Mustafa Sait Onuk
mustafasaitonuk[@]hotmail.com
Merhabalar, ben Mustafa Sait 24 Mayıs 1993 Adıyaman doğumluyum. İlköğretim ve lise hayatımı doğduğum büyüdüğüm Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde bitirdim. Üniversite hazırlık öğrencisiyim okumaya yazmaya ve bir şeyler çizip yaratmaya meraklıyım. Henüz hiç bir şekilde bir ödüle veya takdire layık görülmesem de yazacağım ve yazmaya devam edeceğim. Teşekkür ediyorum. Sitenizi beğeni ile takip ediyorum…
etiketler: mustafa sait onuk genç yazar on5yirmi5 islamofobi The İmam filmini bilirsiniz. Bir imam, uzun saçlı, motosikletli modern hayat dediğimiz şeye uyan bir delikanlı anlatılır filmde. Uymadı değil mi, kafamızdaki imam modeline? Nasıl ya, hani bu imamın uzun sakalı tespihi, imam dediğin motosiklet mi kullanırmış, uzun saç mı bırakırmış? Böyle soru çağrışımları hafiften geliyor değil mi? Cevabını vereyim.
Gelin hep beraber kafamızdaki kalıplaşmış şu imam ya da dindar modelini kırıp atalım. Neden bir imamın, dindar bir insanın uzun saçı olmasın? Peygamberimiz (s.a.v) de uzatmamış mıydı saçlarını. Bizlere dindarlığı, insanlığı, imamlığı öğreten insan, neden olmasın ki, kötü bir şey olsaydı yapar mıydı imamların imamı Efendimiz (s.a.v) ?
Bir sorum olacak.
Şu devirde eskilerden bir İslam alimi tekrar dünyaya gelse sizce tekrar sakal uzatır mıydı? Kendi cevabımı vereyim. Uzatmaktan kaçınırdı bence, ön yargılardan kaçardı. Yeni nesilden kaçardı. Şöyle biraz dinden uzak, parası bol emperyalist dünya hayatına uyan bir insandan şöyle bir yorum gelecektir muhtemelen; Amerikan film repliğiyle betimleyelim: "Hey dostum, bakar mısın şu sakallı yobaz herife" böyle yorumlardan kaçardı. Kocaman bir önyargıyla yobazlık yakıştırmasından kaçardı. Bu sakalla insanlığa bir şeyler katamayacağından korkardı ve sakal uzatmaktan kaçardı. Kötü bir şey olsa uzatır mıydı sakalını peygamber?
Geçenlerde memleket dışına çıktım. Ve bir cuma günü cuma namazını kılmak için camiye gittim. Camiinin içerisi sıcaktı. Kapının önündeki banklarda ezan sesini bekleyedurdum. Ve iki amcamızın sohbetine şahit oldum. Camiye giren bir genç hakkında konuşuyorlardı. Anladığım kadarıyla genç küpe takıyormuş, sakalına falan biraz şekil vermiş. Amcalarımızdan biri "böyle şey mi olur" diyor kızarak, "bunun namazı kabul olur mu hiç" diye ekliyor diğer amcamız. İçim burkuldu. Ses çıkartamadım. Kutsal dinimize karşı önyargılarımız kulla Allah arasına girecek kadar mı arttı? Genç cuma namazına gidecek iradeyi göstermiş ve camiye giriyor. Rabbim onu huzuruna o şekilde kabul etmiş. Bey amcalarımız razı gelmiyorlar. Ne kadar da hayret verici bir durum böyle...
Bu şekilde onlarca örnek ve yorum sıralayabiliriz. Özet geçelim.
Kendi insanımıza, kendi dinimize kin tutar olduk. Nasıl kalıplaştırmışız dinimizi bu kadar. O kalıba sığmayanı nasıl da dışlıyoruz. Ön yargılarımız ne kadar da zarar veriyor bizlere. Kul ile Allah arasına girmeyelim. Kimseyi kendi doğrularımıza sokmaya çalışmayalım. Dinimizin belli kuralları ve yol göstericiliği var. Mezhepler farklı olur. Yaşayış biçimi farklı olur. Kişinin kendi kuralları farklı olur. Ama sonuçta yüce dinimizin bizi götürdüğü tek yol var. Hangisinden girsek ulaşacağımız tek bir yol var. Ayrıntılara takılıp birbirimizi üzmeyelim.
Önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha kolay olsun.
Allah'ın selamı üzerinize olsun...
Son Güncelleme 1 Temmuz 2011 | 16:41