Anasayfa / Genç Kalemler / Hasip Çifci / Şükrün Acizi

Şükrün Acizi


Hasip Çifci

Esselam, ben Hasip ÇİFCİ, Mart ayının 2. günü senelerden 1986 Konya civarı doğumluyum. İlkokul ve orta öğretimimi çeşitli illerde olmasa da çeşitli semt okullarında tamamladıktan sonra zanaat altın bileziktir diye yollanılan meslek liseli bir mağdurum. Mağduriyetimin tescilini Selçuk Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulunda tescillendirmek üzere aldığım ön lisans diploması ile yaşamımın devamını merakla izliyorum. Yoldüşleri dergisi ve sitesinde başlayan edebiyat merakım zamanla çeşitli site ve dergilerde yer almaktadır (Filbahar, Şehrengiz, Nakkasiye.com) ile devam eden yolum nakkasiye.com edebiyat ve kültür sitesi yönetiminde devam eylerken şimdilerde halen www.kitaphaber.com.tr sitesinde yazma ve okuma alışkanlığımın ilerlemesi için uğraş veriyorum. Bununla birlikte çeşitli güncel konularda yazı yazmaya devam etmekteyim. Kısa süre sonra bu alışkanlıklarımı kendi hazırladığım bir projede daha sizlerin ve dostlarımızın desteği ile hep birlikte devam ettirmek niyetindeyim. Selam ve Muhabbetle...
  • Önceki Yazıları
  • 05.Eki : Şükrün Acizi köşe yazısı
etiketler: hasip çifci şükür acizlik

Yaşadığımız şehrin, aldığımız nefesin, kazandığımız dünyalığın, gördüğümüz gözün, tuttuğumuz elin yani hemen her şeyin acizi haline geldikse, şükür yoksulluğu içinde kıvrandığımızın bedeli olsa gerek. Her gün akşama kadar gördüğümüz yahut görüştüğümüz herkesin ağzından düşen doyumsuzluk ifadeleri yer yeri sizi bile çileden çıkarır hale getiriyor.

Suskunluğumuzu sardığımız bir sigara arasında düşünüp, yanına bir barak demli çayı misafir edince elimizdeki kalan malzemenin değersizliğini veya ne derece değer kaybettiğini anlıyor olmaktan yeri gelince tiksiniyoruz. Kılımızı kıpırdatamadan oturmak susmak konuşmaktan yeri gelince aciz kalmak bir bir bunların hepsi bizi çıkışı olmayan karanlıklara itiyor. Elimizde olanlara şükretmek yerine isyan edip küfürler etmeye öyle alışmışız ki bu hepimizin ortak alışkanlıkları haline gelmiş.

Bunları daha ileriye götürüp şükür tevazuu ile şakalaşmaya çalışan acziyetimiz de yok değil. Örneğin işlerin nasıl diye sorduğumuz ticaret erbabından aldığınız “çok şükür kötü” cevabı yüzünüze bıraktığı acı bir tebessümle birlikte içinizde keskin kırıklara yol açıyor. Umutsuzluk kuyusuna düşen birini tedavi edebilmek için elinizdeki malzemenin kalitesi düşükse ya ardınızı dönüp uzaklaşmak istiyor ya da uzun uzun işe yaramaz bir hayat felsefesini dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

Hasılı kelam esasında unutkanlıklarımız haline gelen hayatımızın temel taşlarını bir bir kaybediyoruz. İçten içe kemirilmiş içi bom boş bir ağaç kütüğünden farkı kalmamış, kendimize ve başkalarına faydası olmayan insanlar haline gelmişiz de haberimiz olmamış.

Kendimize biçtiğimiz yeni elbiseler içinde ne denli komik bir duruma düştüğümüzü görseydik eminim kendimize bir hayli gülerdik. Üzerimizde bir düzine kemirgen, bize ait olan asli sebebiyeti kemiriyor ve biz farkında olmadan aslımızın üzerine toprak atıyoruz.

Yazık ki son zamanlarda elimizde kalan son değerli incileri de kaybediyoruz. Önlem almaya çalışmıyoruz, önlem almak istediğimizden de şüpheliyiz, önlem almamız gerektiği hakkında şüphelerimiz var hepimize düşen ucuz bir sus payı olmaktan fazlası değil ve bu hal artık çok kan kaybına sebebiyet veriyor…

Her şeye rağmen, hatta hiç yoktan, zamanlı, zamansız her an için çok şükür diyebileceğimiz zamanlara inşallah…
 

Son Güncelleme 5 Ekim 2011 | 17:27




  • Yorumunuz: