Mustafa Çamlıca
camlica88[@]hotmail.com
988 yılının Temmuz sıcağında açtım gözlerimi Dünya'ya. 2005 yılında Haymana Lisesi'nden mezun oldum. Lise yıllarımda kompozisyon derslerinde hep yüksek puan alır ve öğretmenlerimin takdirini kazanırdım. İlkokulda da sınıf öğretmenim beni ''Türkçecim'' diye severdi :)
Edebiyata, yazmaya hep ilgi duymuşumdur. Amatör şiir çalışmalarım oldu lise yıllarında. Bu şiirleri ajandamda biriktirmiştim. Necip Fazıl Kısakürek üstada küçüklüğümden beri büyük bir hayranlık duyarım. Kısa cümlelerin içinde kocaman bir Dünya, derin bir mana gizlemiş. Eğer bir şair olsaydım Kısakürek üstadın izinden giderdim. 2006 yılında Dumlupınar Üniversitesi Şaphane Meslek Yüksek Okulu Büro Yönetimi ve Sekreterlik bölümüne girip 2008 yılında mezun oldum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterlik, Müşavirlikler,Kültür Sanat ve Yayın Kurulu, Milli Saraylar gibi çeşitli alanlarda branş stajı yaptım. Ardından Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü ile devam ettim. Bu süreçte Başkent İletişim Bilimleri Akademisi'nde Rüştü Asyalı, Bülent Özveren, Rıza Okur, Hakan Urgancı gibi deneyimli hocalardan 'Diksiyon' ve 'Spikerlik-Sunculuk' eğitimi aldım. Kanal 24'te ve Kanal 12'de çalıştım. Sunuculuk, seslendirme alanlarında deneyim kazandım.Bir siyasi partide uzun süreli 'Siyaset Eğitimi' aldım. 2010 yılından beri Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nda çalışmaktayım.
- Önceki Yazıları
-
10.Haz :
Genç Nesil Üzerine köşe yazısı
etiketler: mustafa çamlıca genç yazar genç nesil üzerine on5yirmi5 Televizyon, internet, cep telefonu olmadan önce hayat nasıldı hiç düşündünüz mü? İnsanların birbirleriyle mektuplaşarak haberleştikleri, duygularını el yazısıyla anlatanların zamanına doğru bir seyahate çıkalım mı sizlerle, ne dersiniz ?
Birbirini seven iki aşık… Uzak diyarlarda, gurbetteler birbirlerine. Sevdiğinin sesini duymak için neler vermezdi ki aşıklar? Özlemlerini anlatmak için mektup yazıyorlar birbirlerine. Şimdilerdeki gibi basmakalıp cümlelerle değil, kalbinden nasıl geçiyorsa, en saf haliyle yazıyorlar. Şimdilerdeki gibi sahte değil sevdalar, özlemler,inançlar… Bozulmamış haliyle, en temiz hislerle sesleniyorlar birbirlerine ve öyle bir güven var ki aralarında sarsamaz hiç kimse. İşte öyle bir zaman onlarınki.
Şimdilerde durum öyle değil. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlar da 'gelişti'. Sevgi, saygı, güven gibi değerler bambaşka hallere büründü. Ne de olsa evren küreselleşiyor değil mi? Küreselleşen dünyada bunlar da değişmeli öyle ya..! Televizyon ve internet toplumun ahlaki yapısını bozdu ve oralarda gördüklerini hayatlarına uyarlamaya çalıştılar. Dizilerdeki hayatları yaşama çabasına koyuldular. Elbette hüsranla sonuçlanıyordu bunlar. Çünkü ekranda gördükleri yaşantıların ahlaki bir temeli yoktu. Mesela; liselilerin dizisi var kanalın birinde. Adı; Arka Sıradakiler… Hiç dikkat ettiniz mi çevrenizdeki lise öğrencilerine bilmiyorum. Ben gözlemliyorum ve liseli kızlarımızın hali hiç iç açıcı değil. Dizideki karakterlere yönelik bir özenti içerisindeler. Öğrencilik adabına yakışmayacak şekilde mini eteklerle okula gidiliyor. Daha acayipi de aileler bu değişimi normal karşılıyorlar. Öyle ya 'batılılaşıyoruz' ve git gide batıyoruz. Bir şairin dediği gibi; "Batı batı diye batıyoruz." Batının fennini, bilimini alma, sen tut ahlaki yapımıza uygun olmayan modasını, içkisini, fuhşiyatını al ve tatbik et. Çanakkale’de savaşan dedelerimiz, ninelerimiz kimler için savaştı dersiniz? Şimdiki bu özenti gençlik için mi? Türkçesini bozup da 'paşa' yerine 'pasha', 'Kübra' yerine 'qubra' yazan bu nesil için mi? Heyhat, çok yazık bize. Bu mevzu ile ilgili bir gözlemimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Yaklaşık 5 ay önce bir okulun önünden geçerken, yol kenarında sarmaş dolaş kız ve erkeğe rastladım. Sokak ortasında öpüşüyorlardı. Sırtında çantasıyla bir ilkokul öğrencisi yol ortasında durmuş, bu abi ve ablasına bakıyordu. 'Acaba ne yapıyorlar?' diye bir merak vardı gözlerinde. Bu saf (temiz) aklı ve kalbi karartmaya hakları var mıydı bu gençlerin? Bu ahlaki çöküntüden dolayı etkilenen minik öğrenci eve gidince anne babasına sorsa, ebeveyni acaba ne cevap verecekti? Kendimden utandım orada. İnsanlığımdan, bir şey yapamayışımdan utandım. Yazımın başında da bahsetmiştim ya hani. Toplum; internetle, televizyonla bozuldu. Dışarıdan fetih devirleri bitti. İçerden gizli fetihler yapılıyor şimdi. Eğer bir önlem alınmazsa, çok daha vahim sonuçları olacak bunların. Akl-ı selim olan düşünür bunları. Vatanını, milletini seven, istikamet üzere olan haykırır bu düzene.
Ümitvar olmak istiyorum. İstikbalde; inançlı, vatanına ve milletine hizmette yarışan bir nesil yetişeceğine inanmak istiyorum. Osmanlı’nın bu topraklarda yeniden dirileceğini görmek istiyorum.
Ben; ülkemin silkelenip özüne dönmesini görmek, dosdoğru istikamet üzerine olan bir genç nesille buluşmak ve onlarla sarsılmaz, inançlı yeni Türkiye’yi inşa etmeyi düşlüyorum.
Halet-i ruhiyemden ne geldiyse…
Son Güncelleme 10 Haziran 2011 | 09:34