hürriyet Gazetesi günlerdir evire çevire aynı haberi aynı başlıkla pişirip pişirip gerek yazılı gerekse elektronik formatında veriyor.

‘İran, PJAK’ı bitirdi!’

PJAK, yan kolu olduğu PKK gibi bir terör örgütüdür ne var ki eylemlerine basamak edindiği Marksist perspektif ile İran toplumunda sıkıntı yaşayan Kürtler’in haklarını savunmak için yola çıkmıştır. Türkiye gibi İran da başkent merkezli bir siyaset güttüğünden ülkenin her noktasını aynı kalıba oturtmaya niyetlendi İslam devrimi sonrasında. Karşılıklı konuşulup masaya oturulsa belki sorun bu noktalara gelmeyecekti.

Öyle yahut böyle, PJAK’ın yenilgisini bu derece ballandırarak manşetine taşıyan Hürriyet kurmaylarının gerçek niyeti PKK üzerinden Türkiye Kürtleri’ne göndermede bulunmaktır. ‘Bakın İran yaptı, biz de sizin başınızı ezeceğiz’ demeye getirmektir. Lafı gediğine değil, ayıbın merkezine koymaktır.

Gerçi daha düne kadar eleştirdiği ‘patronun’ gazetesine transfer olup başyazarlığa soyunan bir Yılmaz Özdil’in bulunduğu bu Nasyonalist bültenden başka bir şey de beklenmez.

BEN YANDIM, SİZ YANMAYIN!
Hani ‘Trafik kazasında yaralananlara devlet ücretsiz sağlık ve tedavi hizmeti sunacak’ denmişti ya… Yalan!

Diyelim ki –Allah muhafaza- trafik kazası yaptınız ve maalesef olayda bir de yaralı var. Biliyor musunuz ki o an yaralıyı kucaklayıp hastaneye götürmeniz suç! Evet, suç! Polis çağıracaksınız olay yerine, yalnız aradığınız zaman ‘Yaralamalı kaza var’ deyin yoksa gelmezler, polis amcalar gelip zabıt tutacak, sürücülere alkol ve uyuşturucu testi yapılacak, bu esnada yaralı kişi hala daha nalları dikmediyse tedavi altına alınacak.

Kazadan sonra sen git hastaneye, -devlete bağlı sağlık kurumlarından bahsediyorum elbette- ve ‘Ben geldim’ de, ‘E, bana ne’ diyecek muhatabınız. Kazın ayağı zannettiğiniz gibi değil yani.

Kaza yapmak suç, kaza mahallini terk etmek suç, peki orda can çekişen yaralıyı bekletmek suç değil mi?

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Geçirdiğim trafik kazası sonucunda bir haftadır boyun ağrısı çekiyorum da o yüzden! Allah’tan devletten beklentisi çok olan biri değilim, kendi tedavimi kendim sponse ettim, yoksa daha çok beklerdim.

Son söz; iyiyim, incinen boynum da düzeldi, yalnızca sizi uyarayım dedim!

twitter.com/ozanincesarac
 

Son Güncelleme 1 Ekim 2011 | 10:49




  • Yorumunuz: