Anasayfa / Genç Kalemler / Gürkan Canpolat / Medine Anayasası ve Toplumsal Birliktelik

Medine Anayasası ve Toplumsal Birliktelik


Gürkan Canpolat

etiketler: gürkan canpolat medine anayasası

610 yılında Hz. Muhammed (S.A.V.), Allah tarafından peygamberlik göreviyle onurlandırılmış ve son Hak dini İslamiyet’in kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim vahiy olunmaya başlanmıştır. Bu süreçten sonra İslamiyet’i yaymaya başlayan peygamberimiz, vefat etmeden önce de İslam Devleti’nin temellerini atmıştı. Peygamber Efendimiz 622 yılında Medine’ye hicret ettikten sonra, kitâb ya da sahife ismiyle yazılı bir anayasa hazırlatmıştır. Bu belge, İbni İshak’ın siyerinde geçmektedir ve bugün Medine Vesikası ya da Medine Site Devleti Anayasası olarak anılmaktadır.
 
Bu belge pek çok bakımdan önem teşkil etmektedir. Her şeyden önce, İslam tarihinde o zamana kadar böyle, yazılı bir anayasa yapılmamıştır. Dolayısıyla Medine Anayasası, İslamiyet’te genel hak ve görevleri tespit eden ilk yazılı anayasadır. Anayasa, kırk yedi maddeden ibaret olup, Medine’de yaşayan bireylerin ilişkilerini düzenler niteliktedir. Elbette ki bu maddeler İslam Hukuku’nun tüm hükümlerini derleyen kurallar silsilesi değildir, ancak metnin tamamı incelendiğinde Anayasa Hukuku ile ilgili bazı konularda düzenleyici hükümlerin yer bulduğu görülür. Bununla birlikte bu anayasanın çok önemli birleştirici unsurları da bulunmaktadır. 600’lü yılların Medine’si sosyolojik olarak incelendiğinde şehirde sadece Müslümanların değil, aynı zamanda Yahudilerin de yaşadığı bilinir. Dolayısı ile yapılan Medine Anayasası sadece Müslümanları değil, orada Müslümanlarla birlikte yaşayan Yahudileri ve hatta müşrikleri de ilgilendirmekteydi. Bundan dolayı anayasanın maddelerinde her iki dine mensup bireylerin ve de müşriklerin uyması gereken kurallar belirtilmiştir. Bununla birlikte anayasa, Müslüman olan veya olmayan Medine Şehir Devleti vatandaşlarına danışılarak ve Medine halkını teşkilatlandırma amacı güdülerek yapılmıştır. İşte, Medine Anayasası bu özelliği ile toplumsal bir birliktelik yaratmış ve bir arada yaşama sanatını insanlara aşılamıştır.
 
Günümüz araştırmacılarından Ali BULAÇ, doksanlı yılların başından itibaren araştırma sahasını bu tarihi önem taşıyan vesikaya yöneltmiş ve bu konuda birçok makale kaleme almış, birkaç tane de kitap yayımlamıştır. Araştırmacı, yakın dönemde meydana gelen Arap-İsrail Savaşı’nın, Azeri-Ermeni çatışmasının, Balkanlardaki etnik durumun ve bunun gibi diğer, farklı gruptaki insanların bir arada yaşama yolunun Medine Anayasası’ndaki gibi bütünleştirici bir birliktelikten geçeceğini belirtmektedir: “Medine Anayasası’nın genel hükümlerinden başka sonuçlar da çıkartılabilir. (…) vesika’nın bizim için önemli tarafı, 622 yılında yazılı bir belge olarak üç ayrı dinî ve sosyal blok arasında karşılıklı görüşme ve anlaşma sonucu kaleme alınması ve uygulamaya konulmuş olmasıdır…”[1] Bundan başka, İslam Hukukçusu Hayrettin Karaman, Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin sadece Müslümanların değil, diğer ümmetlerin de siyasi lideri olduğunu belirtmekte ve bunu da yine vesikaya dayanarak kanıtlamaktadır.
 
Bir maddesinde belirtildiği üzere: “Bir harp vukuunda Yahudilerin masrafları kendi üzerine ve Müslümanların masrafları kendi üzerinedir. Muhakkak ki, bu sahifede (yazıda) gösterilen kimselere harp açanlara karşı, onlar kendi aralarında yardımlaşacaklardır. Onlar arasında hayırhahlık ve iyi davranış bulunacaktır. (Kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareketler olmayacaktır.” Bu maddenin diğer bendinde ise şöyle deniyor: “Hiç kimse müttefikine karşı bir cürüm ika edemez; muhakkak ki zulmedilene yardım edilecektir.” Görüldüğü üzere anayasada, bir arada yaşamanın sonuçlarından biri olan; savaşlarda yardım meselesi bahse konu ediliyor. Başka bir maddede ise: “Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın ve onlara karşı olanlarla yardımlaşılmaksızın. yardım ve müzaheretimize hak kazanacaklardır.” Medine Anayasası’nın 46. Maddesinde ise birliktelik için bu kurallara uyulması gerektiği şu şekilde belirtilmiştir: “Bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler için ihdas edilen şartlar, aynı şekilde Evs Yahudilerine, yani onların Mevlâlarına ve bizzat kendi şahıslarına, bu sahifede (yazıda) gösterilen kimseler tarafından sıkı ve tam bir muhafazakârlık ile tatbik olunur. (Kaidelere) muhakkak riayet edilecek, bunlara aykırı hareket olmayacaktır. Ve haksız şekilde kazanç teinin edenler, sâdece kendi nefsine zarar vermiş olurlar. Allah bu sahifede (yazıda) gösterilen maddelere en doğru ve en mükemmel riayet edenlerle beraberdir.” İşte, bu maddeler, anayasada birlikte yaşama sanatının ne derece sağlam işlendiğini kanıtlayan maddelerdir.
 
Genel hatlarıyla yürütme ve yargı işlevlerine ait birkaç mesele de bu anayasada yer almıştır. Öyle ki, farklı zümrelerden meydana gelen Medine vatandaşlarını, tâbi olacakları hukuk kurallarında serbest bırakan Medine Anayasası, yasama hususunda bir takım kurallar da belirtmektedir. Tüm bunlar, İslam tarihinin ilk yazılı anayasası olan Medine Anayasası’nın birlikte yaşamaya ne kadar önem verdiğini kanıtlamış ve birlikte yaşama sanatının icra edilmesi için uygun ortamı hazırladığını göstermiştir.


[1] Ali Bulaç, “Medine Vesikası Hakkında Genel Bilgiler”, Birikim Dergisi, Sayı: 38-39, Haziran-Temmuz 1992
 
Son Güncelleme 16 Kasım 2011 | 10:39




  • Yorumunuz: