etiketler: feyza bayındır zaman Bazı günler yağmur yağar / Bazı günler kanlar, hayatın damarlarından.
Kine tabir edilen ve hep sol yana tükürülerek uyanılmış kimi rüyalara uyanırız. Ve kimi zamanlar rüyalar uyandırır bizi, güzel bir uykuya.
Böyledir hayat, akrebin ağır adımlarına dayanamadığı da olur insanın, yelkovanın sabırsızlığına kızdığı da...
Kardeşim zaman,
Bunca nefes soluklanmadan ve durmadan yürüdüğüm her adımda yanımda oldun. Ne güzel bir dostsun. El aman istediğimde bile yılmadın akışından, hep aynı hızda ilerledin. Hep aynı hız dedimse, kalbimin ritmine uymadığın ve sana kırgınlıklarım olmadı değil.
Bende seni kızdırmış olmalıyım bazen, aslında bundan eminim. Kıymetini bilemediğim anlar yok değil. Nasıl geçtiğini anlayamadan kaçırdığım planlarımın faturasını, yokluğuna kestiğimde oldu haksız yere.
Seni kızdırsam bile, yanımdan hiç ayrılmadan devam etmeni vefana mı, dostluğuna mı vermeliyim bilemedim...
Kardeşim zaman,
Bugün ağaçların, yılın hep aynı mevsiminde olduğu gibi sararan yapraklarının altında üşürken yine anımsadım seni, kulaklarını çınlattım. Hep yanıbaşımda olmana rağmen seni değişiklikler esnasında ve ara sıra farkediyor olduğumu görmek içimi burmadı değil, yalan yok.
Kırılma bana ne olur. Unutmak ruhumun soluk borusu. Bilirsin ki, bazen herşeyi sana bırakıp, nefes alabilmek için beklediğim çok oluyor. Ki, bunu da bana öğreten sendin yolculuğumuzda. Rakamlardan ve takvimlerden önce hemde. Beklemeyi ve sabretmeyi sen öğrettin bana.
Kardeşim zaman,
Nicedir konuşmak istiyorum seninle, yapraklar bahane. Oyunbozanlık etmek istemem ama arada durmanı istemiyor değilim. Gülücüğümün yüzümde asılı durduğu o anlarda, ya da huzurla dolu bir kalp atımında. Gaflet makamından konuştuğumu sanma sakın. Bunu uzun uzun düşündüm. Evet, şimdiye kadar kıymetini hakkaniyetle bilemediğim doğru fakat bunu isteyecek hatırım vardır diye ümit ediyorum. Beni bir kenara bırakalım, bunu en çok senin için istiyorum. Endişe ediyorum, hep seni soruyorlar, failini arıyorlar kayıplarının. Her ne olsa yeryüzünde, ilk sorulan “ne zaman” oluyor. Eşgalini vermek istemem ama yakalanacaksın günün birinde diye korkuyorum.
Kendini tüm varlığınla hissettirip, bu kadar saklı durabilmeyi nasıl başarıyorsun bilmiyorum. Ama takipteler bunu bil! Saatlerle takvimlerle takip ediyorlar seni. Arada belki biraz durmalısın. Ve gerçekten soluklanmalısın. Yoksa durmamak mı seni besliyor, bunu da bilmiyorum.
Kardeşim zaman,
Sen belki durursan ya da en azından daha yavaş ilerlersen bazı şeyler daha düzgün olacak. Biz insanlar birbirimize kırgınlıklarımızı öfkemizi unutacağız. “Çok zaman geçti, o eskidendi” diyemeyeceğiz geçmiş günler için. Yardım çığlıklarıyla inleyen biri olduğunda, yüzümüzü dönmeden evvel, aynı Adem’in evlatları olduğumuzu, kardeş olduğumuzu unutmayacağız. Kabil’in ihanetini kardeşliğimizle bağışlayacağız. Daha fazla Habil’e zarar gelmemesi için çırpınacağız.
Sen daha yavaş ilerlersen, bu kadar hor tüketmeyeceğiz insanlığımızı. Tokluğumuza kanıp, açlığın tahribatını unutmayacağız. Pek de kolay olmayacak her koyunu kendi bacağından asmak. Bir kurşun, namlusundan o kadar güçlü çıkamayacak, bir başka cana zarar verecek küstahlığı bulamayacak belki de kendinde...
Kardeşim zaman,
Bütün bu dediklerimi dikkate almayacaksan, sakın bize bir daha teselli naraları atma! Herşeyin ilacı olduğun masalıyla bizi kandırma. Dost acı söyler. İnsanlığımız akıp gidiyor sarkaçlarından, eğer sen bunca hızlı olmaya devam edersen biz kopup kıyametin olacağız, hep birlikte sensizliğe gömeceğiz kendimizi. İnsanlığımıza kıydığımız gibi, kıyacağız dünyaya da...
Son Güncelleme 18 Kasım 2011 | 13:56