Anasayfa / Yazarlarımız / Hatice Özgiden / Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak


etiketler: hatice özgiden sinyora enrica

Ali İlhan’ın ilk uzun metraj filmi olan Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, aslında hep bildiğimiz, filmin odağında yaşlı kadın/erkek ve genç kız/erkek ilişkisinin sıcaklığında kimi zaman komik kimi zaman hüzünlü olan hikayelerini anlatıyor. Bu merkezde ilerleyen konu, bize yeni bir şey gösteremiyor: Gencin saflığı yaşlı olanı etkiliyor ve yaşlı olan bilgisini genç adama vermeye razı oluyor… Küçük dünyasında yaşayan toy delikanlı, kendi kültürünün dışında yeni bir kültüre alışmaya çalışırken bu yabancı kadın, ona yardımcı olarak gelişimine destek olur. Diğer açıdan bu iki “arkadaş”ın farklı kültür ve dile sahip olmaları da daha önceden konu edinilen, kimi Türk filmlerindeki, Rum yaşlı kadın-Türk genç erkek dostluğunu anlatan filmleri hatırlatıyor.

Başından itibaren aşağı yukarı sonunu da tahmin edebildiğimiz bir film izlemeye başlıyoruz. Yönetmen, senaryosunu da yazdığı filminde, paralel anlatımlara yer verdiği sahneler, sinematografik bir anlatımdan çok, koyması gerektiğini düşündüğü için koyulmuş sahneler olarak kalmışlar. Örneğin; filmin başında, Ekin (İsmail Hacıoğlu)’den hoşlanmayan Sinyora Enrica (Claudia Cardinale), oğlu Giovanni (Teoman Kumbaracıbaşı), kapıya dayanıp da zorla para istediğinde, Ekin’in olaya karışması ve oğlunun Ekin’i yumruklayıp yere serdiğinde, Sinyora Enrica, Ekin’in başında “Ekin, Ekin, Ekin…” diye seslenerek onu uyandırmaya çalışır. Aynı sahnenin yerdeki karakterler değişmiş halini Enrica’nın “oğul” olarak kimi kabul ettiğine yönelik bir anlatım var; ancak filmi izlerken bu tarz bir duygusallığı hissedemiyorsunuz.

Siyora Enrica, Ekin’i sadece oğlu yerine koymuyor; Ekin, Sinyora Enrica’nın hem hayırsız oğlu hem de yıllar önce kaybettiği kocası. Aslında Sinyora Enrica, yalnızlığının içinde, hayatından isteyerek ya da istemeyerek çıkardığı iki erkeğin yerine Ekin’i koyuyor ve onu da bir İtalyan’a dönüştürmeye çalışıyor; ta ki Ekin’in, Maria (Nilay Cennetkuşu)’yla birlikte oldukları gecenin ertesi Maria’yı başka biriyle eğlenirken görene kadar… Bu dakikadan sonra Ekin, kendi kültürünün ahlaki değerlerine göre yargılar veriyor.

Film, bir zamansızlığı barındırıyor: Filmin başında Ekin kaç yaşında, geçmişine (Sinyora Enrica’nın evinde kaldığı zamanlara) döndüğündeki zaman hangi yıllar; Sinyora Enrica, neden birden bire Ekin’in dil kursuna gitmesi yerine ona kendisi ders vermeye karar verdi, Ekin sadece bir kez gittiği kursun kendisine faydası olmayacağını nasıl anladı, filmin cevap veremediği boşluklar olarak kalıyor. Bazı sırlarsa nedense bizi dinmek bilmeyen bir merak içine sokamıyor. Sinyora Enrica’nın dolabında sakladığı, kimseye içirtmediği şarabının gizemini o açıklayıncaya kadar merak etmemizi gerektiren bir durum da yaşamıyoruz.

Hikayenin geçtiği Rimini’ye dair çok az görüntüyle karşılaşıyoruz. İtalya’ya ait çok az  görüntü var ki belki de filmin İtalya’da geçtiğini, konuşulan dilden ve konuşulanlardan anlamasak bilemeyeceğiz. İtalya’dan çok filmin bir evde geçtiği söylenebilir. İtalya’nın sokaklarını, evlerini, o dönemin (hangi yılsa) sosyal hayatını, yönetmenin bize göstermesi, en azından Ekin’in neden orayı seçmiş olduğuna dair bizde de etkileyici bir iz bırakabilirdi.

Yönetmenin ilk filmi olmasından dolayı heyecanı, İsmail Hacıoğlu ve Claudia Cardinale’nin oyunculuğu bizim de filme dair umudumuz; ancak bu rolünün hakkını veren iki oyuncu olmasaydı film belli bir ortalamayı yakalayabilir miydi, bilemiyoruz. Konu olarak içten, samimi bir hikaye ortaya çıkabilirdi. Tam olarak bunun aksini de iddia edemeyiz; ama hikayenin, izleyicide yarattığı anlık sevinç, üzüntü, hüzün, kızgınlık vb. duyguların oluşmasını sağlayamıyor. Hikaye, olay örgülerini bir araya getirirken bilindik ana noktalara değinerek klasik bağlar kuruyor ve parçalarda olmadığı gibi bütünde de duygusal anlar yaşayamıyoruz. Bu iki insanın birlikte olamaması,  sevince ya da heyecana sebep vermediği gibi sondaki buluşamamaları da üzüntüye sebep olamıyor.
 

Son Güncelleme 11 Nisan 2011 | 11:18




  • Yorumunuz:

  • sami
    öncelikle filmi izlediniz mi bilmiyorum.Ekin filmde Maria'yla değil,Valentina(Lavinia Longhi) yla birlikte oluyor.Zaten ilk geldiğinden beri Valentina a aşık.Film kusurları olabilir ama herşeye rağmen eğlenceli ve izlenmeye değer bir film.
    25 Eylül 2011 12:48
  • fatma
    Film sanırım çok iyi değilmiş ama anlatımdan yine de izlenebilecek bir film olduğu izlenimine kapıldım, umutlandım. En azından son yıllarda çekilen saçma komedimsi filmlerden olmaması bile benim ilgimi çekiyor. Bu film sanırım bir çok yerde vizyona da girmedi benim haberim olmadı en azından. teşekkürler.
    11 Nisan 2011 14:06